Çağdaş Tapınaklar

Abone Ol

Yaşadığımız dünya tuhaf. Tuhaf olmakla kalsa iyi. Birtakım insanlar kendilerini üstün görüyor. Takvada üstünlük değil bu. Ekonomik ve ekonominin getirdiği sosyal üstünlük! Ekonomi parametrelerinin insan ilişkilerini belirlediği günümüzde, sosyal hayat çekilmez sıkıntılar galerisine dönmüştür. Ölçü makam ve para olunca insanlık aradan kayıp gidiyor. Kayıp giden insanlığı bulmak ise olanaksız hale geliyor. Çağdaş dünyanın en büyük tanrısı paradır maalesef. Dünya kuruldu kurulalı insanlar paraya önem veriyordu belki ama paranın hiç bu kadar âli makama yükseltildiği vaki değil galiba. Öte yandan makam hırsının şehvet duygusunu geçmiş olması ise insanlığın geleceği açısından korkunç. Günümüzde makam ululaştırılmıştır. Sıradan bir koltuk ve masa, bir sunak ruhaniyetine büründürülüyor. Öyle ki o sunakta bulunan kişi kendini çağdaş bir tanrı olarak görmeye başlıyor. Artık görev ve yetki değil buyruk ve itaatler gündeme geliyor. Ağzından çıkan her cümle buyruk, buyruk verilmiş her canlı birer itaattir. İtaate ram olmayan aforoz edilmeye teşne günahkâr muamelesi görüyor. Dahası, idam ipleri hazır vaziyette ruhu itaate doğru çekiliyor. Tabi sıradan masa ve koltuğa oturan tanrıya görev ve yetkileriyle beraber yüklü miktarda maaş tahsis edilmesi ise makamın ululaştırıldığını kanıtlıyor. Yani insan insanlıktan çıkarılıp tanrılaştırıldığı için oturduğu koltuk da kutsal bir koltuk haline geliyor. Kutsal koltukların adı devlet dairelerinde ve özel sektörde genel müdür, müdür, amir vb. oluyor. İşin ilginci bu sıfatların herhangi bir okulu bulunmuyor. Örneğin İstanbul üniversitesi müdür fakültesi gibi bir okul yok! Sadece müdür, genel müdür değil bakan, milletvekili gibi tanrılıklar için de herhangi bir okul bulunmuyor. Örneğin İstanbul üniversitesi milletvekili fakültesi diye bir okul yok! Fakat öyle yetkilerle donatılmışlar ki insan şeytanın bu kadar yetkisi yok diyesi geliyor! Şimdi asıl meseleye geliyorum.

Benim ekonomi düzeni görüşüm net olarak şudur; devlet dairelerinde ve özel işyerlerinde genel müdürle çaycı aynı maaşı almalıdır. Milletvekiliyle temizlik işçisi aynı maaşı almalıdır. Herkesin maaşı aynı olmalı. Rakamlar farklı olmamalı. İnsanca yaşayacak maaş verilmelidir herkese. Herkes görevini yapmalıdır. Kimse kimsenin görevine karışmamalı. Herkes yaptığı görevi meslek olarak yapmalıdır. Herkes aynı maaşı almalı herkes kendi görevini yapmalı. Çaycı çaycılık mesleğini seçtiği için çaycı olmalı, genel müdür genel müdürlük mesleği olduğu için genel müdür olmalı. Tabi genel müdürün örneğin denetleme görevi, işe alma işten çıkarma görevi olmalı. Yani genel müdürlük bir makam olmaktan çıkarılıp meslek haline getirilmelidir. Mesleği gereği denetleme, işten çıkarma yetkisi olmalı. Makamlar kutsallıktan çıkarılıp normal rızk edinme aracı haline getirilmelidir. Bu böyle olduğu zaman net olarak İslam düzeni kurulmuş demektir. Çünkü o zaman makama kutsallık yüklenmez. Makamın ululaştırılması söz konusu olmaz. Bir insanı devlet ya da özel sektörde müdür yapıp maaşını diğer personelin sekiz katı yaptığınızda hem diğer personel hem de müdür olarak görevlendirdiğiniz kişi o müdürlük makamını ululaştırıyor. Burada iki şirk söz konudur; hem makama hem de paraya tapınma. Hâlihazırdaki düzende tapınacak makamlar oluşturulmuş insanlara şuraya geçerseniz şu kadar paranız ve yetkiniz olacak denilerek makamın tapınak olması sağlanmıştır. Böylece hem makam ve hem de para tanrılaştırılmıştır. Oysa gerçekte makam denilen bir sıradan koltuk, para denilen bir sıradan kâğıt parçasıdır. Bu sıradan varlıklar normal şartlarda insanın ihtiyacını karşılayacak değişim aracıyken araç amacın kendisi olup çıkmıştır. Yani ihtiyaç karşılayacak araç olmaktan çıkıp tanrılık yapmanın ulu göstergesi olmuştur. Sosyal hayatın şekillenmesi de bunun sonucuna göre oluyor. Yine bunun sonucu işyerlerinde ve devlet dairelerinde birinin arabası ve evi varken diğerinin her ikisi de yok. Bu hiç insani değil.

İnsan ancak içindeki tapınağı söküp atınca insan olabilir!