18 Mart sabahı mağrur düşman donanması Çanakkale
Boğazı ndan içeri girdi. Önce Queen Elizabeth Zırhlısı, sonra Agamemnon, Lord
Nelson, İnflexible Zırhlısı, Goulois, Charlemagne Zırhlısı, Bouvet Zırhlısı,
Ocean Zırhlısı ve daha bir sürü gemi ve zırhlı, sırayla yerlerini alarak
ilerlemeye başladılar boğazda. Denizin üstü gemiden gözükmüyordu. Savaş
planlarındaki duruma göre hareket edip, bizim mevzilere saldırdılar. Mermi ve
top atışları ardı ardına devam ediyordu. Ancak Türk mevzilerinden karşılık
gelmiyordu. Biraz daha yaklaştılar Yine top atışlarına mermi atışlarını ilave
ederek saldırıya devam ettiler. Türk tabyalarından mukavemet göremeyen düşman gemileri
büyük bir cüretle daha da yaklaştı tabyalarımıza. Öğlen olmuştu. Düşman
gemileri Çanakkale yi aşıp İstanbul Boğazı na ulaşma hayalindeydi. Ancak saat
12.20 de Türk bataryaları birden ateşe başlayınca neye uğradıklarını
şaşırdılar. Bir Türk mermisi İnflexible Zırhlısı nın direğini uçurdu. Seyit
Onbaşı nın attığı top mermisiyle düşman gemisi batarken diğer düşman zırhlıları
panikleyerek akşam Cevat Paşa tarafından döşetilen mayınların olduğu tarafa
doğru kaçtılar. Ve beklenen an gelmişti. Bazıları akşamleyin döşenen mayınlara
çarparak infilak ettiler. Bouvet Zırhlısı, Ocean Zırhlısı ve İnflexible
Zırhlısı Çanakkale nin karanlık sularına gömüldü. Cevat Paşa bunun üzerine,
Geçemediler, geçemeyecekler dedi Bu olayı günlüklerinde General Hamilton
şöyle anlatmakta: İrresistible, Ocean ve Bouvet battı! diyorlar ki Bouvet
banyoya fırlatılmış bir fincan tabağının kayarak batışı gibi, denizde
kaybolmuş. İnflexible ve Gauloise ise çok ağır yaralılar. (General Hamilton,
Gelibolu Günlüğü, s. 33).
O gün düşman donanmasının üçte biri batarken, üçte biri
yara aldı ve ancak üçte biri kaldı ellerinde.
Edremitli Mehmet Oğlu Seyit Onbaşı
Düşman zırhlıları ağır hasar almıştı almasına ama Rumeli
Mecidiye Tabyamız da diğer tabyalarımız gibi korkunç saldırıların hedefi olmuştu.
Düşman donanmasının attığı toplar cephaneliğe isabet edip etraftaki
askerlerimiz şehid olmuştu. O saldırı anında top mermisini namluya süren vinç
de parçalanmıştı. Koca Seyit de oluşan sarsıntıdan yere düşüp kendinden
geçmişti. Kendine geldiğinde arkadaşlarının şehit olduğunu vincin de
parçalandığını gördü. Sonra denize doğru baktı. Düşman gemileri karaya iyice
yaklaşmıştı. Ellerini semaya kaldırıp annesinin öğrettiği La havle vela
kuvvete illa billahi l-aliyyi l-azim! duasını, defalarca okudu ve: Ey
Rabbi l-âlemîn! Ey âlemlerin Rabbi! Benim vücuduma öyle kuvvet ver ki, benden
başka hiç, ama hiçbir kulun benden kuvvetli olmasın! diye yakardı Cenâb-ı
Hakk a. Koca Seyit in gözlerinden yaşlar akıyordu Allah ım Allah ım benden
kuvvetini esirgeme! dedikten sonra 215 okkalık mermiye baktı. Kendi deyimi ile
mermi ona, beni namluya sür diyordu adeta. Arkadaşına, Gel Ali, yardım et de
şu gülleyi sırtıma alayım dedi. Ali
önce topun, eğilip yan yatmış mataforasına (top vincine) sonra da arkadaşının
yüzüne baktı şaşkın şaşkın. Ve ona, Kaldıramazsın Seyit dedi. Bir deneyelim hele diyerek mermiyi
kaldırmaya çalıştı. Gres yağma bulanmış mermi önce Seyit in ellerinden kaydı.
Bu kez parmaklarını toprağa sürüp bir kez daha tarttı ve Koca Seyit mermiyi sırtına
aldı. Ve sendeleyerek topa doğru yürüdü, merdiven basamaklarına ayağını attı.
Güçlükle mermiyi namluya sürüp kamasını kapadılar. Her ikisi de topçu
olmadıkları için yön tayininde pek usta değildiler. Namluyu gemilere doğru
çevirip mesafeyi bildiği kadarıyla ayarlayan Seyit, besmele çekip topu
ateşledi. İlk mermi uzun düştü. Bir tane daha getirip namluya sürdü. Bu defaki
de kısa düştü. Fakat üçüncü mermi en öndeki İngilizlerin Ocean (Oşin)
Zırhlısı nın kıç tarafında ve su kesiminde patladı. İsabet alan Ocean Zırhlısı
suya gömüldü. Düşman donanması panikledi. Etraftaki gemiler kaçtılar. Seyit,
dördüncü mermiyi atmaya giderken, etraf sakinleştiği için sığınaktan çıkan
Batarya Kumandanı Hilmi Bey, yanında iki Alman subayla birlikte oraya gelmişti.
Almanlar onun, 215 okka yani yaklaşık olarak 276 kilogram ağırlığındaki mermiyi
sırtında taşıyışını ve topa sürüşünü hayretle seyrediyorlardı. Koca Seyit son
mermiyi ateşlerken Yüzbaşı Hilmi Bey gördüğüne inanamıyordu. Hayretler içinde
kalmıştı. Ve: Yarabbi ne büyüksün. Aferin Seyit, vurdun gemiyi dedi.
Bu olaydan sonra Seyit in o koskoca mermiyi kaldırdığını
duyan Komutan Cevat Paşa, merminin bir defa da kendi huzurunda kaldırılmasını
istedi. Koca Seyit var gücüyle mermiyi kavradı; asılırken yüzü kıpkırmızı kesildi;
gözleri yuvalarından fırladı ama heyhat, mermiyi yerinden bile kıpırdatamadı.
Ellerini toprağa sürdü; mermiyi bir daha kavradı yine kaldıramadı. Bunun
üzerine Onbaşı Koca Seyit komutanına dönüp şöyle cevap verdi: Ben bu mermileri
kaldırırken, gönlüm Allah ın feyziyle doldu. Kendimde bir başkalık hissettim.
Bu ilimle, erdemle, ibadetle elde edilir bir iş değildi. Ancak bu kuvvetin
sırrı o anda bana Allah ın ihsan ettiği bir vergi idi. Bu ağırlığı kaldıracak
kadar bir makama varmışsam bu dua ve rıza ile olmuştur. Paşam, karşımda düşman
olsun gene kaldırırım. Ama şimdi kaldırmam mümkün değildir komutanım! dedi.
Cevat Paşa, Aferin evladım diyerek Seyit Onbaşı nın sırtını sıvazladı.
(Mehmet Niyazi, Çanakkale Mahşeri, s.72-83).