Zaman, dilimlere ayrılmış insanlık tarafından. Olayların ve süren gelişmelerin ardından kendine göre bir zaman tanımlaması ve tasnifi yapmış. Dünün zamanları ve kesitleri var. Bugün ise yeni bir zamanın içindeyiz. Bu zaman diğerlerinden farklı, bu farklılığı oluşturan, zamana renk ve çeşit katan kendisi. Bunun içindir ki dünün insanı ve zamanı olduğu gibi bu zamanın insanı da denir.
Süreçte değişen, insanların davranışları, yaşayışlarıdır. Zaman, soyut bir varlık olmasına karşın canlıdır. İnsanlık, onun içinde onunla birlikte yaşar. Dünün yaşanan zorluklarını zaman ile tanımlarlar. Geçmiş zaman denir ve onunla bir değerlendirmede bulunur.
İnsanlığın elleriyle oluşturduğu dünya, yani eserleri kendisini tanımladığı gibi, zamanı da bir bakıma tanımlamış oluyor. Elleriyle oluşturduğu araçları bir yanıyla kendisi için kolaylıklar sağladığı gibi, bir yanıyla kendisini onun tutsağı yapmış, köleleştirmiştir. Zamanını araçlarına vermiş, kendisine zaman ve eylem alanı bırakmadığı için bunalıma sürüklenmiştir. Artan nüfus, gelişen araçlar, araçlarına iş gücünü devretmesi kendisini hem işsiz bırakmış hem de tembelleştirmiş ve aylaklaştırmıştır.
Çağın dönüşümü budur. Bir başka izahı yoktur. O zaman bu çağın insanıyla birlikte çağ da ister istemez sorgulanmaktadır. Geçmiş zamanlarla ilgili yapılan karşılaştırmalar için yapılan sorgulamalar insanlığın kendisinedir.
Çağın değişim ve dönüşümüne örnek olacak olan insanlar kendi öncülerini çıkarır, onlar toplumların doğal olarak önüne geçer bir varlık olur ve varlığını gösterir. Çağları da onlarla tanımlanır.
İnsanlık, modernleşme, rahatlama, kimi kolaylıkları kendisine hazırlarken ilerleyen zaman içinde yaptıklarına tutsak olunca içinden çıkılmaz bir sona doğra hızla ilerlemektedir. Bu baş döndürücü hızın kimi zaman sarhoşluğuna kapılır. Bunu yaparken aklın tutsağı da olur. Akıl, onun bir anlamda önünü açarken bir diğer yandan asıl olanı terk eder. Metafiziğin ve maneviliğin devreden çıkması onun giderek zayıflamasına neden olur.
Bizim kuşağın insanları veya bizden öncekiler genel bir değerlendirmede bulunurlarken, dönemleriyle ilgili yapıp ettiklerini anlatırken bugün onların çoğunun artık bir anlamı kalmadığı görülüyor.
Bir dönem sosyalizm ciddi anlamda gündemde ve geçerliğini korurken onun uç uzantılarının oluşturduğu uçurum insanlığı bir anlamda hem oyaladı hem de tüketti. O döneme ilişik olan değerlendirmeler zamanı içinde kabul görürdü. Çünkü emperyalizmin alabildiğine insanı baskıladığı bir dönem için bir çıkış yolu gibi göründü. Oysa o çıkış yolu o sürecin bir yan yoluydu. Bugün için o döneme bakıldığında emperyalizm karşısında yitip gitmiştir. Sadece çağının bir gerçeği olarak orada kalakalmış.
Emperyalizm bugün çok daha ağır, göz boyayıcı, çok daha çekici gibi görünmektedir. Koşullar ağırlaşmıştır. Ne ki insanlık ona karşı direnmek, asıl çıkış yolunu bulmak yerine hem teslim olmuş hem de uysallaşmış. Kendisini kuşatan, içine alan ve tutsak eden bir durum var. İnsanlığın kendi kendisini kendisinden kuşkulandıran bir sürece de itmiştir.
Aklının ve çabasının ürünü olanlar kendisini devre dışı bırakmıştır. Araçlarına hayranlıkla uzaktan bakarken bir yandan da işlevsiz olarak ortada kalmış. Böyle olunca zihnini meşgul eden, kendisini yalnızlaştıran ve âdeta bambaşka bir varlığa dönüştüren bir sürecin içinde kendisini bulmuştur.
İnsanlık şu sıralar kendisini bir anlamda sorguluyor. Bu, belki de spesifik görünse bile ciddi anlamda tartışılır olmuştur. Bir bulvarın kalabalık insanları ellerindeki telefonları, sırtlarındaki çantaları, çantalarının içindeki nesnelerle akıp duruyor. Hani şu nehirlerin azgın ve taşkın olduğu yerlerde, suların kayalara, sert zeminlere çarpıp dönmesi gibi olmuştur.
Sanki aklı başından uçmuş elindeki nesnenin içine girmiştir.