Çağrışımlarla Yolculuk

Abone Ol

İnsan için bazen çağrışımlar birçok iç yolculuğa vesile olur. Bir toplu taşıma aracında, bir şehirlerarası otobüste ya da bir ilan panosunda asılı bir ilan vb. Bilmiyorum benim başıma çoğunlukla gelir, önünden geçtiğim bir mekândan yükselen bir müzik ya da bir görüntü alıp götürür beni. Uzun yolculukların sonunda yorgun bir şekilde, bir çay içimlik oturduğum cafe’de MFÖ’den , “Tam ortasındayım” çalıyor. Biraz müziğin sesini açmalarını istiyorum, kırmıyorlar ve o yorgunluk hali ile notaların akışına bırakıyorum her şeyi, sözler alıp götürüyor. Tam ortasındayım yolun, koşunun… Ortasındayım. Tam varıyorum ki hedefe yenisi başlıyor. Nasıl da paylaşıyor insan isterse, nasıl da birmiş hasretler, sevmeye, öğrenmeye, öğrenmeye…

Müziğin sözleri her şeyi yeterince anlatıyor ama iç konuşma devam ediyor. İnsan için eğer bir ortası varsa hayatın işte ben tam bu ortasındayım, müziğin dediği yerdeyim. Hırsları törpülenmiş, koşuşturmaca arasında ıskaladığım ne varsa onları yakalayabilme umudumu canlı tutuyorum zira olanları telafi gayretindeyim. Ve bir yerden sonra öğreniyorsun ki bilgeler, filozoflar da bilmediklerinin farkına varıp bilme yolunda olmanın önemini aktarıyorlar diğer kuşaklara bin yıllık mesafelerden… Bir farkındalık oluşuyor anında bir resim beliriyor gözünün önünde, hedefler koyup “at” lar gibi koştuğun, varış çizgisinde hep burun farkıyla kaybettiğin yarışların öznesi değil, nesnesi oluyorsun. Dilinde hep bir mırıltı yükseliyor “biri biterken öteki de başlar” diye ve gerçeğinin tam önünde “fesuphanallah” derken yakalarsın kendini. Gözlerin dalar gider çokluk maziye ve “hasretler birmiş, acılar, kederler” o an anlıyorsun ülkendeki insanlarla akrabalığını, çünkü bizi acılarımız ve kabuk bağlayan yaralarımız akraba etmiştir. Fırından çıkan bir ekmeği böldüğün gibi acıları, yaraları, sevinçleri de bölüşmüşsün ve yeni bir şey değil dokuya dokuya bugüne taşıdığın ve yarına bırakacağın önemli bir şey.

Her gün okulda, işte, sokakta, kahvede yan yana düştüğün, hayat merdivenlerini inip, çıkarken bir nefes aralığında gam yükünü paylaştığın insanlara karşı karakter cellâtlığı yapıyorsun, sana aslında bilmediğin şeyler olduğunu söyleyen soyut insanlara kanarak. Unuttuğun, unuttuğumuz, aslında sevmenin gerçeği öğrenmek için bir anahtar olduğudur. Sevince açıyorsun bütün kapıları ve dinlemeyi öğreniyorsun, anlamaya başlıyorsun ve bu nokta da başka bir eşiğe geldiğini fark ediyorsun. Örneğin farkına varıyorsun ki asansörde karşılaştığın insanların gözlerine bakamıyorsun ve dolmuşta verdiğin paranın üstünü isterken ter kana bulanıyor nerdeyse öleyazıyorsun. Beton binaların, asfalt yolların çok katlı yaşamların gökyüzünü çaldığını fark ediyorsun. Birden rahmetli Seyfi Teoman’ın filmi gözünde canlanıyor ve diyorsun ki; herkesin yalnızlığı, kendi çaresizliğinde büyüyor.

Sıkıştırılmış dosyaların akıbetine bürünmüş gençlik günleri giderek geride kalırken; ‘yaşamak nasıl da zorlaşıyor’ diye içinden geçiyor. Bir şeyi öğrenmek için ne vakit bir arzu duysan, veli efendi hipodromu önüne çıkıyor. Kalıyorsun öylece. Gerçi adı çıkmış Veli Efendi’nin şimdi her yer hipodrom. Aynı tornada preslenmiş bireyler olarak yeni bir kazanım için olmadık işlere soyunup kendimizi tanımadığımız hallerde yakalayıveriyoruz. Şu geçici dünya denen durakta; mekânları, makamları, unvanları işgal ederken kaçırıyoruz ve farkına varmadan yavaş yavaş gibi görünen hızlı sona yaklaşıyoruz. Bu yaşanılan zamanlar da bir hikâye olarak heybede yerini alacak.  Bir kez daha dersimizi ezber edip ayrı ayrı hikâyelere “tip” olarak döneceğiz. Belki birkaç kişi “karakter” mertebesine yükselecek, birkaç kişi de Jön veya baş kadın kahraman olacak. Ama ne olursa olsun ıskalanmayacak kadar kısa olan bu hayatı mutlu (yüz akıyla) olarak tamamlamak güzel olmaz mı?

Bunun için birçok nedene sahibiz. İnsan, “Sınırları kadar yaşıyor” cümlesi asılı duruyor zihnimde. Sınırları kadar yaşayan insanları önemsiyorum. Kendi hak dairesini korurken başkalarının hakkına, hukukuna da aynı titizliği gösteriyorlar. Onları rutin bir hayatı olan, tek düze insanlar olarak algılamamak gerekir. Kendi yaşam (anlam) alanının farkında ve bu alanı kendisi için biricik yapma ve bu alanı koruma hususundaki başarılarını takdir etmek gerekir. Ben de bunu iyileşmek olarak tarif ediyorum ve bir bahçe mısırın huzurunu yaşayan yaşlı Karadenizli kadının mutluluğu olarak algılıyorum. Modern zamanların insanı için ne anlam ifade eder bu? Kendini gerçekleştirme, senin yaşaman için dayatılan bir hayatı değil de senin yaşamak istediğin hayatı yaşaman ve umudunu kaybetmemendir bu. Yani seni senden alanı #değiştir ki, kendini bulabilesin. Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

“Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir./Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,

aynı mahallede kocayacaksın;/aynı evlerde kır düşecek saçlarına.” (Konstantinos Kavafis)

 

NOT: Dokunmak” albümünü dinleyebilirsiniz. Bugünlerde insanların birbirine dokunması önemli geliyor nedense. Bu müziklerde insana dokunuyor. Erkan Oğur, Derya Türkkan ve İlkin Deniz’in müthiş icrası ile ayrı bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Albümdeki her eser bir birinden güzel.

 

Bize Kadar:

1- İsmet Özel, “Muktedirlerin dümen suyunda gitmezsek başımıza tatsız işlerin açılacağı korkusu yakamızı bırakmıyor” diyor.

2- Stefan Zweig, “Bir kez kendini bulmuş olan kişinin, bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık” der.

3- Alkmaion, “Düşmandan korunmak dosttan korunmaktan daha kolay” demiş, doğru söylemiş.

4- Nazan Bekiroğlu, “Herkesin başını alıp gidesi vardır ama aklındakileri sığdıracak valiz bulamaz” diye tarif etmiş, gitmek isteyip de gidememe halini…

5- Ahmet Uluçay’ın, ‘Günce’si Küre Yayınları’ndan çıktı. Sinemaya adanmış bir hayatı değil sadece adanmayı okuyabilirsiniz.

Dağarcık

“Onun en ağır suçu, bir tabuya bağışlanamaz biçimde dil uzatmak, yani mate çayı üreten büyük çiftliklerdeki kölelik geleneğini lanetlemek olmuştur.” (Eduarado Galeano, Ateş Anıları 3’ten tadımlık)

TEKKE

Abdullah b. Ömer’in (R.A.) bu duasına her daim; “Allah’ım! Beni bugün dağıtacağın her hayırdan, indireceğin her hidayet nurundan, yazacağın her rahmetten, vereceğin her rızıktan, defedeceğin her zarardan, kaldıracağın her beladan ve önleyeceğin her fitneden en fazla nasiplenen kullarından eyle!” âmin, diyorum.

 

Bir Lahza:

BİLGE KİŞİ

“Bir bilgeye sorarlar: -Dünyanın en zor işi nedir?

Bilge cevap verir: -Söz söylemektir. Çünkü anlaması da zordur. Anlatması da...’’