Camiler yaşlıların ve erkeklerin ise mezarlıklar kimin?

Abone Ol

Nerdeyse her kurumun ve her sosyal birimin gençlik yapısı ve kadınlar kolu var. Bunun tek istisnası sanırım camiler.

Camilere girdiğinizde sanki ihtiyar heyeti toplanmış sanırsınız.

Camiye ve cemaate her yaşta iştirak etmek elbette önemli. Fakat genç olarak ve de kadın olarak camide bulunmak çok daha önemlidir.

Camiler toplu taşıma vasıtaları olmadığına göre saygı icabı ile bile olsa ön saflar sürekli neden yaşlılara tahsis edilir anlamış değilim.

İhtiyarlarla gençler pekâlâ omuz omuza aynı safta namaz kılabilirler.

Memleketimizin gençlere ve kadınlara bakışını daha yakından somut olarak görebilmek için mimarisinden muhteviyatına kadar camilere bakmamız yeterlidir.

Gençlerin bu mekânları aynı zamanda tanışma, halleşme ve selamlaşma için vesile kılmaları, camilerin etrafında bilim, sanat, kültür ve spor faaliyetleri başta olmak üzere hoş vakit geçirmek için ortamlar oluşturmaları için fırsatlar oluşturulmuş olsa fena mı olur?

Hem de hep bir ağızdan gençlerin dört bir yana savrulduğundan şikâyet edildiği bir zamanda.

Bazı camilerin avlularında imkânlar dâhilinde gençler için kurs ve atölye ortamları olsa da ne yazık ki bunlar gençlerin arayışlarına cevap vermekten çok uzak şeyler. Bu şimdilik burada şöyle bir dursun.

Gelelim kadınların namaz vakti içinde ya da dışında cami ve mescitlere girebilme meselesine. İslam’la gerçek anlamda tanışmış olan birisi için böyle bir mevzunun mesele dâhilinde konuşulması bile zaittir. Üstelik “cami” kelimesinin işaret ettiği anlama da ters bir şeydir.

Zira “cami” efradını içerisine alan, ağyarını mâni olmayan bir mekândır.

Bugün hâlâ kadınların camiye girebilmeleri konusu tartışılıyorsa kadınlar üzerinde kendini şâri gibi gören bir takım kerameti kendinden menkul kafalar yüzündendir.

Salt kadınların ne yapıp yapmayacakları üzerine odaklanmış ne bir din ne de bir ahlâk sistemi yeryüzünde mevcut değildir. Bütün vahyi ve beşerî sistemlerin ana muhatabı insandır. Bu anlamda kadın ya da erkek olmak insanı mükellefiyetten muaf kılmaz.

Hz. Peygamber döneminde camilerin sadece namaz kılma yerleri olmadığı aynı zamanda toplanma, tanışma, bir araya gelme gibi daha birçok sosyal faaliyetin yapıldığı bir mekân olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda kadınların cami ile kopmaz bir birliktelikleri olduğunu görürüz.

Bu halde kadını camiye sokmamak sosyal, kültürel ve eğitsel bütün faaliyetlerden uzaklaştırmak anlamına gelir. 

Peygamberimiz döneminde cami eğitiminin hedef kitlesinin, çocuk, genç, yetişkin, yaşlı, kadın-erkek herkes olduğunu biliyoruz.

Akılla muhatap kılınan kadın ve erkek Allah’ın emir ve yasaklarına uyup kulluk görevlerini yerine getirmede müşterek sorumluluğa sahiptirler. (Bkz. Zariyat 51/56; Tevbe 9/71–72)

Hz. Peygamber (S.A.V.) ile tamamlanıp son din kılınan İslam dininin Arap Yarımadası’nda cahiliye Araplarının şirk unsurlarını ve sapkın hayat anlayışlarını ortadan kaldırırken en çok mücadele ettiği alanlardan birinin “kadına hürmetsizlik ve adaletsizlik” olduğunu hatırlayalım. Üstelik bu hassasiyet Veda Hutbesi’nde üzerine basa basa vurgulanmıştır.

Peki, durup durup bu noktaya nasıl geliyoruz?

Kadınları camilerden kovanlar onları nereye gönderdiklerini sanıyorlar acaba?

“Sizin yeriniz burası değil, orasıdır” derken camileri kendi özel mülkiyetleri gibi kullanma hakkını nereden ve kimden alıyorlar?

Ortada sadece davranış sorunu değil müzmin derecede bir üslup sıkıntısı da var.

“Kadınlara yer ayrılmıştır” duyuru levhasını herhangi bir konferans salonunun kapısına asarken alttan alta “bakın sizi de düşündük” mesajını vermeye kalkmanın ne âlemi var?

Müslüman bir toplumda kadın bir ortama girerken orada emin bir yerde olduğu hissiyatını hiç kaybetmez. Nereye ne şekilde oturacağını bilir. Şayet bu işler levhalarla veya kaba kuvvet kullanarak yapılmaya kalkılıyorsa bu yaklaşım mensubu olduğunuz dinin kültür ve medeniyet unsurlarından ne denli uzak olduğunuzun itirafı olacaktır.

Aklıma takılan soruyu sormadan yazımı noktalamış olmayayım: Camiler yaşlıların ve erkeklerin ise mezarlıklar kimin?