Çamura saplandık

Abone Ol

TÜRK ekonomisinde işler iyiye gitmiyor. Günü kurtarma politikaları, borçlanmaya ve sıcak paraya dayalı üreterek değil de tüketerek büyüme yanlışı, küresel para musluklarının kesilmeye başlamasıyla arabayı hızla duvara doğru götürüyor. Yanlışta ısrar, pahalıya patlayacak gibi.

2013 Mayıs’ından itibaren küresel koşullar, özellikle de Amerikan Merkez Bankası Fed merkezli küresel gelişmeler, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin aleyhine bir süreci başlattı. Fed’in faiz arttırımına gideceğini açıklaması ile küresel sıcak para için gelişmekte olan ülkeler eski cazibesini yitirmeye başladı. Bugüne kadar göreceli yüksek getiri, yani yüksek faiz nedeniyle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere akan sıcak para yavaş yavaş rotayı kırmaya başladı. ABD’nin faiz artırımıyla da o rotanın neresi olacağı zaten meydanda.

Bugün gelinen noktada, Türkiye ekonomisinin kırmızı alarm veren durumunu bir türlü görmek ve halka göstermek istemeyen bir bakış hakim. Türkiye’nin kendi yapısal zaafları ve yanlış politikalar bugünkü “krize doğru gidiş” tablosuna katkı yapıyor. Küresel koşulların kötüleşmesi de bu tabloyu ağırlaştıran bir diğer etken bu arada. Nedense ekonomi yönetimi, durumu görmezden gelmeye ve “kriz” sözü edeni beddua etmek de dahil “refüze etmeye” devam ediyor.

Ekonomi yönetiminin tek derdi cari açığın düşmesi adeta. Yatıyorlar “cari açık düşüyor”, kalkıyorlar “cari açık düşüyor”. Yahu ekonomik göstergeler ve durum sadece cari açıktan mı ibaret Büyümenin düştüğü, dış ticaretin kan kaybettiği bir atmosferde cari açığın düşmesinin gayet normal olduğu da aşikar zaten.

Türk ekonomisi üretmiyor ve dolayısıyla da büyüyemiyor. Hesaplama yöntemiyle bir gecede 10 bin dolara çıkarılan milli gelir 10 bin dolara takılı kalmış vaziyette. Yaklaşık 6 senedir yerinde sayıyor. Türk ekonomisinin 50 yıllık büyüme ortalaması olan yüzde 5 ve altındaki her rakam, büyümenin milli gelire yansımayan bir trende girmesine neden oluyor.

Bunun özeti şu; Türkiye, orta gelir tuzağına ha saplandı ha saplanacak durumda!

2023 hedefi olarak (hangi hesaplamalara dayanarak belirlendiği belirsiz) 500 milyar dolar ihracattan bahsederek kitlelerin gözü boyanırken iyiydi. Gelin görün ki, ihracat 2015’te resmen çöküşü yaşıyor ve yıllık ihracat da 150 milyar doların altına gerilemiş durumda. TL’deki ciddi devalüasyona rağmen ihracat artacağı yerde geçen seneye göre yüzde 10 civarında düşüyor. Dış talep de zayıf, çünkü küresel koşulların olumsuzluğu  hemen herkesi vuruyor.

Bu durum, Türk ekonomisinin defolarına bir de küresel olumsuzlukların etkilenmesiyle ortaya çıkıyor tabii. 2013 Mayıs’ından itibaren ortaya çıkmaya başlayan ekonomideki defoları, siyasi rant uğruna o dönemki Gezi olaylarına bağlayan siyasiler, bugün ise tam tersi şekilde “ekonominin dengelerinde sorun yok, tamamen küresel nedenler” demeyi yeğliyor. Halbuki, her şeyi siyasi rant gözeterek yaptıklarından ötürü ekonomi bugünkü kırmızı alarm zilini çalıyor, hala farkında değiller.

Ekonomi Bakanı, “kriz var” diyene beddua edene kadar küresel koşulların olumsuzluğuyla birleşen ekonominin dengesizliklerine biraz vakit harcasaydı keşke. Keşke pansuman tedbirlerle günü kurtarmak yerine gerçek ve esaslı çözümler hayata geçirilseydi. Keşke sıcak paraya, borçlanmaya, rantiyeyi ihya etmeye bu kadar bel bağlanmasaydı. Elde imkan varken bu fırsatlar heba edildi ve bugün “kriz” diyene beddua ederek, kızarak çözüm üretiliyor güya.

Kızılması gereken tespit yapanlar değil yanlış politikalarla ekonomiyi çamura saplayanlardır halbuki.