Çarpışmalar

Abone Ol

Halkımızın dilinde, “Cin çarpması, güneş çarpması, kömür çarpması, ekmek çarpması, Kur’an çarpması” gibi tabirler vardır.

Şimdi bir de halk çarpması ortaya çıktı.

Halkı aşağılayanlar, halkın yüz yıllık şanlı direnişini ve İslam üzere kalışını görünce, “Halkın yüzde altmışı aptaldır” diyenler, tenkitler artınca, “Özür dilerim, düzeltiyorum, halkın yüzde doksanı aptaldır” diyenler, bunların Batı’dan ithal ettikleri inkâr fırtınasına karşı, İslam ikliminde sessizce çalışıp, halkın İslami hayattan uzaklaşmasını engellemiş olduklarını görünce çarpıldılar ve kendi aptallıklarını onların yüzünde görüp öyle bağırdılar.

“Halkın parasını çarpanlar, halk tarafından çarpıldılar.

Halkın ekmeğini sofrasından çarpanları halk çarptı.

Çarpık zihinleriyle Kur’an’a yasak koyanlar çarpıldılar.

Başörtüsü sorununu, başı açarak çözenler, çarpıldılar.

Hakla, çarpışanlar tarih boyunca çarpılmışlar ve çarpılmaya da devam edecekler.

Halkımızın kültüründe çarpılma ile birçok tabirleri olmasına rağmen, çarpılan kişi hangi suçu işlerse işlesin, çarpıldıktan sonra, onun elinden tutma azizliğini de gösterir bu halk.

 İmam Ebu Hanife (r.h.), zamanının sultanının yanlış işlerine müdahale etmiş, doğrusunu da söylemiş ve H.150-M.767 yılında 70 yaşında iken hapishanede vefat etmiş ama o doğru içtihatları, Selçuklu sultanlarına yol gösterdiği gibi 600 yıl Osmanlı’nın yönetiminde de yol göstermiştir.

Halen dünyadaki Müslümanların çoğunluğu, onun içtihatlarına göre İslâm’ı yaşamaya devam etmekteler.

Kısacık bir ömre sahip olan gül, gülyağı kazanlarında kaynadıktan, cenderelerde sıkıştırıldıktan sonra gülyağı şişelerine girerek ömrünü uzatmakta ve güzel yerlerde ve güzel insanlar tarafından istifade edilmekte.

Bir ton gübren olacağına bir gram gülyağın olması daha iyidir.

Gülyağı, sürüldükten birkaç saat sonra yok olur gider ama sürüldüğü kişide meydana getirdiği havayla binlerce milyonlarca insanın hayrına işlere sevk etmiş de olabilir.

Mumun başı ateşe verilse ve mum eriyip yok olsa, mum yine de gam yemez.

Çünkü kendini yakanlara ışık vermenin aydınlığı ve sevinci ona yeter.

Bu milletin bağrına İslâm’ın cemresi düşmüş. Mevzii yangınlar çıkaranlar, asit yağmurları yağdıranlar, zehirli gaz püskürtenler baharın gelişini engelleyemezler.

ŞİMDİ NE YAPALIM?

Partilerle parçalanan insanlarımızı, bu günlerde tuttuğumuz oruçla %98’i yakalayacağız ve asıl birliğin nerede olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.

Dünkü yazımda geçen sene halkımızın yüzde 75 veya 85’i oruç tutuyormuş.

Bu sene  açıklanan bir rakam bilmiyorum ama bu sene geçen seneye göre daha fazladır.

Koronavirüs nedeniyle evde kalınması, birçok ağır işte çalışanların işe ara vermeleri, birçok işyerinin geçici olarak kapanması, evde oturanların oruç tutmasına sebep oldu.

Yüzde seksen beşi oruç tutan halkımızın oruç tutmayan çocukları, hastaları, yolcuları da, akşam iftar vaktinde sofrada aynı heyecanı yaşamaktadır.

İftarını komutla değil, “Allah-u Ekber/En büyük Allah’tır” nidasıyla açması o çarpılmışlara çok mesajlar gönderir.

Partiler ve liderler gelip geçicidirler. Oruç ibadeti bu milleti binlerce yıldır birleştirdiği gibi bundan sonra da birleştirmeye devam edecektir.

Partilerimiz, meydanlara binleri, on binleri, yüz binleri toplarlar. Ama akşamının iftarında halkımızın %98’i sofra başında kulağı ezanda bekleyecek ve asıl birliğin nerede olduğunu gösterecektir.

Çarpılmışlar da bu birliğe katılacaklar.

Bizler, ekmeğimizi çarpanları da, kitabımıza çarpıp çarpılanları da çırpıştırmadan bağrımıza basacağız.

İftar sofralarında bir araya geldiğimizde geçmişlerini hatırlatmadan geçmişimiz için sessizce, “Tevbe ya Rabbi, tevbe ya Rabbi, tevbe ya Rabbi, bir daha kimsenin diniyle, kitabıyla, ekmeğiyle, oynamayacağıma tevbe ettim, rucu ettim, bir daha işlememeye azmü cezmü kastettim” deyip geleceğimizi kurmaya çalışacağız.