Allahü Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’inde Peygamber’inin âlemlere rahmet olduğunu “(Rasûlüm!) Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiyâ, 107) ayetiyle, yüce ahlaklı olduğunu “(Ey Rasûlüm!) Şüphesiz ki Sen, yüce bir ahlâk üzeresin!” (Kalem, 4) ayetiyle, söylediği her şeyin doğru olduğunu “O hevadan (kendi nefsinden) konuşmaz. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir” (Necm, 3-4) ayetiyle teminat altına almıştır.
Peygamber’e itaat edilmesi gerektiğini “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin ki, rahmete erdirilesiniz” (Al-i İmran, 132) ayetiyle hatırlattıktan sonra “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın” (Muhammed, 33) ayetiyle itaat edilmemesi durumunda amellerin boşa çıkacağını belirtmekte, “Onlar bilmiyorlar mı ki, kim Allâh’a ve Rasûlü’ne karşı koymaya kalkarsa, ona, içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır! İşte büyük rezillik budur” (Tevbe, 63) ayetiyle cehennem ateşiyle tehdit etmektedir. “De ki: Allah’a ve Peygamber’ine itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kâfirleri sevmez” (Al-i İmran, 32) ayetiyle itaat etmemeyi kâfirlik olarak nitelemektedir.
Allahü Teâlâ, Ahzab Sûresi 56’ncı ayette “Peygamberimize salât ve selam getirmemizi” emretmiş, Araf Sûresi 158’inci ayetinde “o ümmi peygambere iman etmeden ve uymadan doğru yola erişilemeyeceğini” bildirmiştir. Yine “Kim Peygamber’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur…” (Nisa, 80) emriyle Peygamber’ine itaati Allah’a itaatle bir tutmuştur. “De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir” (Al-i İmran, 31) ayetiyle de Allahü Teâlâ’nın sevgisini kazanmanın tek şartının Peygamber’ine uymak olduğu beyan edilmiştir.
Kur’an-ı Kerim’deki Peygamberimiz (s.a.v)’i anlatan ayetlere bakıldığı zaman görülecektir ki Allahü Teâlâ, Peygamber’ini kimsenin yüceltemeyeceği kadar yüceltmiş, kimsenin övemeyeceği kadar övmüştür. Bütün bu ayetlere rağmen, bazı bağnazların camilerdeki “Allah” ismi ile “Muhammed” isminin yan yana yazılmasından rahatsızlık duyduklarına hatta bunu şirkle ilişkilendirdiklerine tesadüf etmekteyiz. Asıl küfür, Allahü Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerimi’nde Resulü’nün ismini kendi ismiyle yan yana yazmasına, onu övmesine, ona itaati emretmesine tahammül etmemek, Peygamber’i ötekileştirmektir.
Kişinin İslâm’la şereflenirken söylediği “Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Rasûlullah” kelime-i tevhidindeki “Allah” ve “Muhammed” kelimelerinin özetini ihtiva eden, ezan ve kaamette birlikte zikredilen isimlerin camilerin kıblesine yazılmasının ne sakıncası olabilir ki?
***
Süleymaniye, Selimiye, Fatih, Yavuzselim ve Ayasofya gibi büyük camiler başta olmak üzere yüzyıllardır camilerimizin kıble tarafına “Allah ve Muhammed” isimleri yazılır. Bundan birkaç hafta önce misafirimizin ricasıyla gittiğimiz Çamlıca Camii’nde “Allah ve Muhammed” isimlerinin birlikte kıble tarafına yazılmadığına ve birbirinden ayrıldığına şahit olduk. Caminin mihrabının üst tarafına “Allahu ekber”, sağ tarafına “Sübhanallah”, sol tarafına “Elhamdülillah” yazılmış. Gözlerimiz “Muhammed” yazısını ararken caminin tepesine doğru küçültülerek “Muhammed ve Ebubekir” isimlerinin karşılıklı yazıldığını fark ettik.
Bu, “Tekâhül mü yoksa tercih mi?”. Eğer, dikkatsizlik ve ihmal ise düzeltilmeli, yok bilinçli bir tercihse “Allah ve Muhammed” isimlerini denk olmadığı vehmiyle yan yana yazmayan zihniyet, “Muhammed ve Ebubekir” isimlerini hangi saikle yan yana yazmıştır?