Caydırıcılık, yasama, yürütme, yargı, yönetim ve ordu

Abone Ol

Caydırıcılık ne demektir Eğer elinizi ateşe soktuğunuz zaman elinizin yanacağını bilirseniz, elinizi ateşe sokmazsınız. Suç işleyecek olanlar eğer suç işlerlerse ceza göreceklerini bilirlerse, bir daha suç işlememeye çalışırlar. Bunun için ceza göreceklerinden emin olmalıdırlar. Bu da ancak ceza verecek bir müessesenin olması ile mümkündür. İşte bu görev de mü’minlere verilmiştir. Mü’minler gönüllülerden oluşan ordular oluşturacaklar, hakem kararlarına uymayanları bunlar cezalandıracaklardır.

Şimdi siyasal düzenin dört ana kurumunu hatırlayalım.

a) YASAMA: İçtihat ve icmalarla topluluğun tâbi olacağı kuralların konmasıdır. Kişi hangi hareketi yaptığı zaman ne ceza göreceğini bilmelidir ki o hareketi yapmasın. Kişi hangi hareketi yaptığı zaman ne yarar sağlayacağını bilmelidir ki o yararlı işi yapsın. Ne var ki bu kurallar zamanla işe yaramaz hâle gelir, yararlı iken zararlı olur. Kurallar var olmalı ama kurallar değişebilmelidir. Bunun için içtihat sistemi getirilmiştir, mezhepler oluşmuştur. Her mezhebin kuralları ayrıdır. Kişi istediği mezhebe katılır. Yeni mezhepler çıkar. Bugün meclisler yeni kanun çıkararak bunu sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu sistem çok yanlıştır. Mevcut sistemde yarış yoktur. Ekseriyetin dediği olmaktadır. Sisteme göre zamana göre değişme vardır ama mekâna göre değişme yoktur. Oysa İslâmiyet’te içtihat ve icma müesseseleri ile hem zamana hem mekâna göre değişme vardır. Çünkü farklı mezhepler farklı içtihat ve icmalara sahiptir. Ayrıca değişik ocak ve bucaklar ile merkez bucakları farklı içtihat ve icmalara sahiptir.

b) UYGULAMA/YÜRÜTME: Günümüzde buna “yürütme” denmektedir. Herkes yasaları kendisine göre yorumlar ve uygular. Ortak işlerde birlikleri vardır, onların yetkilileri de kendi içtihatları ile uygularlar. Burada yorum içtihatları vardır. Yasama ayrı yapılır, sözleşmelerle oluşur. Uygulamada ise herkes kendi içtihadıyla sözleşmeleri yorumlar ve uygular. Bugün memurun yorumları ile uygulama yapılmaktadır, böylece insanlar iradesiz olan hayvanlar mertebesine indirilmiştir.

c) YARGILAMA: Uygulamada yanlış yorumlayanlar veya kurallara uymayanların denetlenmesi vardır. Mağdur olan bir hakem seçer, suçlanan bir hakem seçer, ikisi başhakem seçerler. Hakemlerin verdiği kararlara taraflar uyarlar. Hakem kararlarına herkes kendisi uyar.

d) YÖNETME: Hakem kararlarına uymayan olursa, işte onlara karşı dayanışma ortaklıkları oluşturulmuş, silahlı güç oluşturulmuştur. Onlar gerekeni yaparlar. Burada da bugünkü uygulama ile İslâm düzeni arasında büyük fark vardır. Bugün yürütme ile yönetmenin ikisi de birleşmiştir, hükümetin elindedir. Oysa yürütme muhakeme edilmektedir. Dolayısıyla güvenlik sağlanamamaktadır.

Silahlı güç, hakem kararları uygulanmazsa o zaman harekete geçmelidir. Yürütmeden tamamen farklı olmalıdır. Yürütmede hukuk düzeni uygulanır, yönetmede ise askeri düzen uygulanır. Bu sebepledir ki askeri organizasyon ile sivil organizasyon ayrıdır. Ordular doğrudan doğruya devlet başkanına bağlıdır ve merkezi yönetimlerin yaptığından da başkan sorumludur. Yahut genelkurmay başkanı sorumludur. Başbakan da devlet başkanına bağlıdır ama yerinden yönetim olduğu için başkan bakanlara bile karışamaz. Harun’u vezir olarak Musa atamıyor, Hazreti Musa teklif ediyor, Cenabı Allah atıyor. Bugün de hükümeti başbakan öneriyor, meclis ise güvenoyu veriyor.

Asıl mesele şudur; ordu nasıl oluşturulacaktır a) İnsanlığın ilk döneminde kabileler vardı. Savaş zamanında tüm halk savaşa giderdi. Savaş birlikleri yoktu. b) Sonra kölelerden ordular oluşturuldu. Böylece millî ordu yerine kul ordusu ortaya çıktı. c) Şimdi ise askerî yönetim kadrosu paralıdır. Savaşan askerler ise halktan zorla toplanmaktadır. Bürokratların ordusu vardır. d) “Adil Düzen”de ise halktan gönüllüler nöbetli olmakta, diğerleri bedelli olmaktadır. Bu âyet bize orduların ayrıca teşkil edilmesini emretmektedir.

PAZAR günleri, bir gün öncesinde gerçekleştirdiğimiz haftalık (702’nci) seminer çalışmamızdan notlar sunuyorum; bugün de bu üç önemli konuyu sunmuş oldum.