Gündem

Cari açığın ilacı, katma değeri yüksek ürünler

Cari açığın ilacı, katma değeri yüksek ürünler

Abone Ol

Prof. Dr. Kerem Alkin ve Prof. Dr. İbrahim Öztürk‘ün katıldığı ASKON Panelinde, Türkiye ekonomisinde 2012 beklentileri ve riskleri ele alındı. Alkin, "Cari açığı katma değeri yüksek ürünler üretebilirsek düşürürüz" dedi. Öztürk ise, "Kur avantajını doğru kullanalım, kentsel dönüşüm sektörde sıçrama yapabilir" diye konuştu. Nedim ODABAŞASKON‘UN düzenlediği "2012 Yılında Dünya ve Türkiye Ekonomisine Yönelik Beklentiler, Fırsatlar ve Riskler" panelinin konuşmacıları İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin ve Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Öztürk idi.

Panelde ilk olarak söz alan Prof. Dr. Kerem Aklin, yüzyılın başında ekonomi uzmanlarının ve Amerikalıların bu yüzyılın kolay geçmeyeceğine dair öngörülerde bulunduğunu, zira gelişmeye aday ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin ekonomi segmentine yaklaştığını, hatta Çin‘in yüksek teknolojiyle üretilen 27 sanayi malının 5‘inde dünya birinciliğini yakaladığını ifade ederek, "2007‘ye geldiğimizde G7‘nin içinde artık Brezilya, Hindistan ve Çin olacak. Türkiye, eğer dünya ekonomi liginde çok iyi bir yerde olmak istiyorsa, Dünya Milli Geliri‘nin yüzde 3‘ünü üretebilirse, o zaman bunu başarabilir. Bu hızla Türkiye 2023‘e kadar yüzde 5.7 büyümeyi gerçekleştirebilecek projeksiyonu yakalayabilmeli. Eğer normal büyümeye devam edersek, 2023 yılına kadar 4.3 büyümeyi devam ettirebilirsek ve 2023‘den sonra yüzde 6 büyümeyi yakalayabilirsek, dünyanın 12. büyük ekonomisi olabiliriz" dedi.

Türkiye‘de son dönemde müthiş bir satın alma algısı dönüşümü yaşandığını vurgulayan Alkin, "Bizim toplumumuza sanki bir anda "al" duygusu yerleşti. Arabanın en klasını, evin en güzelini, beyaz eşyanın en kalitelisini alma noktasında bir satın alma dürtüsü oluştu. İlk defa bu yıl tasarruf oranımız yüzde 13‘lerin altına düştü. Türkiye ekonomisi eskiden düz yolda takla atma ihtimali olan bir araba gibiydi. Şimdi, bu noktaları aştık. Daha yüksek inovasyonlu, kaliteli, yüksek standartlı, markalı ürünlerin üretimine ağırlık verebilirsek cari açığımız azalır ve tasarruf ihtimalimiz yükselir. Yabancı ülkelerde ekonomimizin bugünkü görüntüsü konusunda konferans verdiğimizde hiçbir ekonomist bizi anlamıyor. Biz de onlara diyoruz ki, Türk işadamının acı eşiği yukarılardadır. Sizinkisi ise çok düşüktür. Bizler yüzde 90 enflasyonu görmüş, yüzde 7 bin 500 faizi görmüş bir ülkenin ekonomistleriyiz" diye konuştu.

2007‘den beri durumu idare ediyoruz

Türkiye‘nin iddialı bir ekonomi olabilmesi için ileri teknoloji içeren ürünleri üretmesi gerektiğini ifade eden Alkin, "Bir kiloluk uyduyu alabilmemiz için 6 ton tekstil ürünü satmamız gerekiyor. Eğer bu uyduyu kendimiz üretebilirsek, o zaman birçok sorunumuzu hallederiz. Önümüzdeki 30 yıl içinde Çin ve Hindistan‘ın nüfusu, dünya nüfusunun yüzde 40‘ını oluşturacak. Bu ne demek? Eğer biz Çinlilerin beğeneceği kalitede bir gıda ürünü üretebilir ve bunu onlara satmaya başarabilirsek, buradan gelecek gelirle cari açık sorunumuz kalmaz. Dünya nüfusu yaşlanıyor, 2020‘ye geldiğimizde 2 saatlik uçuş mesafemizde nüfus üç milyar olacak, bunun 150 milyonu da emekli olacak. Biz sadece bunlara sağlık ve termal turizm noktasında projeksiyonlar üretebilirsek birçok sorunumuzu hallederiz" açıklamasını yaptı. AKP hükümetinin 2020 yılına kadar Türkiye‘de yaptığı yapısal reformlara rağmen, görebileceği en düşük cari açığın 70 milyar dolar olacağını kaydeden Alkin, "Eğer katma değeri yüksek ürünler üretebilirsek, bunu ancak 50 milyar dolara çekebiliriz. Termal turizm, nitelikli sağlık hizmetleri ve hizmetler sektöründe ise çok daha aktif olmamız gerekiyor" değerlendirmesini yaptı.

Prof. Dr. İbrahim Öztürk ise Türkiye‘nin 2007‘den beri hamle yapamadığını, konjonktür idaresi yapabildiğini belirterek, "Ayakta durmaya çalışıyoruz. Gemi okyanusta yalpalıyor, koşamıyoruz, sadece yürüyoruz" dedi.

Öztürk, Avrupa‘nın da büyümediğini, Türkiye‘nin buna uygun stratejiler geliştirmesi gerektiğini belirterek, "Son yıllardaki performansımızla Türkiye model ülke oldu. İşadamları olarak Avrupa‘nın krizde boşluklarını yakalayabilir, hızlı, yüksek kalite ve anlık taleplere cevap verebilir bir konumda olabiliriz. İkincil değerdeki kalite segmentinde üretimlere ağırlık vermeliyiz. Bizler tüccar bir millet değiliz, fetihçi bir milletiz, ama bunu da avantajlara dönüştürebilecek çalışmaları son dönemde gerçekleştiriyoruz. Asya‘ya ve Latin Amerika‘ya odaklanmak ve pozisyon almak zorundayız" diye konuştu. Kur avantajının piyasaları rahatlattığını, kentsel dönüşüm projelerinin çok önemli bir ekonomik sıçrama oluşturabileceğine dikkat çeken Öztürk, "Temkinli iyimserlik, hesaplı girişimcilik, fark oluşturmak, satış öncesi, sırası ve sonrasında takipçilik yeni dönemde yeni stratejilerimiz olmalı" açıklamasını yaptı.