Devlet, kontrolündeki mallara zam yaparken bol kepçe davranıyor. Buna karşılık ücretlere zamma sıra gelince eline çay kaşığını almayı tercih ediyor. Başlıkta çay kaşığı benzetmesi yaptım ama bilesinizki bu benzetmeyi yaparken bile bonkör davrandığımı düşünüyorum. Ürünlere zam yapılırken ya üretim maliyetlerindeki yükseliş ya da dış etkenler bahane ediliyor. Bunlar olmazsa vergilerde yapılan artış ister istemez fiyatlara yansıyor ve bu yolla da zam yapılmış oluyor.
Elbette devlet giderlerini karşılamak için gelir kaynakları bulmak zorundadır. Buna bir itirazımız yok. Ancak, bazı mallara sürekli zam yaparak ihtiyaç duyulan geliri temin etme yolundan gitmek için yöneticilik bilgisine sahip olmaya hiç gerek yoktur. Marifet odur ki, üretim artışı sağlayacak yeni gelir kaynakları elde etmektir. Bunun için çeşitli yollar vardır. Yeni yatırımlar yapmak akla gelebileceği gibi, yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi harekete geçirerek ülkenin zenginleşmesini sağlamak sağlıklı olan yoldur.
Bunun da ötesinde söz gelimi özelleştirilerek elden çıkarılan kurumlardan sağlanan gelir ile yeni yatırımlar yapılabilirdi. Bunun sonucu olarak hem özelleştirilen kurum üretimini sürdürürken, hem de yeni yatırım ile artı üretim elde edilebilirdi. Ülkenin zenginleşmesi ve borçtan kurtulması böyle sağlanır. Yoksa borç alınarak ya da yüksek faiz sebebiyle ülkemize gelen sıcak paralardan yararlanarak ithalatı körüklemek zenginlik ifadesi değildir. Bu yolla dünyanın her köşesinde var olan malların ülkemizde de bulunuyor olması zenginleştiğimiz anlamına gelmez. Vitrinlerin dolu dolu olduğuna bakarak hızlı bir gelişme sağladığımızı düşünmek aldatıcıdır. Çünkü, bu yol ülkemizin sürekli olarak borç yükünü artırmaktadır. Borç artışı demek sermaye sahiplerine ülke olarak ödediğimiz faiz miktarının artması bu ise var olan vergilerin yükselmesi, vatandaşın cebinden çıkan paranın sürekli çoğalması demektir. Kısacası, milyonlar fakirleşirken bir avuç sermaye sahibinin semirmesi için çalışmak anlamına gelir.
Bu arada geçtiğimiz günlerde IMF ile yapılan görüşmelerin ardından elektriğe yüzde 15 zammın gündeme gelmiş olması sabit ve dar gelirlilerin yükünün daha da ağırlaşması demektir. Ayrıca enerji fiyatlarındaki artış tüm ürünlerde de fiyat artışını gündeme getirecektir. Söz gelimi petrol, doğalgaz ve elektriğe yapılan her zam ürettiğimiz malların maliyetini artıracak. Bu ise iki yönlü zarar verir. Birincisi tüketicilerin yükünün artması, ikincisi ise yerli ürünlerimizin rekabet gücünün zayıflamasını gündeme getirir.
IMFnin ısrarla bazı temel tüketim mallarına zam yapılmasını istemesi hatta dayatmasının esas sebebi üretim mallarımızın rekabet gücünü kırmaktır. Bu arada elbette alınan borç faizlerinin tıkır tıkır ödenmesini sağlamak da bir diğer sebeptir. Diyebiliriz ki IMF kapital sahiplerinin tahsildarlığını yapmaktadır. Bu arada halkımız sıkıntıya düşmüş, ezilmiş onları hiç ilgilendirmemektedir. Bu bakımdan en kısa zamanda bu ülkeyi borç batağından kurtarmanın yolları aranmalıdır. Bu hususta devlet-millet elele vermeye mecburuz. Bu ülkeyi yönetenler sadece vergileri artırarak, kontrol altında tuttukları mallara zam yaparak alacaklıları memnun etmekten artık vazgeçmelidirler.
Bu arada bundan böyle elektrik zammının otomatik hale getirileceğine dair IMFye söz vermek zorunda kalınıyorsa bu işin sonu gelmez ve bu yapılanlar da kesinlikle ülkemiz lehine olmaz. Düne kadar elektriğe zam yapmamakla övünenler bugün bir kalemde yüzde 15 zam kararı alıyorlar ve bununla da yetinmeyip bundan böyle elektrik zammının otomatik hale getirileceğine dair IMFye söz vermek zorunda kalıyorlarsa bu işin sonu iyi gelmez. Bu yapılanlar da kesinlikle ülkemiz lehine olmaz. En kısa zamandan bu yolun çıkmaz sokak olduğu farkedilerek, gerekirse radikal bazı kararlar alarak bu ülkenin alacaklılara mahkumiyetten kurtarılması gerekiyor.