Gündem

Cebel-i Tarık Tüneli

Cebel-i Tarık Tüneli

Abone Ol

Bir an Tarık Bin Ziyad‘ın "Ey Müslüman kahramanlar! Nereye gidiyorsunuz? Düşününüz ki, önümüz düşman, arkamız denizdir" nidasını duyar gibi oluyoruz. Bu düşünce harmanı içerisinde iken Dr. Sılay‘ın sesi yükseliyor: "Nuri Pakdil  sohbetlerinde sık sık arkadaşlar gemileri yakalım, dermiş" diye...

Dünyânın çeşitli devletlerince boğaz altından bir tünelin geçirilmesi düşünülmüş ve plânı hazırlanmış ise de tatbik sahasına konulmamıştır. Afrika ve Avrupa kıtalarını birleştirecek olan tünel, Panama Kanalı ve İngiltere-Fransa arasındaki Manş Tüneli gibi, dünyanın en büyük mühendislik harikaları arasına girecek.

Cebel-i Tarık kenti tipik  tarihi dokusunu aynen muhafaza ediyor. Gözetleme kulesi, kalesi, balıkçı sığınakları, limanı ile Akdeniz ile Atlas okyanusu arasında yerine almış. Burnun bir köşesi Atlas Okyanusu sahilleri gruptan özellikle gençler deniz kenarına inerek ayaklarını Atlas Okyanusu‘nun tuzlu sularına sokuyor. Hava bir sıcak olsa sahilde bunalan herkes hemen kendisini denize atacak durumdalar. Şehir tenha boş gezenler turistler bahçelerde oturarak denizi seyretmeyi yeğliyorlar.

Cebel-i Tarık‘tan Malaga‘ya dönüş yoluna başladığımızda yüksek bir tepeye gelince mola veriyoruz. Karşı kıyılar Magrib kıyıları boğazın en dar bölgesi hava puslu olmasa karşı kıyılar daha net görülecek durumda. Tarık bin Ziyad‘ın gemilerle gelişini ve İber Yarımadası‘na çıkışını  konuşuyoruz. Gemilerin bu kıyılarda yakılışını konuşurken bir anda sanki o günleri yaşar gibi oluyoruz. Bir an Tarık Bin Ziyad‘ın "Ey Müslüman kahramanlar! Nereye gidiyorsunuz? Düşününüz ki, önümüz düşman, arkamız denizdir" nidasını duyar gibi oluyoruz. Bu düşünce harmanı içerisinde iken Dr. Sılay‘ın sesi yükseliyor: "Nuri Pakdil  sohbetlerinde sık sık arkadaşlar gemileri yakalım, dermiş" diye...

Marbella

Dönüş yolumuz üzerinde Marbella bulunuyor. Sahil kenti, yarım ay şekline sahile uzanıyor. Orasında yeni liman ve limanda yatlar bulunuyor. Sahilde cafeler ve restoranlar sıralanmış. Markaların hakim olduğu butikler, mağazalar turistlerin uğrak yerleri.

Endülüs sahilleri tüm dünyada olduğu gibi, tatil köyleri, oteller ve yazlıklarla dolu. Ancak bu tatil sitelerinin ve evlerin taşıdıkları dış çizgilerle Araplara ait  olduğunu gözlüyorsunuz. Arapların kültürleriyle olmasa da, zenginlikleriyle yeniden Endülüs‘e döndükleri görülüyor. 1272 yıl önce İspanya‘ya İslam uygarlığını getiren Araplar, bugün dünyayı bir sel suyu gibi basan tüketim ekonomisinin oyununa gelerek İspanya sahillerine petrolden sağladıkları gelirleri dökmüşler.

Endülüs‘ün en güzel sahilini yukarılardan gören bir bölgeye Suud kralı Fahd beyaz evi ile Rahmetli Kral Abdülaziz adına cami yaptırmış. Medine‘deki mescitlerin kopyası olan cami bütün ihtişamı ile Endülüs‘ü süslüyor. Öğle ve ikindi namazlarımızı burada eda ettikten sonra yolumuza devam ediyoruz.

Malaga

Malaga (Mâlaka) 558.287 nüfusuyla (2005) Sevilla‘dan sonraki en büyük ikinci Endülüs şehridir. Endülüs‘ün güneyinde yer alan bir liman şehridir. Türkiye‘deki İzmir ve Mersin benzeri bir şehirdir. Güzel plajları vardır, insanları çok sıcakkanlı  gece hayatı hareketli geçiyormuş... Madrid, Barselona, Valencia ve Sevilla‘dan sonra İspanya‘nın en büyük beşinci şehridir.

Malaga sahilindeyiz, deniz solumuzda, sağımızda Müslümanlardan kalma kasaba özelliğini koruyor ama ziyarete kapalı. Yük limanı ve yat limanı sahili dolduruyor. Şehir gezimiz sırasında her yerde olduğu gibi burada da bahçelerdeki çiçeklerin rengarenkliği ve yeşilin her tonunun hakim olduğu ağaçlar dikkatimizi çekiyor. Önümüze çıkan ağacın ne olduğunu sorduğumuzda Türkiye‘de Benjamin olarak bilenen çiçeğin burada ağaca dönüştüğünü görüyoruz.

Sahilde Pikasso‘nun resimleri sergileniyordu. Malaga‘da da birçok şair ve edip yetişmiş.

Seyahatimiz sırasında rehberimiz Endülüsle ilgili olarak öğrenmek istediklerimizi bizlere teferruatı ile anlatırken, sorularımıza da gerekli cevapları veriyordu. Tabiki, Dr. Sılay da zaman zaman fıkraları ve katkıları ile seyahatimize renk katıyordu. Çevrenin yeşilliği ve çevre düzeninin planlı oluşu hepimizin dikkatini çekiyordu. Kuşkusuz sohbetlerimizin ana konusu da hemen her gün çevre doğanın güzellikleri oluyordu. Çevre konusunda üniversite ders veren Prof. Dr. Mehmet Boran hoca bilgilerini sıksık bizlere paylaşırken, Şükrü Karatepe bey de  bir hukukçu olmanın yanında  iyi bir ziraatçı olduğunu verdiği bilgilerle ortaya koyuyordu.

"Endülüs‘e Ağıt"

Ahmet Efe, Konyalı dostların internet aracılığıyla Türkiye‘den istedikleri "Endülüs‘e ağıt" kasidesini okuyor. Bilindiği gibi Endülüs‘ün son dönem şairlerinden Salih Bin Şerif‘in İkinci Beyazıt‘a sunduğu "Endülüs‘e Ağıt" kasidesi, parlak bir uygarlığın bir özeti gibidir. Kasideyi Türkçe‘ye çeviren üstad Sezai Karakoç: "İşte bu kaside, o günlerin, bir  medeniyetin mersiyesidir. Muhteşem bir medeniyet ki, son sayfasını bu üstün kaside teşkil etmektedir. Son yaprağı budur. O medeniyeti gözden geçiren bir insan. Bu kasideyi de oku ve kitabı kapar."

Ve Ersin Gürdoğan da  "Kaside Endülüs örneğinde bir tarih felsefesi modeli gibi gelecekleri haber veriyor:" diyor:

Endülüs‘e öyle bir felâket çöktü ki, yok bir eşi. Dehşetinden Medine‘de Uhud, Necid‘deki Şehlan dağları yerinden oynadı, Bir deprem ki, yer yarıldı arz boyu. Ah! Yarımadada İslâm‘a göz değdi, yağdı belâ yağmur gibi. Şimdi o canım Endülüs şehirlerinde, İslâm‘ın ne namı var ne nişanı; Sanki hiç olmamıştı, sanki baştan beri yoktu.

Şimdi bu büyük medeniyetin ardından acıklı ağıtlar yakıyoruz. Ebu‘l-Bekâ Er-Rindi Endülüs‘e Ağıt‘da bir zamanlar insanların rüyalarını süsleyen bu medeniyetin içine düştüğü durumu anlatırken kadınlarının gördükleri muameleleri şu dizelerle dile getiriyor:

Endülüs‘ün imdadına yetişseydik...

Ya o kızlar ki, yakuttan ve mercandan dökülmüşlerdi sanki. Ve sabah bir dağ ucundan yeni çıkan bir güneşin masumluğu  İçindeki o Meryem yüzlü kızları da saçlarından sürükleyip götürdüler. Kirli yataklarına. Haykırışları yırttı gökleri. Yürekleri parça parça, babalarsa kan kustu.

Daha ne anlatayım, yüreklerin erimesi için bir tanesi yeter anlattıklarımın: Eğer o yüreklerde İslâm‘dan ve imandan bir eser varsa elbet ey Tanrı dostu!

Bu acıklı şiiri tercüme eden üstad Sezai Karakoç Çıkış Yolu I adlı kitabında şu önemli tespiti yapar: "Endülüs bizden imdat istediği zaman, biz henüz Akdeniz hâkimiyetini bile kurmuş değildik. Eğer Timur‘un Anadolu‘yu istilası olmasaydı, İstanbul‘un fethi daha önce müyesser olacak ve Endülüs‘ün imdadına yetişecektik. Endülüs‘ün imdadına yetişseydik ne olurdu? Bu, tarihin toptan değişmesi olurdu. Çünkü Endülüs Avrupa‘nın batısındaydı, Osmanlı ise doğusunda: Avrupa iki taraftan kıskaç altına alınmış demekti. Bir medeniyet, yani bizim medeniyetimiz, İslam medeniyeti Avrupa‘yı doğudan ve batıdan kuşatmış durumdaydı. Ve bu medeniyet, bir gün belki orta yerde. Viyana‘da buluşacaktı. İşte o zaman tarih tümüyle değişecekti."

Sevilla: Don Kişot‘un yazıldığı yer

Sevilla, İspanya‘nın Endülüs özerk bölgenin en çok nüfusa sahip şehridir. Toplam nüfusu şehir merkezi ve kasabalar ile beraber 1.758.720‘dir

Endülüs özerk bölgesinin başkenti olan Sevilla, İslam medeniyetinden de çizgiler taşıyor. Her ne kadar bu çizgileri yok etmeye çalışmış ise de İspanyollar sonuçta tamamını yok edemedikleri bu Endülüs medeniyetini kendi geçmiş tarihlerinin önemli bir bölümü olarak kabul ederlerken aynı zamanda da Müslümanları İspanyol Müslümanlar ve ataları olarak kabul etmeyi yeğlemişler.

Sevilla‘nın önemli tarihi yapıları içerisinde bulunan  KATEDRAL 12. yüzyılda cami olarak yapılmış, sonradan katedrale çevrilmiş. Depremde yıkılan binanın yerine 1506‘da yenisini yapmışlar ve bitirildiği dönemde Avrupa‘nın en büyük katedrali olmuş. Kolomb‘un anıt mezarı da burada. Yanında bulunan ve arşivlerin muhafaza edildiği Lonja binası ile birlikte UNESCO‘nun Dünya Kültürel Mirası listesinde bulunmakta...

Şairlere ilham kaynağı

Geçmişin zenginliğini bugünün şıklığıyla harmanlamış zarif bir şehir Sevilla. Guadalquivir nehri üzerinde yer alan Arapların Izvilla‘sı İspanyolca‘ya da Sevillala olarak geçmiş. Şehir o kadar güzel ki birçok sanatçıya da ilham kaynağı olmuş. Ünlü ressamlar Murillo ve Velazquez burada eserler vermiş, Cervantes Don Kişot‘u Sevilla Hapishanesi‘nde yazmış. Carmen (Bizet), Sevilla Berberi (Rossini), İspanyolca adı Don Juan olan Don Giovanni (Mozart), Fidelio (Beethoven) bu şehirde geçen operalardan aklıma ilk gelenler. Amerika‘nın keşif seferlerinden üçünün başlangıç yeri olan Sevilla, bugün 750 bin nüfuslu bir kültür merkezi.

Dönüş yolunda, Benal Madena‘daki  Vistamar Oteli‘nden ayrıldıktan son rehberimiz Sevilla‘ya kadar yol boyunca yine anlatımına devam ediyor ve bir anlamda da dört gün boyunca gezdiğimiz yerlerin ve özellikle de Endülüs medeniyetinin bir değerlendirmesini yapıyor. "Sene 711, sonradan adını taşıyacak Cebelitarık Boğazı‘ndan, peşinde ordusuyla İber Yarımadası‘na geçer Tarık bin Ziyad. Sonra da gemileri yakar, artık geriye dönüş yoktur. Dönmedikleri gibi 800 yıl kalır Araplar, İber Yarımadası‘nda. 1492 yılı hem Arapların, hem Yahudilerin sonu olur. Evlenip güçlerini birleştiren Kraliçe İsabel(Pasaklı olarak şöhret yapmış) ile Kral Ferdinand, paralarına ve mallarına el koydukları Yahudileri ülkeden atarken, bir tek II. Bayezid sahip çıkıp büyük bir kısmını Osmanlı topraklarına getirir. Araplara da Avrupa kıtasına veda düşer, bu sahnede. Kralla kraliçenin desteğini ve rüzgarı arkasına alan Kristof Kolomb ise Hindistan diye yola koyulup, soluğu yeni dünya Amerika‘da almıştır bile...

Avrupa‘nın üçüncü en büyük yüzölçümüne sahip ülkesi, 40 milyon nüfuslu İspanya‘nın 17 özerk bölgesinden biri olan Endülüs, Müslüman İspanya‘ya atfen kullanılan bir kelime. Sekiz vilayetten oluşan bölgenin başkenti de Sevilla. Yüzyıllarca emir, halife ve sultanlar tarafından yönetilen Endülüs, Akdeniz ve Atlantik arasındaki konumuyla üç bin yıl boyunca İber Yarımadası‘nın kültürel ve ekonomik merkezi olmuş. İspanya‘daki 800 yıllık Arap egemenliği kendini dilde de göstermekte. Bugün İspanyolca‘da Arapça‘dan gelme birçok kelime var, özellikle de ‘Al‘ ile başlayan sözcükler: Alkazar, kasırdan geliyor, saray anlamında. Alkala kalenin bizdeki karşılığı. Mezquita‘yı da mescit ve cami yerine kullanıyorlar

"Seyahat ediniz huzur bulursunuz"

Cuma gece yarısı indiğimiz Sevilla Havaalanı‘ndan, bir akşam vakti ayrılıyoruz ve gece yarısı Türkiye‘de oluyoruz. Peygamber(s.a.v) Efendimiz, "Seyahat ediniz huzur bulursunuz" diyor. Biz de bu seyahatimizde sıla-i rahimi gerçekleştirmenin huzurunu bulurken aynı zamanda da hüzünleniyoruz. Mursiye‘de doğan Muhiddin Arabi hazretleri için derler ki, İslam dünyasının neresinde bir bilgin  varsa ona gidermiş. Ve kendisine sizin tüm eserlerinizi okudum, bana önereceğiniz diğer kitapları da okuyayım, öğrenciniz olayım, bilgilerimi ölçün ve bana belge verin dermiş. Böyle böyle kırk bilgini dolaştığı anlatılır. Gerçekten de bilgi kazanmanın önemli yollarından birisi de yeryüzüne dağılmış bilginleri bulup onların dinleyici halkalarına katılmaktır.