“Camiyi Yık, Adaleti Yıkma”

Abone Ol

Hayat geçicidir. Bu dünya adı üstünde fanidir. Ömürler sınırlı olduğu gibi makamlar da sürelidir. Önemli olan geride hoş bir sada bırakabilmektir. Alınan yetkiler asılları asla unutturmamalıdır. Her şey millet içindir. Her adım insan merkezli atılmalıdır. Bir göreve gelen kişi, o makamın emanet olduğunu unutmadan hareket etmek zorundadır. Makamlar ganimet değildir. Adil olmak, bir idarecinin en önemli ve önde gelen vasfı olmalıdır. Adil olmayan, nepotizme tutulmuş her yönetici kaybetmeye mahkûmdur. Hz. Ömer’in iki mum hikâyesi aradan 1400 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ canlıdır. Bugüne dair mesajları taşımaya devam etmektedir.

Bu ve benzeri hikâyeler herkesin az veya çok duyduğu, okuduğu tarihi vakalardır. İslam tarihi, Selçuklu ve Osmanlı dönemleri bu türden binlerce örneklerle doludur. Gel gör ki, bu sözler konuşmaları süsler, gözlerden yaşları döktürür ama bir türlü sorunların üstesinden gelinmesine yetmez. Peki, neden? Neden bizler, söyledikleri ve yaptıkları birbirine uymayan bir topluma dönüştük? Neden tüyü bitmemiş yetim hakkı diyoruz da, konu şahsi çıkarlar olduğunda bunun aksine bir tavır içine giriyoruz? Kendi tarihimizde çok daha fazlası varken istemezdim ama Batı’dan bir örnekle devam edeyim. Amerika bugün emperyalist bir devlet mi, evet. Irkçı Siyonizm’in yol haritasına göre mi hareket ediyor, evet. Bunun yanında Allah kime verir, çalışana değil mi, o da evet. Yani Allah adildir. Kim çalışırsa karşılığını mutlaka alır. Bakınız Amerikalılar seçim dönemleri için devlet ve iktidar arasındaki dengeyi nasıl kurmuşlar? Öncelikle kişilerden bağımsız kurumsallaşmayı ve kurumsal aklı merkeze almışlar. Denetimi ve hesap verebilirliği öncelemişler. Mesela resmi adı “Gayrimeşru Politik Çabaları Engelleme Kanunu”. Kanun 1939 yılında çıkarılmış. Tasarıyı hazırlayan ABD’li senatör Carl Hatch olduğu için o zamandan beri onun adıyla anılmış. Amerika’da hâlâ yürürlükte olan bir yasa.

Peki, içeriği nedir? İktidarda olan partinin devlet gücünü kendi siyasi çıkarları adına kullanmalarını yasaklıyor. Bu durumun siyasi rekabette haksızlık olduğunu söylüyor. Yetkilerin suiistimal edildiğini ifade ediyor. Hatta bir adım ileri gidiyor ve seçim dönemlerinde “oy avcılığı” adına sosyal yardım vesair yapılmasını da engelliyor. İktidar yetkililerinin kendi seçim kampanyalarında devletin imkânlarını kullanmalarına kesinlikle izin vermiyor. Partili bürokratların veya başkan adına iş gören resmi yetkililerin mesai saatleri içinde kampanyada çalışamayacaklarını belirtiyor. Yine bu kişilerin seçim dönemlerinde kanaat bildirmek, şu başkan olsun gibi açıklamalar yapmalarına izin vermiyor. Şimdi bir de bizdeki seçim kampanya dönemlerindeki yapılanları düşününüz. Devlet imkânlarının nasıl kullanıldığını hatırlayınız. Allah aşkına bırakınız siyasi kimlikleri bir kenara. Bırakınız iktidar olmayı, muhalefet olarak konuşmayı. Bir kişi ülkemizdeki seçim dönemlerinde devlet imkânları partiler adına kullanılmamıştır diyebilir mi? Peki, bu kul hakkı değil midir? Hz. Ömer’in adil vasfına neler yaparak sahip olduğu asla unutulmamalıdır. Aynı zamanda Hz. Ömer’in bir Yahudi’nin arazisine izinsiz cami yapmaya kalkan Şam Valisi’ne “Camiyi yık, adaleti yıkma” demesindeki hikmeti iyi düşünmek gerekir. Dedim ya, bu dünyada asıl olan hoş bir sada bırakmaktır. Gerisi “oyun ve eğlenceden” başka bir şey değildir.