Birkaç yıl önce bir ilçe müftüsüne ara sıra vaaz ettiğim bir camide vaaz programı olmayan bir vakitte cenaze namazı kılınacaktı. İlçe müftüsüne namazdan önce etmeyi teklif ettim. Sevgili meslektaşım “Yasin okunsun, ne güzel olur, sükûnet içinde dinlenir” demesi üzerine “Yasin okumak elbette iyidir; ancak bizim milletimiz Arapça bilmez, okunan Yasin’i anlamaz, onu okumak yerine manası açıklanmalıdır ki Müslümanlar bazı mesajlar alsın” demiş ve vaaz programı olmasa da cenaze namazı kılınacak vakit öncesi vaaz edilmesini sağlamıştım. Şimdi emekli olan o meslektaşımıza Allah selamet versin. Birkaç gün önce yine bir camiye cenaze getirilmişti, ikindiden sonra namazı kılınacaktı, Namaza 15-20 dakika vardı, ama kürsüde kimse görünmüyordu. İmam efendiye “vaaz yapılıp yapılmayacağını sordum. O da “öğleyin yapılıyor, şimdi sadece Yasin okunacak” deyince “ben vaaz edeyim” dedimse de müftünün ‘vaaz edilmeyip Yasin okunmasını’ tembih ettiğini söyledi. Ben ”müftü beye telefon edin ve benim vaaz etmek istediğimi söyleyin” dedim. Telefon edildi ama müftü efendi yine Yasin okunması emretmiş.
İşte burada üzülmemek mümkün olmadı. Caminin musalla taşına cenaze konmuş, millet avluda dikilip duruyor, camide vaaz yapılmayacak. Hem de cenazeye gelenler arasında Cuma namazını kılmayanların olduğu bilindiği halde. Bu ne büyük fırsat kaçırmaktır! Allah aşkına diyanet bu hususu bilmiyor mu Bir önceki vakitte vaaz edildi diye arkasından gelen vakitte vaaz etmek yanlış mı olur Cenazeye katılanlar arasında Cuma namazı kılmayanların bulunduğu bir ortam da bu fırsat kaçırılır mıydı Yasin-i şerifi okumak yerine onun açıklaması yapılarak cemaat bilgilendirilse ne iyi olur. Cuma namazına bile gelmeyenlerin iman problemi olmadığı mı zannediliyor. İman za’fiyeti olanların Yasin-i şerifin açıklamalarında faydalanacağı düşünülmüyor mu
O Yasin-i şerif ki birinci sayfasında Yüce Allah iki vurgu yaparak: “Ölüleri dirilteceğini ve onların ölmeden yaptıklarını yazdığı gibi öldükten sonra eserleri vasıtasıyla yapacaklarını yazmakta olduğunu ve her şeyi açık bir kitapta yazdığını” ifade ederek hesap soracağına işaret ediyor. İkinci sayfasında tebliğcilerin desteklenmesi gerektiğini ve destekleyenlerin cennete gideceği açık biçim anlatıyor. Dinleyenlerin inançlarının zayıf olması ihtimaline karşı da üçüncü sayfada Allah’ın biyolojik (botanik), jeolojik, hatta astronomik düzeni anlatarak iman takviyesi yapıyor. Dördüncü sayfada Nuh Tufanı, fakirlere infak yılmasına karşı koyanlara kıyamet ani kopacağı hatırlatarak uyarıda bulunuyor. Mahşerin kurulacağı ve herkesin kabrinden kalkarak nesil-nesil (hesap vermek üzere) huzuruna geleceğini bildiriyor. Beşinci sayfada ise cennete girecek olanların mükâfatını anlatırken günahkârlara “onlardan ayrılın” diyeceğini bildiriyor. Yeniden dirilteceği bedenlerin ağzına mühür vurup ellerinin konuşup ayaklarının şahitlik yapacağını açıklayarak tam bir uyarıda bulunduktan sonra sayfanın sonunda Kur’an-ı kerimin ölüleri değil dirileri uyarmak için indirdiğini vurguluyor.
Son sayfada ise insanları kendisine hayran bırakacak şekilde zooloji (hayvan bilgisi) verip ölüleri diriltme konusunda şüpheleri kaldıracak ifadelerden sonra yeşil ağaçlardan oksijen imal ettiğini ve ondan faydalandığımızı, fennin ancak üç-dört yüz yıl önce keşfettiği oksijeni l400 yıl önce bildirerek zayıf imanları güçlendiriyor. Son ayette ise kâinatı kendi eliyle (kudretiyle) ayakta tuttuğunu hatırlatarak kendi emirlerinde asla kusur, yasaklarında zulüm olmadığını bildiriyor.
Şimdi soruyorum sevgili meslektaşlarıma ve sayın Diyanet yetkililerine; bu hayati bilgileri cenazelerde halkımıza duyurmak gerekli değil midir Bu ihmal daha ne kadar sürecektir