Bismillâhirrahmânirrahîm;
TARİHÎ olayları, yaşandığı dönemin şartlarına göre değerlendirirsek sağlıklı sonuçlara ulaşırız. O dönemdeki devletlerin güçleri, hedefleri; onların yaptığı ittifaklar ve antlaşmalar; dünyanın sosyal ve ekonomik gelişmeleri de dikkate alınmalıdır. İsterseniz, Çanakkale Savaşları’nı hazırlayan şartları ve sebepleri bir de bu özellikleriyle ele alalım:
Osmanlı Devleti, özellikle Viyana kuşatmasının sonunda imzalanan Karlofça Antlaşması’ndan itibaren, önceki yüzyıllardaki gibi atılımlar yapamadı. İlim, askerlik, sanayi, sanat, edebiyat gibi alanlarda gerileme sürecine girdi. Bundan daha kötüsü de, 1839’daki Tanzimat Fermanı’yla birlikte Avrupa’ya özenti başladı. Bu özenti düşünce ve hayat tarzına kadar uzandı. Millî kimlik yara aldı. Millî kimliğini unutan toplumlar varlıklarını da koruyamıyorlar.
Osmanlı’nın bu durumu Avrupa ülkelerinin iştahını kabarttı. “Hasta adam” deyip ölümünü bekleyerek Osmanlı topraklarını paylaşmak istediler. Fakat o sıralarda tahta çıkan 2. Abdülhamit Han’ın dirayetli ve ferasetli yönetimi Osmanlı’nın ömrünü en az 30 yıl uzattı.
Yahudiler 5775 yıllık emellerini gerçekleştirmek için Theoder Herzel başkanlığında, 1897’de İsviçre’nin Basel şehrinde toplandılar. 100 seneyi planladılar: 1. İlk 10 senede 2. Abdülhamit’i tahttan indirecekler, 2. 25 senede Osmanlı’yı yıkacaklar, 3. 50 senede İsrail’i kuracaklar, 4. 100 senede Arz-ı Mev’ud’a (Büyük İsrail) ulaşacaklardı.
10 sene sonra Abdülhamit’i tahttan indirmişler, 2. Hedefleri olan Osmanlı’yı yıkma sürecini başlatmışlardı. Çanakkale Savaşları’nı bu gelişmeleri dikkate alarak değerlendirmek zorundayız.
AVRUPA BOŞ DURMUYOR
1. Dünya Savaşı’nın sebebi, İngiltere ve Almanya’nın diğer ülkelere silah satma rekabetine bağlanır. Bu, etkenlerden biridir. Tek sebep değildir. Osmanlı, savaş öncesi ısrarla tarafsızlığını, savaşa girmeyeceğini açıklamıştı. Fakat işin içinde çok gizli planlar olduğu için Osmanlı savaşın içine itilir.
Savaş öncesi Amiral Souchon öncülüğündeki Alman Donanması ile Osmanlı Donanması Marmara Denizi’nde birlikte eğitim yaparlar. Alman hayranı Enver Paşa’nın girişimiyle Osmanlı Donanması’nın Karadeniz’de tatbikat yapmasına karar verilir. Osmanlı Donanması Karadeniz’e açılınca Rusya’nın Sivastopol, Odessa, Novorasist limanlarını bombalar. Böylece Osmanlı kendisini savaşın içinde bulur.
1. Dünya Savaşı yaşanırken gerçekleşen 2 olaya dikkat ediniz. Çanakkale’de yenilen İngiltere, Bağdat Cephesi’ndeki Kût-ul Amare’ye çekildi. Orada da hezimete uğradılar. Fakat 17 gün sonra Fransa ile birlikte Sykes-Picot Antlaşması’nı yaptılar. Rusya da onları destekledi. Antlaşma Osmanlı’yı yıkmayı, İslâm topraklarını paylaşmayı amaçlıyordu.
2. olay ise, İngiltere’nin 2 Kasım 1917’de ilan ettiği; Yahudilere Filistin bölgesinde devlet kurma sözü veren Balfour Deklarasyonu’dur.
Basel Konferansı, Osmanlı’yı sinsice savaşın içine çekme çalışmaları, Sykes-Picot Antlaşması ve Balfour Deklarasyonu’yla fotoğrafın bütününe bakarsanız; 1. Dünya Savaşı’nın gizli eller tarafından önceden planlandığını anlarsınız.
Bu süreçte, BM’ye hazırlık özelliğindeki Milletler Cemiyeti’nin (Cemiyet-i Akvam) kuruluşunu (10 Ocak 1920) da hatırlamak gerekir. Erbakan Hoca BM’yi şöyle tanımlar: “BM aslında İsrail’i kurabilmek için icat edilen dünya Siyonizm’inin bir aksiyonudur.”
SİNSİ PLAN SÜRÜYOR
OSMANLI, Çanakkale Savaşları’na “hazırlıksız” yakalandı. Almanya’nın yanında savaşa itildiği için, savaşın başkomutanlığını Alman General Limon von Sanders yapıyordu. Bir Avrupalı Osmanlı toprağını ne kadar savunurdu! İş Mehmetçiğe düşmüştü. Dağılmış ordumuz 30 cephede savaştı. Vatan savunmasında, düşmanını bile imrendiren harikalar gösterdi.
Emperyal güçler Osmanlı’nın şahsında bütün İslâm dünyasını hedef aldı. Bu yüzden Çanakkale, Osmanlı’nın öncülüğünde İslâm ümmetinin savaşıdır.
Haçlılar, Müslümanları yok etmek için birleşik ordularla defalarca saldırdılar. Şimdi de dünyanın 7 ikliminden toplanıp gelen Haçlılar Çanakkale’deydi. Gelişmiş silâhlarla Mehmetçiğe ateş kusuyordu: “Top tüfekten daha sık gülle yağan mermiler / Kahraman orduyu seyret ki, bu tehdide güler.”
Çanakkale madde ve mühimmat savaşı değil; hak-batıl mücadelesiydi. Orada madde susmuş; iman konuşmuştu. Ölüme, “Bir gül bahçesine girercesine” koşan Mehmetçiğin azmi gazeteci Ahmet Nedim’i hayran bırakıyordu: “Allah Allah, bu ne yüksek bir imandır Yarabbi! / Bir Müslüman ne büyük bir kahramandır Yarabbi!”
Çelikleşmiş iman Çanakkale’yi “geçilmez” yaptı. Yokluk ve imkânsızlıklar içinde bir zafer kazanıldı. Bu inanç ve azmi korumak zorundayız. Kudüs’te, İstanbul önlerinde, 15 Temmuz’da karşımızdaki güçler Çanakkale’de de aynıydı. 1897’den sonra daha sinsi planlar uygulandı. Bugün Siyonist emelli Evangelist Hıristiyanlarla Siyonistler ittifak halindeler! 2 milyarlık Müslüman topluluk kenetlenip, İslâm Birliği’ni kurarak düşmanlarının karşısına çıkmak zorundadır.