Çankırılı Hasan

Abone Ol

Medyada patlak veren olaylara karşı anlık tepkilerden her zaman çekinmişimdir. Olayların ardından kısa bir süre sonra aslının defalarca çok farklı boyutlarda olduğuna şahitlik ettiğimizden olsa gerek. Zanlar, ithamlar neticesinde, övülmesi gerekenlerin günlerce yerildiğine kaç defa şahitlik ettik hatırlamıyorum. Her zaman sakin olmakta, anlık tepki vermemekte, biraz düşündükten sonra yorumlamakta fayda var. Fakat günümüz dünyasında özellikle sosyal medyada herkes bir an önce paylaşıp yorumlama ve daha popüler olma derdinde olduğu için iş içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Yeni teknolojilerin insanlarda açtığı en büyük yaralardan birinin “acelecilik hastalığı” olduğunu düşünüyorum. Sabırsızlık aldı başını gidiyor. Hâlbuki bizim inancımızda sabır her işin başıdır. Bizim geleneğimizde çok düşünmek, aklıselim ile hareket etmek ve fevri davranmamak vardır.

Yeni Dünya düzeninde her şey oldubittiye getiriliyor. Zaten çok hızlı ilerleyen hayatların daha hızlanması için yatırımlar yapılıyor. Daha fazla kazanç, daha fazla tüketim olsun diye her şeyin özü bozuluyor, her yanımıza yara açılıyor. Makineler hızlanıyor, internet hızlanıyor, insanlar da bu hıza yetişmek için sürekli hata yapıyor. Bu kuşatıcı hız hastalığı daha az düşünmeye sebep oluyor. Daha az düşünmek daha fazla kandırılmaya, daha fazla yanlışa sebep oluyor. Etrafımızda ne varsa hızla popüler kültüre kurban ediliyor. En acı olayları bile popüler kültüre kurban ediyoruz ve bunu önemli bir kitle bilerek yapıyor. Sebep olduğumuz yanlışları bile gözyaşları ile paylaşıyoruz. Katille bir olup, ona destek olduktan sonra kurbanın yanına çökerek ağıtlar yakıyoruz.

Konuyu kısaca örnek bir olay üzerinden anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da yaşayan Çankırılı Hasan’ın hikâyesi ile duman olduk hepimiz. Hasan, 29 yaşında ve bir buçuk senedir sokakta yaşayan bir kardeşimiz. Mendil satarak yaşamaya çalışan, haftada bir otelde kalıp, sıcak bir ortamda yattığı ve duş alabildiği için Allah’a şükreden bir vatandaşımız. Geleceğe umutla bakan, “Allah insanları sınar, Allah kimseye taşıyamayacağı yük vermez, benim de bir gün hayatım değişecek, evim, işim olacak” diyen Hasan. “Allah benim yüzüme bakacak, umut her zaman vardır” diyen Hasan. İşte özellikle bu son cümleler üzerinden çalkalandı Türkiye. Herkes önce ben paylaşayım telaşı ile sarıldı akıllı telefonlarına. Ne de olsa ilk olarak paylaşmak ya da daha erken paylaşmak daha popüler olma adına önemli bir adımdı.

Hakikat bilincine karşı romantizmi kuşanan popülist ve kofti bir nesille nereye gideriz bilemiyorum. Herkesin gündeminde Hasan’ın vakur duruşu, sabrı, metaneti ve geleceğe umutla bakan şükür hali vardı. Herkes kolay olanı konuştu ve paylaştı. Herkes Hasan’ı ve halini gördü ama Hasan’ın neden o acıları çektiğini görmedi. Hasan’ın belki de binlerce, on binlerce sokakta yaşam mücadelesi veren kardeşlerimizden biri olduğunu görmek istemedi. Hiç kimse Hasan’ın yiyemediği ekmeği kimin çaldığını, evini kimin gasp ettiğini, yorganını kimin yaktığını görmek, konuşmak istemedi. Hasan üzerinden popüler olmaya çalışıldı ama hakikatin üzeri yine örtüldü. Hasan’ın şükretmesi güzel de onu sokağa atan kim, onun hakkına giren kim, onu ve onun gibileri o hale düşüren sistem nasıl bir sistem, kim bu sistemi yönetenler, sürdürenler? 

Hasan aslında üzülüyordu ama o cümleyi herkes atladı. Çünkü o da utana sıkıla söylemişti o cümleyi. Hasan, “yalnızlıktan üzülüyorum” demişti. Sokakta zor şartlarda yaşamaya karşı hamd eden Hasan “yalnızlıktan üzülüyorum” demişti. Allah, kimseyi yalnız, yoksul, kimsesiz ve muhtaç etmesin. Allah, kimseyi kimseye muhtaç etmesin.