Çanakkaledeki inancın neresindeyiz?

Abone Ol

Kaderin bir cilvesi… Batılı ülkelerin sanayi devrimini tamamlayıp güç gösterisine girişmeleri sebebiyle çıkan 1. Dünya Savaşı’nın Osmanlı’nın topraklarına da sirayet etmesi sonucu, milletimiz de kendisini savaşın tam ortasında buldu. İkiyüzlü Batı’nın gerçek hedefi Osmanlı ülkesini paylaşmaktı. Batılı emperyalistlerin Çanakkale’yi geçip oradan Hilafet merkezi İstanbul ve Anadolu’ya ulaşma plânları Çanakkale’de bir ölüm kalım savaşının yaşanmasına yol açtı.

Kahraman Mehmetçik ölümüne direniyor, Cenab-ı Hak da Osmanlı’nın ana gövdesini oluşturan İslâm’ın Batı kalesinin düşmesine izin vermiyordu. Çanakkale, kesinlikle madde ve mühimmat savaşı değildir. Uzun savaş yılları sonunda yorulmuş ve fakir düşmüş olan Osmanlı’nın, Batı’nın gelişmiş silahlarına karşı iman ve azmini siper ettiği bir savaştır. Bu direniş harikasını cephede izleyen Gazeteci Ahmet Nedim, Mehmetçikteki çelikleşmiş imanı şöyle anlatır: “Allah Allah! Bu ne yüksek bir imandır Yarabbi! / Bir Müslüman ne büyük bir kahramandır Yarabbi!”

Düşünebiliyor musunuz Çanakkale’de savaşın geçtiği yerlerin her m. karesine ortalama 6 bin mermi düşmüştür. Buna rağmen kazanılan zafer, Mehmetçiğin “Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman” şeklinde ifade edilen sarsılmaz inancı ve Rabbimizin, “Yerlerin ve göklerin bütün orduları Allah’ındır” (Fetih, 7) ayetinde belirttiği yardımından başka bir şey değildir.

Akif’in, Asım’da sembolize edip örnek gösterdiği genç nesil, varlık yokluk zamanında dinini, imanını, ırz ve namusunu, vatanını ölüm pahasına sahip çıkmıştır: “Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek; / İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.” O nesle şükran borçluyuz. Allah onları Peygamberimiz’e (s.a.v) komşu eylesin!

ŞEHADET AŞKI VE KARDEŞLİK

Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen Bölük Komutanı ve Kolağası İstanbullu Mehmet Tevfik Bey, şehadetinden 1 gün önce ailesine yazdığı mektupta şöyle diyordu:

“- Bugün, milletimin bana verdiği ekmeği hak etme zamanıdır. Mukaddes vatan görevimi yerine getirme azmindeyim. Şehadet rütbesine ulaşırsam Cenab-ı Hakk’ın en sevimli kulu olduğuma kanaat getireceğim. Asker olduğum için bu her zaman benim için pek yakındır. Sevgili Babacığım ve Anneciğim! Gözbebeğim zevcem ve oğlum Nezih’ciğimi önce Allah’a, sonra size emanet ediyorum. Lütfen, refikamla birlikte oğlumun ta’lim ve terbiyesini ihmal etmeyiniz!”

Düşman, Seddülbahir’e çıkartma yapmaya hazırlanıyordu. Bu durum Ezineli Yahya Çavuş’un çok ağırına gitti. Alay Komutanı Binbaşı Kadri Bey’e giderek, `Düşman bu topraklara ayak basmamalıdır. Çıkartma yapacağı noktaya gidip onları durdurmayı vazife bilirim’ diyerek görev istedi. Alay Komutanı, `Peki, arzu ettiğin gibi olsun. Yanına bir manga er al’ dedi.

Yahya Çavuş, `Hemşehrilerimden 10 er alabilir miyim ’ deyince, bir anda 63 er ortaya atıldı. Yahya Çavuş gülümsedi. Önündeki ere `Nerelisin ’ diye sordu. Azim ve cesaret sembolü er, `Konyalıyım Çavuşum’ şeklinde cevap verdi. Diğeri `Maraşlıyım’ dedi. Afyonlu Kara Mehmet ileri atıldı: `Çavuş’um, Müslümanlıkta hemşehricilik mi ileridir, yoksa İslâm kardeşliği mi ’

Yahya Çavuş sarsıldı. `Elbette kardeşliktir’ dedi.

Kara Mehmet, `Biz din kardeşiyiz, bizi kendinden ayırma’ diye ekledi.

Yahya Çavuş; `Doğru söylersiniz kardeşlerim. Kul hatasız olmaz. Tek şaşmayan Cenab-ı Allah’tır’ dedi.” (Çanakkale Savaşları, Mehmet İhsan Geçcan, sh. 43-44, İst. 1997)

DAİMA UYANIK OLMALIYIZ

Çanakkale’de oynanan hile, tuzak ve ikiyüzlülüğün sınırını biliyor musunuz Ekrem Şama, sırf bu konuyu işleyen “Hilelerle Çanakkale” eserini yazdı. Akif ise bunu, “Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz; / Medeniyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz” şeklinde nazma aktardı.

Batı, bugün de aynı tıyneti taşımaktadır. Savaşlarla yenemediği Müslümanları birtakım oyun ve entrikalarla yok etmek istemektedir. Kurdun kuzuyu yemek istemesi tabiîdir; anormal olan koyunun kurda âşık olmasıdır. İki yüz senedir Batı ile ilişkiler bu çarpık anlayışla yürümektedir.

En zor sıkıntıların üstesinden gelmiş, en büyük engelleri aşmış olan bir milleti, bizi yok etmeyi azmeden Batı’ya köle yapmak isteyen zihniyetler var içimizde. 55 senedir AB bekleme salonuna alınıp elimiz kolumuz bağlanarak misyonumuzu icra etmemiz engellenmeye çalışılmaktadır.

Batı’ya teslimiyet AKP Hükümetleri döneminde zirve yapmıştır. TBMM’nin AB Uyum Yasası çıkarması ne büyük garabettir! AB Bakanlığı kurmak da neyin nesi

23 Eylül 2004’te Brüksel’de AB Müzakere Takvimi verilmesi için Başbakan’dan zinayı suç olmaktan çıkarmasını istemişler ve kabul ettirmişlerdir. 2005’te bu yasa çıkarılmıştır.

Bu yasa sonrası Türkiye’de fuhuş ve zina zirve yapmış, öğrenim için gönderdiğimiz pek çok evlâdımız kız erkek aynı odada kalmaya başlamıştır. Bunu anlatacak bir merci yok mu   İlim adamları ve Diyanet’in sessiz kalmasının sebebi ne Irz ve namusumuzu çiğnetmemek için can fedâ etmiş Asım’ın nesli bu manzarayı görseydi, ne derdi acaba

29 Ekim 2004’te Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül, Roma’da Papa X. İnnocenzo heykeli önünde AB Anayasası’nı imzalayıp Türkiye’nin egemenliğini AB’ye devretmişlerdir.

Hükümet, Sümela Manastırı, Akdamar ve Aya İrini kiliselerini astronomik masraflarla restore ettirmiş ve hizmete açmıştır. 6. 3. 2014 günü Ekümenlik iddiasındaki Fener Rum Patriki Bartholomeos öncülüğünde “Papazlar Zirvesi” yapılıp Ayasofya’nın da kendilerine verilmesini istemişlerdir. Ekümenlik, sur içi İstanbul’unda Vatikan benzeri siyasî hedefleri olan bir devlet kurma isteğidir.

Batıcı yöneticiler, Çanakkale’de bizi yok etmek isteyenlerin menfaatlerini korumak için seferber olmuşlardır. Şehitlerimizi tâciz etmeye son vermenin zamanı gelmedi mi