Çare ve çözüm önerisi; Semt Kooperatifleri-1

Abone Ol

“Kur’an nizamı”, “İslam/barış düzeni” yani bizim yarım yüzyıllık “Kur’an ve İlim” çalışmalarımızın özü olarak ifade ettiğimiz üzere genel olarak “Adil Düzen” ve özel olarak da “Adil Ekonomik Düzen” bindörtyüz yıl önce Hazreti Peygamber Aleyhisselam’ın bizzat kurduğu Medine devletinde kırk yıl uygulandı… Bu kırk yılın ilk on yılı Hazreti Peygamber, sonraki otuz yılı da dört halife yani Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde uygulandı… (Bu bize çok sorulan ‘Adil Düzen’in uygulama örneği var mı, tarihte uygulandı mı?’ sorusunun da kısa ve öz cevabı olsun!) Sonra ne oldu?

Sonra sistem “saltanat sistemine” dönüştü ve Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar ile yine “saltanat merkezli devletler” olarak bilindiği üzere tarihteki malum uygulamalar yapıldı…

Bu minik girizgâh ile bu hatırlatmaları yapmamın sebebine gelince…

Bu sebebi bir soru ile dile getirelim ve soralım:

-Peki, Müslümanlar yani halk, sistem “merkeziyetçi saltanat sistemine dönüşünce” ne yaptı, ne gibi “çare ve çözümler” üretti?

Bizim artık yarım yüzyılı da aşan “Kur’an ve İlim” merkezli çalışmalarımızın ana sonucu olarak -malum olduğu üzere- hayatı “dinî-ilmî-iktisadî-idarî/siyasi” olarak dört ana bölüme ayırıyor ve “ADİL DÜZEN” çalışmalarımızı bu minval üzere sürdürüyoruz…

Bu çalışmalarımızın ana sonuçlarından biri şudur:

Sistemin saltanata dönüştüğü Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar ve diğer benzeri sistemle kurulup yönetilen devletler dönemlerinde Müslümanlar yani halk kendi çözümlerini özellikle “müçtehit imamlar önderliğinde” gerçekleştirdiler…

İmam-ı Azam Ebu Hanife bu müçtehitlerin öncüsü olup önderidir ve kendisi diğer müçtehit imamlarla birlikte peygamberlerden sonraki bizim hocalarımız ve rehberlerimizdir ki;

Malum olduğu üzere İmam-ı Azam Ebu Hanife bu mücadele ve mücahedesi sebebiyle yaşadığı dönemdeki saltanat sistemi yöneticileri tarafından şehit edilmiştir…

Bindörtyüz yıllık bu uzun dönem boyunca Müslümanlar yani halk, sistem saltanata dönüşünce, hayatın dört alanından biri olan “idarî/siyasî” alanı saraya bıraktı ama hayatın “dinî, ilmî ve iktisadî” alanlarında, müçtehit ulemanın önderliğinde ilmî ve amelî çözümler üretti ve uyguladı…

Mesela, Osmanlılar dönemini örnek olarak ele alırsak, halkın “vakıflar” ve diğer kurumlar aracılığıyla hayatın dinî alanını “tekke ve tarikatlar”, ilmî alanını “medrese ve mektepler”, iktisadî alanı “lonca ve esnaf teşekkülleri” ile kendi kendine ve “yerinden yönetim” sistemiyle çözüme kavuşturduğunu görmekteyiz…

Baştaki minik girizgâh ile bu hatırlatmaların devamını yapmamın sebebine gelince…

Peki, Müslümanlar yani halk olarak günümüzde ne yapacağız?

-Her şeyden önce Kur’an merkezli ilmî çalışmalara devam edeceğiz…

-Devamında da halk olarak bir taraftan hayatın “idarî/siyasî” alanındaki çalışmalarımızı sürdürürken, diğer taraftan hayatın “dinî-ilmî-iktisadî” alanlarında ise başta “kooperatif, vakıf, dernek ve diğer sivil toplum kuruluşları” olarak amelî çare ve çözümlerimizi kendimiz hem teorik olarak üretecek hem de pratik olarak bizzat kendimiz uygulayacağız…

Şairin, Mehmet Akif Ersoy’a ithafen yazdığı şiirinin nakarat bölümlerinde dediği gibi biz de öyle diyelim ve bu vesileyle biz de İstiklal Şairimiz Mehmet Akif’i de anmış olalım: “ Allah’a güven, sa’ye sarıl, hikmete râm ol / Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

***

(Üstadım ile üç yıl önce yaptığımız “Besmele ve Semt Kooperatifleri” çalışmamızda yazdığımız çare ve çözüm önerilerimizle konuya devam edeceğiz…)