İyilikler, güzellikler insandandır. Kötülükler, çirkinlikler ve hemen bütün olumsuzluklar da. Zamanın çarkını döndüren insan, istediği gibi şekillendiriyor, yönlendiriyor ve yürütüyor. Çarkın çıkrık sesleri, gıcırtıları, olumsuzlukları insanı tedirgin ediyor. Tedirginlikler ise sürekli hâle geldiğinde insanın gerilimi artıyor. Gerilim insanı kemiren iç kurdu. Etkisi belki ilk anda belli olmayabilir ama ilerleyen zamanda bu, sonuçlarıyla dışa vuruyor.
İlerleyen zamanlarda tutumlar, yaşama biçimleri değişiyor. Değişimi yapıp ettikleriyle gerçekleştiriyor. Aklın çabaları sonucu hayata yenilikler giriyor. Bunlar kimi zaman olumlanabileceği gibi kimi zaman da insanın kendi uçurumu oluyor.
Yarar ve zarar tartısı dengesi sağlanamadıkça olumsuzlukların üstesinden gelinemiyor. Uçurumlar büyüyor, büyüdükçe önü alınamaz bir duruma dönüşüyor.
Hayat ve zaman insanın asıl değerleri. Kendisini varkılma adına hayatını hem kolaylaştırma hem de anlamlı hâle getirme amacını taşır. Bunu yaparken kendisinden başkalarına zarar verecek, insanların haklarına girecek tutumlardan uzak durmayı ilke edinmedikçe ana ekseninden uzaklaşıyor. İnsanın amacı var olma ise var olmanın anlam ve değerini de oluşturmaya bakıyor. Her olumlu eylem, adım, girişim başta kendisine yarar sağlayabileceği gibi başkalarına da yarar sağlıyor.
Gerek düşüncede gerek maddi üretimlerde olumlu olan her eylem, çaba görünürde kişisel görünebileceği gibi bu, başkalarına da yarar sağlıyor. Bir baba ve annenin ailesine, çocuklarına, yakınlarına olan ilgisi, yakınlığı sadece kendisi için değil çevresi için de önemli ve değerlidir. İnsanın insana yük olması gibi bir durum söz konusu. Sorumsuzluklar bireylerin ve ailelerin kendileriyle sınırlı kalmıyor.
Yaşanan büyük insanlık dramlarındaki büyük acılar insanlığın huzuru açısından olumsuzluk oluşturuyor. Huzursuzluklar bulaşıcıdır, etkileyicidir. Büyük Filistin dramının oluşturduğu acı kimi çevreler umursama da insanlığı ciddi anlamda hem tedirgin hem de huzursuz etti. Vicdani sorumluluk, kimi yanlış yönlendirmelere, spekülasyonlara rağmen kendini belli etti. Çünkü gerçek anlamda insanların vahşi ve acımasız, haksız öldürülüşleri kaldırılabilir bir durum değildi. Emperyalizm ve sömürü ruhlu olanlar için, bu, bir anlam ifade etmiyor. İnsanlığın geneli için ise sadece günün bir sorunu olmuyor, geleceği de etkiliyor.
Milyonlarca insanı ilgilendiren süreçlerden geçiliyor. Yaşama hakları olan suçsuz, masum ve mazlum insanların yaşama hakları ve hayatları ellerinden alınıyor. Onların o değerli zamanları ellerinden alınıyor. Bunu yaparken sadece kendilerini düşünen bencil ve vahşi bir anlayış baskınlaşıyor. Bu da insanlık için gelecek kaygısı oluşturuyor, oluşturmalıdır da. Sınır tanımayan bu anlayışın hiçbir zaman insana olumlu bakması beklenemez. Bugün bunları yapanlar yarın kim bilir daha neler yaparlar.
Emperyalizm savaşları geçmiştekilerine benzemez. İnsanlığın soyunu kurutan onlarla birlikte insanların geleceğe dair umutlarını körelten ve tüketen bir bakışa sahiptirler. Hiroşima ve Nagazaki bombaları emperyalizmin kara lekesidir. Ondan sonra da bu tutum çok daha ağırlaştı.
İnsanlığın soyunu kurutan bu girişimler çok yönlüdür. Bir yanıyla emperyalizm, bir yanıyla medeniyetler çatışması, kültür ve düşünce çekişmeleri birlikte farklılıklarla sürüyor. Bir savaş sürüyorken sadece belli bölgelerin varlıklarını sömürme anlamında yapılmıyor. O bölge insanının kalanını etkisiz, köleleşmiş varlıklara dönüştürüyor. Onları istedikleri gibi çekip çeviriyorlar.
Ölenlerin elbette bu dünya hayatları ve zamanları bitiyor. Ne ki kalanların da hayatları ve zamanları artık kendilerine ait değildir. Güdümleniyorlar, baskılanıyorlar kendilerine ait bir hayat ve zaman bırakılmıyor.
İnsan kendisi olunca bir anlamı ve değeri vardır.