Çağın Ağları ve İnsan

Abone Ol

İçinde yaşadığımız zaman insanı parçalayarak, güçsüz ve

etkisiz kılıyor. İnsan anlam çekirdeğinden soyutlandıkça insana müdahale imkânı

da artıyor. Bugünün insanını yalnızlaştıran, tek tipleştiren küresel sistem,

kendi pazarına uygun insan modelleri üretiyor. Baştan aşağı paketler halinde

satılabilecek metaları üreten sistem, insanı da bunu tüketmek üzerine kodluyor.

İnsanın bütün meylini de bu yöne çevirmesi işlerini kolaylaştırıyor. Algı eşiği

yönetilebilir hale gelince her şey daha kolay pazarlanıyor. Öyle ki ölümler

dahi bugün bir paket halinde satılabiliyor. Korku tünellerinde tir tir titreyen

insanlar için gerçekçi kurgular yapılıyor. Terör, taciz, tahrik, angajman,

müttefik, strateji, nota, NATO, koalisyon güçleri vb. bu kurgunun anahtar

kelimeleri olarak yaşadığımız korku tünelinde önümüze çıkıyor. Sonucunda

inatlarımız, ihtiraslarımız, kibirlerimiz ve bağnazlıklar bizi iç savaşların,

düşmanlıkların orta yerinde bırakıyor. Amaçsız, ruhsuz bir şekilde yapay bir

hayat yaşamaya çalışırken, ister istemez ufuklarımız kararıyor. Gözlerimizin

önünde toplumlar yok oluşa sürükleniyor. İnsanlığın çığlıkları bireysel

hazlarımızın gürültüsünde duyulmuyor.

 Bu sistemin insanı

yok etmesine dur diyebilecek ve insanlığın düştüğü bu açmazın kilidini açacak

İslam, maalesef onu temsil eden Müslüman kimlik tarafından içinin boşaltılıyor

olması da bu imkânı yok etmek üzere  Bunun farkına varan küresel aktörler tarafından Müslüman kimliğin

itibarsızlaştırılması üzerine bir oyun kurgulanmakta.  Ne yazık ki İslam toplumlarının buna müsaade

edecek kadar sisteme entegre olması bu oyunu kolaylaştırmakta. İslam

toplumlarının üzerinde operasyon yapılabilir olması, onları istikrarsızlaştırılabilir

duruma getirirken kahredici bir yıkımı da yaşatıyor.  Ve kıyametin sadece Müslüman ülkelerin başına

kopuyor olması ise kabul edilebilir bir durum olmamalı.  Ama oluyor. Maalesef bu girdap hızla bütün

kaleleri içine çekiyor. Bu durumu sorgulayamadan ne yazık ki param parça

bedenlerin yanına param parça olmuş zihinlerimiz düşüyor. Eğer bu

parçalanmışlığa bir dur diyemezsek yaşadığımız şey cinnettin ötesinde bir şey

olacak. Onun için zihinlerimizi esir alan modern oyuncakların esaretinden bir

an evvel kurtulup, batmakta olan insanlığımızı ayağa kaldırmak zorundayız.

Kısır tartışmalara neden olan yorum farklılıkları ile aramıza örülen duvarları

yıkıp, birlikte yaşama ve mücadele etme kabiliyetini ortaya koymalı ve de bunu

geliştirmeliyiz.  Müslümanların vahdetine

ihtiyacımız var.  Onun için yekvücut

olarak bu akılsız çağa ilham olacak şefkat, merhamet ve adaleti tesis ederek

ümitleri insanlık ve gelecek adına yeşertebiliriz.

 Bu bakımdan her

türlü esaretten kurtaracak inancın hür sularına koşmalıyız.  Bu bizi hem ferdi planda hem de toplumsal

planda küresel algı odaklarının zihnimize yönelik tasallutundan kurtaracaktır.

Bize hakiki manada kaynaklık edecek hakikat bilgisine ulaştıracak bir kurtuluş

olacaktır. Böylece hakikati hayata taşıyacak ahlaki donanımı kazanarak, sağlam

eylemler koyabiliriz. Bunun için İslam ın bize sunduğu imkânları her türlü

maddi çıkarın ötesinde tutarak sahih adımlar atabiliriz. Atacağımız her düzgün

adım bizi ataletten uzaklaştırırken, onarıcı bir hareketliliğe kavuşturacaktır.

Bu hareketlilik bize dinamizm, canlılık ve üretkenlik kazandırırken yeniden

ihya edici bir dönüşümün de anahtarlarını sunacaktır. Böylece, gözü dönmüş

birkaç küresel gücün ya da ekonomik-politik- askeri birliğin (AB, NATO, ABD,

BM) zayıf olan toplumların üzerine yaptıkları operasyonlarını ve denetim altına

alma girişimlerini başarısız kılacaktır. Düşünmeye ve özgürleşmeye başlayan

insanlık, yeniden kemalatını bulacaktır. Bu da insanın hapsolduğu ağlardan

sıyrılması ile mümkün olacaktır. Hoşça bakın zatınıza

TAŞ GEMİ

Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir de, daraltır da.

Onlar ise dünya hayatı ile ferahlanmaktalar. Oysa dünya hayatı ahiret hayatının

yanında bir yol azığından ibarettir. (Kur an, 13:26)

Var

Beyhude gamlanma divane gönül

Cümle âlemlerin rızkın veren var

Yaptığın hatadan habersiz sanma

Kara karıncayı gece gören var

Hakkın toprağına mülküm var deme

Dam ile harmanda hakkım var deme

Güçlü kuvvetliyim arkam var deme

Sırtüstü insanı yere vuran var

(Sivaslı Noksani)

(Not: Dinlemek istersen, Eleni Vitali den Gramma Kai

Grafi yi dinleyebilirsiniz. Gramma: Mektup, Grafi: Yazı Mektup ve Yazı.

İnsana ait duygular dünyanın her yerinde benzer, insanın yürek hareketleri bir

birinden küçük farklarla ayrılıyor. Derdini anlatmak istiyorsan, yollar çok

yeter ki üşenme )

Bize Kadar

1-Günlerin geçit törenine seyirci kalma. Pazarı,

pazartesiye bağla, uykusuz günleri uyku ile yorma

2-Emek yeşertir. Emeksiz olmaz. Yorul, çok yorul

3-Takvim yapraklarını oku, mevsimleri oku

4-Geçen zamanın anlatısı bitmez, bugün de bitiyor, yarın

da bu gidişle bitmiş olacak. Başlayacaksan şimdi başla Ertelediğinsin unutma!

5-Toprağa yakın dur. Dağlara yürüyüşe çık, bol oksijen

al

6-Bir tokat a lale bahçesini bozdurma Kadirşinas ol!

7-Belki bu pazar, Neşet Ertaş eşliğinde Oblomov okuruz.

Sıkılırsak Karacaoğlan dan şiir

8-Olmadı uzun zamandır aramadıklarımızı ararız. Belki

kart atarız. İyi dileklerimizi yollarız. Ne dersin

TEKKE

Düşünsel ve ahlaki içeriklerimizin uzlaştırılmasına ve

yozlaştırılmasına meydan vermemeliyiz. Acımasız tekdüzeliklerden kurtulmayı

başarmalıyız. Hayatımızı, insani etkinliklerimizi, ilişkilerimizi,

inançlarımızdan bağımsız olarak gerçekleştiremeyiz. Her şartta özgür ve vakur

duruşlara sahip olmalı, kendi kaynaklarımıza ve imkânlarımıza sonuna kadar

güvenmeliyiz. Davamızın ve değerlerimizin kirlenmesine, kirletilmesine seyirci

kalamayız. Ahlaki hassasiyetlerimizi, duyarlılıklarımızı ateşlemeli, her türlü

bilinç bulanıklığını aşmalıyız.

(Atasoy Müftüoğlu, ÇÜRÜYÜŞ ÇAĞI (09-2003 Kudüs Dergisi)

DAĞARCIK

Sınav insanları gözetim altında tutmayı sağlayan ve

hiyerarşiyle onları standartlaştıran ceza tekniklerini bir araya getirir. Sınav

nesne olanı köleleştirir; köle olanı nesneleştirir. Kendi değerini sınavla

belirlemek derebeyine teslim olmaktan öte bir anlam taşımaz. (Michel Foucault,

Hapishanenin Doğuşu)