Günlerdir üzerinde durduğumuz, bizi fazlasıyla meşgul eden ve ilgilendiren, çağdaş ve dönemsel mit konusu ne yazık ki insanlığı bütünüyle etki altına almış ve kuşatmıştır. Bu kuşatılmışlık öylesine etkilidir ki, insanların vazgeçemeyeceği bir olguya dönüşmüştür. Kendilerini Müslüman olarak bilenlerin de bu kuşatmadan fazlasıyla etkilendikleri, kabullendikleri gerçeği asla göz ardı edilemez.
Müslümanların başlıca sorunu da budur. Teslim olunmuşluk, kabullenilmişlik ve hayatlarında da yaşanmışlıklarıdır.
Birkaç gündür sosyal medyada paylaşılan kimi görsellerin durumu bunu açıkça ortaya koymaktadır. Milli Piyangolarda Hazreti Mevlâna’nın Yunus ve kimi değerlerin portrelerinin yer alıyor oluşu. Millî Piyango, bir kumar oyunudur. Bu kumar oyunu insanların, özellikle orta hallilerin, yoksulların ceplerinden para vererek aldıkları, sömürüldükleri bu kâğıt parçalarında emek harcamadan zengin olma hayalidir. Asıl pastayı büyük kumarbaz götürmektedir.
Bu kumarın adı da ‘millî piyango’dur. Kumarın millî oluşu… Oysa bu dünyanın hemen bütününde, özellikle kapitalist toplumların ürettiği ve oynandığı bir oyundur. Yani kumardır. İnsanların belleklerinde yer eden zengin olma hayali, mit’i belleklerde iyice yer etmiş bulunmaktadır.
Aslında kapitalizmde genellikle varlıklılar, üst katmandaki insanlar hep örnek verilir. Şöyle ki Türkiye’de otobanlarda sel gibi akan arabalar, tatil yerlerinin dolup taşması üzerinden örnekler verilir. Türkiye’nin kalkınmışlığı, refahı bunlarla örneklendirilir. Belli kesimler ya da yöneltenleri savunanlar: “yüzünüze gözünüze dursun, bunları görmüyor musunuz?” sorusu sıklıkla sorulur. Bir anlamda modern Müslüman muhafazakârların insanların başlarına kaktığı durum budur. Yani materyalizmi, kapitalizmi, eşitsizliği, adaletsizliği savunuyor olmaları düşündürücüdür. İşin trajikomik yanı da bu mit duygusu taraftar olan en alt katmandakileri bile etkilemekte ve hatta savunmaktadırlar. Onların da aynı yollarla belki zengin olacakları duygusudur, yani mit’ik tutumunun etkisidir. Bu mitik durum öylesine sarsıcıdır ki, bu mevcut düzende mit’lenen kişi tek kurtarıcıdır. Hatta ve hatta sosyal medyada kendinden geçmişçesine biri hakkında o benim peygamberimdir deyişinin dehşet mit’ik tutumudur. Başkalarının ise o olmasa aç kalacağız deyişi ve dinimizin tek koruyucusu denmesi de benzer durumlardır. Bunu o olmasaydı biz olmazdık, o bu memleketin kurtarıcısıdır denmesi de aynıdır. Bir önceki yazımızda üzerinde durduğumuz, kişilerin mitleştirilmesi, kahramanlaştırılması, tek kurtarıcı olarak görülmesi, onların ortaya koyduğu tezlerin düşünüşlerin, sözlerin artık mit’ik bir tutum olduğu gerçeği yaşana gelmektedir. O artık bir tanrıdır. Zaten geçmiş zamanda din ve Tanrı kavramı kişiler etrafında örgülenmiştir. Adına ideoloji bile tanımlanmıştır. Bu, ister Fransız düşüncesinin etkisindeki pozitivist anlayış olsun, isterse günümüzün muhafazakâr ve sağcı anlayışı olsun fark etmiyor.
Dinin gerçek anlamıyla devrede olmadığı, materyalist Batı düşüncesinin iyice baskın olduğu bir hayat anlayışı. Bu biraz da ton ve renk olarak farklılıklar içerebilir.
Günümüz düzeninde milli piyango biletlerindeki görsellerle muhafazakârların da bu kumarı rahatlıkla oynayabileceklerinin bir yol göstericiliğidir. İslâm milletinin geçmiş dönemdeki büyük düşünürlerinin portrelerinin rahatlıkla ve sakıncasız konuluyor oluşu belli ki kimseyi rahatsız etmiyor.
Muhafazakârların bu zihni çarpıklığa kurban oluşunun savunulur bir dili de vardır ne yazık ki. “E ne yapsın bu düzen bunu gerektiriyor.” ya da “Bu düzende ancak bu kadar olur. Her şey zamanla gerçekleşir” bile denilmektedir. Oysa bu yapının bu sistemin içinde sadece görürlülük bakımından olan kimi durumların yanıltıcılığından başka bir şey yoktur.
Mit’ik kapitalizm; her şeyi her durumu istediği gibi kullanır. Sağcılar da solcular da, ırkçı ve ulusalcılar da Kemalistler de, muhafazakârlar da bu oyunun usta oyuncularıdırlar.