Ekrem Kızıltaş dostumuzun Tv5 te düzenlediği Ortak Zemin adlı televizyon programında, tarih araştırmalarıyla tanınan Mustafa Uluçay ve Burhan Bozgeyik beylerin de katılımıyla Çanakkale konuşuldu. Ben de aydınlarımızın bu savaşa bakışını ve edebiyatımızdaki Çanakkale ruhunu anlattım.
Çanakkale, gönüllü askerlerin oluşturduğu etten kulelerle savunulur, bu milletin imanı, iradesi ve kararlığı her türlü mantığı ve hesabı yanıltır. Osmanlı nın kazandığı bu büyük zaferle İstiklâl Savaşı nın ruhu ortaya çıkar, Cumhuriyet in temelleri de atılmaya başlanır; cihat şuurunun bir araya getirdiği millet kendi kaderine sahip çıkar. Fakat bu gerçek yeterince değerlendirilemez.
Bizde Çanakkale Savaşı nın destanı, her yerde bulunabilecek kadar yaygın kitaplarla anlatılmıyor. Herkesin beğenisini kazanmış monografilerle tarihi, turistik rehberlerin, sevilen hikâye ve romanların henüz yazılıp yayınlanmaması, elbette Türk fikir ve sanat adamlarının ihmali. Halbuki bu savaşa katılıp da işgalci konumuna gelerek mağlup olan yabancıların çok sayıda hikâyesi, hatıratı, romanı yayınlanmış ve filmi yapılmıştır. Bunlar Türkçe ye çevrilmiş ve ilgililer bunlardan da gereken dersi almamıştır. Aslında biz Son Büyük Haçlı Seferi sayılabilecek bu savaşı doğru değerlendiremezsek, geleceğimizi de yönlendiremeyiz.
Çanakkale Savaşı edebiyatı
Sultan Reşad döneminde yapılan bu savaş için padişahın tertiplediği bir şiir yarışması olduğunu biliyoruz. Padişahın yazdığı gazel ile bu gazeli taştir eden Yahya Kemal in şiiri dışında, bu savaşa ait en önemli şiirin Mehmet Âkif e ait olduğunu biliyoruz: Âsım adlı eserinin bir bölümü olan Çanakkale Şehitleri... Âkif bu şiiri Necid Çölleri nde görevli olarak bulunduğu günlerde yazar. Onun şehitlere hitabı olan şu mısralar unutulmaz:
"Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın;
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın!"
1912 yılında başlayan Balkan Savaşı ndan Milli Mücadele nin sonu olan 1922 yılındaki Başkumandanlık Meydan Muharebesi ne kadar 10 yıl savaşan bu milletin destanı parça parça yazılıyor, yazılmalı. Çünkü Osmanlı nın küllerinden Cumhuriyet kuruldu. Bu devletin kökleri ve temel değerleri bin yıllık Türk tarihinde olduğu kadar, son on yıllık savaşta da aranmalı...
Eğer çağdaş bir toplum olarak dünyada hak ettiğimiz yeri alacaksak, bunu tarihi ve kültürel değerlerine sahip çıkan bir toplum olarak gerçekleştirebileceğiz. Bugün Çanakkale Savaşı yla her türlü direnişin ve millî kimliğin tezahürlerini ortaya koyan bu toplum bilinmedikçe, bunun sözcülüğü de yapılamaz. Bunu ortaya koyacak bir kütüphane gerekir.
Bu kütüphanenin bugüne kadar yazılan metinleri şiir, hikâye ve roman açısından gözden geçirildiğinde çok da zengin bir külliyat oluşturmadığı görülür. Sultan Reşad ın gazeli ile onu taştir eden Yahya Kemal, Mehmet Âkif, İ. Alâeddin Gövsa, Necmeddin Halil, Orhan Şaik Gökyay, Ali Ekrem Bolayır gibi şairlerle Ömer Seyfeddin in Çanakkale den Sonra adlı hikâyesi savaştan hemen sonra yazılmıştır. Mustafa Necati Sepetçioğlu nun Çanakkale üçlemesi ile bazı bölümleri tiyatroya da uyarlanan ve defalarca basılan Mehmed Niyazi nin Çanakkale Mahşeri adlı romanının yanı başından, bu savaşın ruhuna zıt bir roman ortaya çıkabildi: Buket Uzuner imzalı Gelibolu / Uzun Beyaz Bulut...
Şiirimizin destan şairlerinin Tarih-i Kadim şairi Fikret gibi Vietnam la bile ilgilendiğini, ama nedense Çanakkale ye yabancı kaldığını görüyoruz. Çünkü bu ruha Âkif kadar yakın değiller
Bunlardan başka, bu savaşla ilgili az da olsa monografiler de yayınlandı. Onlar üzerinde de durmak gerekir: Ergun Göze nin Kuğunun Son Ötüşü / Çanakkale Destanı ve Çanakkale de Kumandanlar Savaşı, Ekrem Şama nın Şu Boğaz Harbi ve Hilelerle Çanakkale, Vehbi Vakkasoğlu nun Bir Destandır Çanakkale... Erol Mütercimler ile genç araştırmacıların hazırladıkları Çanakkale ve Gelibolu adlı kitapları da üzerinde durulmaya değer bir dikkatler topluluğu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tür çalışmalardan sonra romanlar, sahne, sinema ve televizyon yapımları çıkabilir.
Çanakkale Savaşı günlerinde yayınlanan ve savaşla ilgisi olanların mektuplarının yer aldığı Harb Mecmuası nın bu dönemde yeniden gün ışığına çıkması da önemli ve otantik metinleri ihtiva etmesi bakımından vazgeçilmez kaynak durumunda. Tercüme eserler de sayıca en az bu kadar tutar.
Bunların Çanakkale gibi dünya çapında bir büyük savaşı anlatamayacağı ortadadır. 90 yıllık bir ihmalin telâfisi için bu konuda bir kültür seferberliği yapmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Başka milletlerin mağlubiyet yıl dönümlerini bile bizim Çanakkale Zaferi ni kutlayışımızdan daha büyük törenlerle hatırladıklarını görüyoruz. 25 Nisan da buraya gelen Anzak torunları buna örnektir.
Çanakkale Zaferi nin 90. yılından beri daha farklı kutlandığını görüyoruz. Belki böylece 2015 yılında, Çanakkale Savaşı nın 100. yıldönümünde büyük bir kütüphane oluşturabiliriz. Bunun için turizmle de ilgili olan bölgenin tarihiyle destanının yazılmasında, dünyaya tanıtımında Kültür ve Turizm Bakanlığı kadar her bölgedeki belediyelerle kamu kuruluşlarının görevli olduğuna inanıyoruz.
Çanakkale ile ilgili yeni yayınlar ve yeni yapımlar
Bu arada birbiri ardından yeni baskıları yapılan bir kitaptan da söz etmek istiyorum. Yahya Çavuş un torunu tarihçi Halil Ersin Avcı nın yayına hazırladığı Çanakkale Ruhu adlı kitapta "Savaşa Giden Yol" başlığıyla konuya giriş yapılıyor, önce deniz ve kara savaşları, sonra da "Çanakkale ruhunu içinde taşıyanlar ve gerçek savaş sahneleri" anlatılıyor. Kitabın içinde bol miktarda Çanakkale Savaşı ile ilgili haritalar yer alıyor. Bir bakıma hem tarih, hem coğrafya ve hem de savaşa katılanların ifadesiyle Çanakkale Ruhu anlatılıyor. Metropol yayını olan kitabı tavsiye ederim (0212.6381851).
Nurullah Genç in Çanakkale / Her şey yanıp gül oldu adlı bir destan denemesi de yayınlandı, ama ilgi görmedi. Bu türden denemelerin büyük yarışmalarla ve geniş tanıtımlarla kitlelere duyurulması ve kültür çevreleriyle birlikte başka şairlerin de konuya yönelmesinin sağlanması gerekir.
TRT de yayınlanan Kınalı Kuzular dizisi üzerinde de durmak istiyorum. Her bölümde seyircisinin yüreğini eline alan can yakıcı samimiyetiyle Kınalı Kuzular ın iyi bir sinema dili yakaladığını ifade etmeliyiz. Bu dille ve yeterli bir bütçe ile gerçek bir Çanakkale Savaşı filminin çekilebileceğine inanıyorum.
Tolga Örnek in beş holdingin sponsorluğunda çektiği Gelibolu filminin savaşın ruhu ile sinema dilinin ele aldığı konuya ne kadar zıt olduğu görüldü. Mel Gibson un genç bir Anzak askeri olarak rol aldığı Gelibolu adlı sinema filminin bile Tolga Örnek in Gelibolu sundan daha gerçekçi olduğu ortadayken, Ahmet Yenilmez ve arkadaşları bu ruha daha uygun sinema filmi yapabilir sanıyorum.
Bu ruhu anlayan bir ekiple hazırlanmış filmlerle Çanakkale Savaşı nın ruhu içeride ve dışarıda iyi anlatılamadığı sürece, ne İstiklâl Savaşı ve Mehmet Âkif şuuru, ne de Türkiye Cumhuriyet nin bu millet için ifade ettiği mana anlaşılamaz. Çünkü Çanakkale Savaşı nda ölen 250 bin Türk genci, hem İstiklâl Savaşı na teşebbüs cesaretini hazırlamış, hem de bu savaşta ölü sayısının beş binle sınırlı kalmasını sağlamıştır. Böylece Osmanlı nın küllerinden yeni bir Türkiye kurulmuştur. Cumhuriyet, İstiklâl Savaşı ruhu bilinmeden sahiplenenlerin elinde, elbette halkın fedâkârlığı bilinmeyeceği için demokrasiden hoşlanmayan bir rejime dönüşür ve resmî ideoloji de toplum mühendisliği haline gelir.
Çanakkale Savaşı nın ruhunu anlamadan İstiklâl Savaşı ile Türkiye Cumhuriyeti ni ve bize özenerek emperyalistlere karşı savaşarak bağımsızlıklarını kazanabilen İslâm dünyası ile Üçüncü Dünya Ülkeleri ni anlamaya imkân yoktur. Bunu anlamayınca da Batı nın gönüllü sömürgesi olunur.
Öyle görünüyor ki, bu savaşın tarihini yazmak Çanakkale Savaşı nı kazanmak kadar zor ve daha büyük hazırlık gerektiriyor. 10 ay süren bu savaş boyunca, Sultan Abdülhamid in okullarında yetişen pek çok neslin kaybolduğunu söyleyen araştırmacılara göre, tarihi yazacaklar da ölmüştür
18 Mart bir deniz zaferidir ve 25 Nisan da kara harekâtına girişen müttefiklere karşı yeniden büyük bir zafer kazanılmıştır. Öncesi ve sonrasıyla 40 günlük bir kutlama dönemi olmalıdır. 18 Mart ı kutlamakla yetinerek 25 Nisan zaferini Anzakların torunlarına bırakan yetkililerimizi uyarıyoruz...