Bismillâhirrahmânirrahîm;
ÇANAKKALE Deniz Savaşları dünya tarihinde benzeri görülmeyen bir mücadeledir. Çanakkale önlerine gelenler birleşik Hıristiyan orduları idi. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, Hindistan, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda gibi uzak ülkelerden Çanakkale önlerine geldiler. Osmanlı öncülüğündeki Müslüman ümmet, “yedi düvel” denilen dünyanın birleşik Hıristiyan orduları ile savaştı. Aradan geçen 106 yıla rağmen Çanakkale harikasını layığı ile anlayabildiğimiz söylenemez.
Osmanlı uzun savaş yıllarından geçtiği için halk yoksul düşmüş, asker yorgun hale gelmiş, devlet borç yükü altına girmişti. Bu arada, Avrupa ülkeleri teknolojik silâhlar üretmiş, aralarında bu silahları satma rekabeti oluşmuştu. Avrupa; İngiltere ve Almanya öncülüğünde 2 gruba ayrıldı. Silâh rekabeti zaman içinde 1. Dünya Savaşı’na dönüştü.
Osmanlı, ne olursa olsun, yeni bir savaşa girmek istemiyordu. Bunda kararlıydı. Fakat bir güç Osmanlı’yı savaşın içine çekiyordu. İngiltere, Rusya’ya yardım etmek bahanesiyle Osmanlı topraklarına girdi. Topraklarının tehlikeye girdiğini gören Osmanlı, İngiltere’ye karşı Almanya’nın yanında savaşa girmek zorunda kaldı.
Osmanlı bu savaşa hazırlıksızdı. İngiltere’ye karşı Almanya ile birlikte hareket etti. Almanya Genelkurmay Başkanı Lemon Van Sanders idi. Fakat bu zat Çanakkale’ye hiç gelmedi. Almanya öncülüğünde savaşa girilmesi Osmanlı’nın genel bir komutan belirlemesini engelledi. Çeşitli cephelerin komutanları vardı. Anafartalar cephesine Albay Mustafa Kemal’in komuta etmesi gibi!
DÖNEMİN ŞARTLARI
BÜYÜK olaylar, yaşanan dönemin şartları iyi bilinmedikçe sağlıklı değerlendirilemez. O dönemdeki ülkelerin idealleri ve durumları da dikkate alınmalıdır. Çanakkale Savaşları öncesinde Avrupa’da teknolojik silah rekabeti sürerken; Siyonistler de, 1897’de Theodor Herzl öncülüğünde İsviçre’nin Basel şehrinde Siyonist Kongresi yapmışlar; 50 seneyi kapsayan 3 ayrı hedef belirlemişlerdi.
Siyonistler ilk 10 senede 2. Abdülhamit’i tahttan indirmeyi; 25 sene içinde Osmanlı’yı yıkmayı; 50 sene sonra da İsrail’i kurmayı planlamışlardı. Süreç içinde bu hedeflerine ulaştılar. Siyonistler 1. Dünya Savaşı başlarken 2. hedefleri olan Osmanlı’yı yıkma sürecini yürütüyorlardı. Siyonizm bir mikroptur. Hep, olayların perde arkasında bulunur. Kendileri savaşmaz; ülkeleri savaştırır. Özellikle Çanakkale Savaşları’nın bu yönü ciddi bir araştırmayı gerektiriyor.
Bu dağınıklık içinde, her şey Mehmetçiğin iman, azim ve ferasetine kalmıştı. Mehmetçik Çanakkale’de büyük bir feraset ve dirayet örneği ortaya koydu. Askerimizin bu özelliği savaşlarda “belirleyici” oldu. Onlar ülkenin içinde bulunduğu durumu çok iyi biliyorlardı. Dönmeyi düşünmeden cepheye gittiler.
Bombalar patlıyor, mavzerler ateş püskürüyor, silâhlar ölüm yağdırıyordu. Savaşların geçtiği Gelibolu Yarımadası’nın her metre karesine ortalama 6 bin mermi atılmıştı. Bu caydırıcılık haline işte Mehmetçiğin cevabı: “Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler; / Kahraman orduyu seyret ki, bu tehdide güler.”
Çanakkale imandır, şahlanıştır, düşmana karşı amansız bir direniştir. Din, namus, vatan gibi değerler konusunda kesinlikle taviz verilemeyeceğinin ilanıdır.
MEHMETÇİK İMRENDİRDİ
SEYİT Onbaşı’nın Çanakkale’nin seyrini değiştiren kahramanlığı!.. Cephane yüklü en büyük savaş gemisi karaya çıkma hazırlığındayken; “Ya Allah!” diyerek son büyük 276 kg’lık top mermisini geminin bacasından makine dairesine isabetle infilak ettirmesi harp tarihinde benzeri pek görülmeyen bir harika. Enfal Suresi’nin 17. ayetini hatırladık: “Savaşta onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı onu.”
Şerife Bacı’nın fedakârlığı… Ezan susmasın, din ve namus çiğnenmesin diye kucağındaki çocuğuyla koştu cepheye. Ona silah taşıma görevi verildi. Soğuk bir günde, yağmur yağarken yorganını, bazı elbiselerini, silahlar ıslanmasın, diye onların üzerine örttü. 21 yaşında yavrusuyla birlikte soğuktan donarak şehit oldu.
Hele isimsiz kahramanlar! Savaşı yerinde izleyen gazeteci Ahmet Nedim cepheyi dolaşırken, toplar, silah sesleri, ölüm saçan gülleler hengâmesinde bir askerin tam bir tevekkülle namaz kıldığını gördü. “Bir Müslüman nasıl olur bu levhadan anladım” diyerek namazını bitirmesini bekledi.
Namazını bitirince, “Gel, biraz konuşalım” dediğinde, “Yok efendi, nöbete yetişemem” diyerek görev yerine doğru süzüldü. Arkasından seslenerek nöbetinin yerini sorduğunda, “Kanlı Sırt’ın önündeki siperde” cevabını aldı. Ahmet Nedim’in değerlendirmesi: “Kanlı Sırt’ın önlerinde eğleşirmiş bu aslan, / Fakat bilmem bu toprağın kansız yeri neresi.”
Çanakkale’de maneviyatın “belirleyici” olduğunu gösteren daha nice harika olaylar Çanakkale’yi geçilmez, imanı yenilmez kıldı. Son kalemiz düşmedi!