Çaresizler ülkesi

Abone Ol

Türk insanının tipik bir hasleti olarak tepkisini hiçbir

zaman isyana çevirmeyişini söylemek mümkündür. Zaman zaman bunu tepkisizliğe

vardırdığı da olur. Toplumun davranışlarında tevekkül etkilidir, öteden beri

devletine bağlıdır. Son dönemlerde giderek üzerine çimento dökülse de, devlet

bilincini önemser.

Toplum üzerinde etkili olan bir diğer ruh hali ise

çaresizliktir. Tepkisini makul yollardan bile göstermeyen toplum, aynı zamanda

da işlerin hep yarım yamalak olmasını ve düzelmeyeceğini düşündüğünden kötünün

iyisine razı gelmeye de alışmıştır. Çaresizlik içimize işlemiştir.

Mesela Avrupalı bir fert, otobüsün kaçta geleceğini ve

rahatça yolculuk edeceğini bilir. Sistemin işleyişinden emindir. Bizde ise,

otobüs gelsin de kapıda asılı da gideriz düşüncesi yaygındır. Tıklım tıkış,

insanların turşu gibi doluştuğu, kadın erkek istiflendiği otobüse binmek

isteyene tepki gösterilse, yazıktır, herkes işine/evine gidecek denir. Bu

merhamet kokan ifade, insanların gayri insani ve ahlaki koşullarda yolculuğunu

bile güya insani bir gerekçeye sarmaktır. Temel gerekçesi çaresizliktir.

Sistemsizliğe, kuralsızlığa ve insanlık onuruna aykırı yaşamaya alışma

çaresizliği

Maalesef eldekine şükretmekle, insanın hakkı olandan

yoksun olmasını birbirine karıştırıyoruz. Avrupalı bir adam, nasıl rahatça

seyahat hakkına sahipse, bizim insanımız da aynı haktan yoksun olmamalıdır.

Burada, çok şükür, altlı üstlü de olsa otobüse binebildik demek, şükretmek

değil çaresizliği ikrardır.

Şu hakkı da teslim etmeli. Toplumumuz, en zor ve

sıkıntılı dönemde bile huzursuzluğa, isyana meyletmez, haline şükreder. Ancak,

toplumlar, ölçülü olmak kaydıyla tepki de vermek zorundadır. Bu, hem toplumun

psikolojisini rahatlatır, hem de idarecilere bir uyarı mesajı yollar. Makul

yollarla tepki konmadığında sosyal patlama kaçınılmaz olur. Biz, sosyal

patlama deyince sürekli banka yağmalama veya sokakların ateşe verilmesini

düşünsek de, şu an başgösteren suçlara, tecavüzlere, cinayetlere vs bakınca

sinsi bir şekilde yaşıyoruz. 2009 da psikolojik rahatsızlıklar sebebiyle sağlık

kuruluşlarına 3 milyon kişi başvururken, bu rakamın 2013 te 9 milyona ulaşması

bile bir sosyal patlamayı gösteriyor zaten.

Çaresizliğe alıştırılmış toplum, hem hakkını arayamaz

hale geliyor hem de yoksunluğa mahkum hissediyor kendini. Bir haberde devletin

bundan sonra sağlıkla ilgili bazı kalemleri ödemeyeceği hakkındaki görüşleri

sorulan vatandaşın tepkisi geliyor akla. Muhabir Resmi Gazete yi referans

göstermesine rağmen yalan, inanma onlara, yalan yazıyorlar, hükümet mükemmel

diyen vatandaş, tam bir zihni çaresizlik örneğidir. O kadar şartlanmış ki,

aksini bile düşünemez olmuş.

Bir de birkaç ay önce metroda bacağına demir sağlanan bir

adamcağız vardı. Davacı olmaması karşılığında belediyede güvenlik görevlisi

olarak alınmış. İşte bu da, tam bir maddi yoksunluk örneğidir. Davacı olsa bile

birkaç yıl boyunca cepten harcamak durumunda kalacak, belki işini de

kaybedecekti. Bir miktar toplu para ve kendisine iş verilmesi nedeniyle

vazgeçmiştir. Çaresizlikten yani.

Adana da simitçilik yapan vatandaşın, velayeti boşandığı

eşinde bulunan 2 kızını parasızlıktan göremediğini söyleyip intihara

kalkışması, ikna etmek için gelen polise de, Sen, manavın yanından geçerken,

meyveleri canları çekip istemesinler diye montunla yüzlerini kapatıyor musun

diye sorması Çaresizliğin tepkiye dönüşmesidir.

Çaresizlikle kuşatılan insanlarımız ya hiç tepki

veremiyor ya da çaresizlikle en uç tepkilere itiliyor. Çaresizler ülkesinin

hali budur.