Çamlıca Camii tartışmaları gündemdeki yerini koruyor. Geçtiğimiz pazar günü Diyanet’in organizasyonu ile sabah namazı programı yapıldı. Nasıl yapıldı, camiyi özellikle doldurmak için hangi çalışmalar ortaya konuldu, hangi talimatlar verildi gibi soruların cevabını bu yazıda aramayacağız. Önemli de değil. Çünkü alınların secdeye varmasından, camilerin dolmasından herkes memnuniyet duyar. Ancak cami ile ilgili söylenenler tam olarak anlaşıldı mı, ya da anlatılabildi mi veya anlaşılmaması için özel karartmalar mı yapıldı, işte oradaki soru işaretleri hiç olmadığı kadar fazla.
Şimdi Çamlıca Camii ile ilgili kısaca tarihi birkaç şey söyleyelim. İnşaat ortalama 110 milyon dolara mal oldu. Ancak ihale bedeli 2014’te 150 milyon TL olarak revize edilmişti. Şubat 2014’ü baz alırsak dolar kuru 2.19 seviyelerindeydi. Yani yaklaşık bedel 70 milyon dolar olarak planlanmıştı ama işin sonunda bu miktar 110 milyon doları buldu. İnşaat süresi boyunca yapımı üstlenen firmaların mali sıkıntılar yaşadığına dair çokça haberler çıktı. Mesela projenin başında işin içinde olan Özkar İnşaat’ın projeden çekilmek zorunda kaldığı ifade edildi. Ana yüklenici olan Hedef Yapı’nın yakın zamanda konkordato ilan ettiği anlaşıldı. Caminin halılarını döşeyen Avşar Halı’nın da açılışı görmeden konkordato ilan etmek durumunda kaldığı yazıldı, çizildi. Şirketlerin yaşadıkları sıkıntıların cami ile ilgisi var mı veya bu inşaattan dolayı iflas eden başka işadamları oldu mu, bunlarla ilgili henüz net bilgiye sahip değiliz. Zaten bu konu bahsi diğer. Eğer yetkili makamlar konu ile ilgili şeffaf bir şekilde bilgileri paylaşırsa, kamuoyu öğrenmiş olur ve varsa yanlış, eksik bir durum o da düzeltilir. Ayrıca cami inşaatı için kullanılan bütçe hazineden mi yoksa devletin herhangi başka bir kurumundan mı karşılandı gibi soruların da merak edildiğini ifade etmiş olalım.
Diğer taraftan şunu da açıkça belirtelim ki, Çamlıca Camii için yapılan eleştiriler sanki kasıtlı olarak kara propagandaya uğradı. Oysa söylenen çok netti. Türkiye ekonomik olarak önemli bir darboğazdan geçerken, yerleşim yerlerine oldukça uzak ve o bölgede elzem olup olmadığı tartışmalı olan, bu büyüklükte bir camiye İstanbul’un ihtiyacı var mı? Hepsi bu kadar. Aynı zamanda bu soruların katbekat fazlası da zaten cami inşaatı gündeme geldiğinde, bugün en hızlı Çamlıca savunucuları olan iktidar yanlısı medyanın sayfalarında fazlasıyla yer almıştı. Şimdi o medya grupları vurun abalıya mantığıyla insaf sınırlarını aşan bir şekilde haksızlıkta hiçbir sınır tanımıyorlar.
Aslında söylenenleri saptırmaya çalışanlar, Çamlıca derken neyin kastedildiğini çok net olarak anlıyorlar. Hangi maksatla bu ifadelerin kullanıldığını iyi biliyorlar. Ancak sorunların merkezine inmek istemiyorlar. Kısacası popülizm yapıyorlar. Kolaycılığa kaçıyorlar. Nasıl olsa bizim sesimiz daha fazla çıkıyor, diğerlerini duyan olmaz diyerek adil davranmıyorlar. Ne söylenildiğinin sağlıklı bir şekilde anlaşılmasını istemiyorlar.
Unutulmamalı ki, Edirne Selimiye Camii için arsasını vermeyen köylüyü razı etmeden oraya cami dikmeyen bir ecdadın torunlarıyız. Hatta onun rızasını aldıktan sonra ise o köylüyü ters lale figürüyle yüzyıllardır camide yaşatan ataların mirasçılarıyız. Böyle tarihi örneklere sahip olan nesillerin hele de bir cami inşaatı için kılı kırk yarmaları gerekmez mi?
Buradan son olarak sabah namazında Çamlıca Camii’ne koşanlara birkaç noktayı hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Allah onlardan razı olsun. Niyetlerinin camilere sahip çıkmak olduğunda bir şüphe yok. Ancak şunu bilmeliler ki; salt siyasi gerekçelerle ne söylenildiğine bakmadan, söz sahiplerini cami düşmanı gibi göstermek dolaylı falan değil doğrudan kul hakkıdır. Böyle bir vebal üstlenmemeliler, bu tuzağa düşmemeliler. Aynı zamanda camiler üzerinden yeni bir ayrışmaya ve camilerin mesaj verme zemini olarak kullanılmasına da izin vermemeliler.