Çağdaş Bel’âm’a İlk Kimler Karşı Çıktı?

Abone Ol

15 Temmuz’dan sonra ortaya çıkan tabloyu ibretle seyrediyorum. Kim ne derse desin, o gece hâinlerin hezimeti, bütünüyle Cenab-ı Hakkın ikramıdır. O gece bu Müslüman milletin kazandığı zafer, zındıka komitesinin 90 yıldır ısrarla devam ettirdiği planın çöpe atılışının ilanıdır. Onlar bu kadar zaman zarfında bu milletin inancını bütünüyle yitireceğini ummuşlardı. Ama işte bir millet, ecdâdına layık torunlar olduğunu gösterdi. Bundan sonra çatlasalar da patlasalar da milletin inancı parlayacak.

15 Temmuz’dan sonra konuşanlara bakıyorum, bir kısmının sözlerinden âdeta iğreniyorum. Düne kadar o hâinbaşına methiye düzenler, ona yağcılık yapanlar şimdi sözde parsa toplamak için sövüp sayıyor. Evet, ortada çok büyük bir tehlike vardı. Öyle ki bu vatanın elimizden gitmesi, bu halkın Suriye halkından bin beter olması mevzubahisti. Peki, bu kadar büyük tehlikenin müsebbibi olan çağdaş Bel’ama ilk kimler karşı çıkmıştı? Benim bildiğim iki kişi ve bir dergi etrafında toplanmış birkaç genç… Bunlar;

1) Merhum Erbakan Hocamız: Gayr-ı millî her harekete, her politikaya, bu ümmetin inancını bozacak her cereyana karşı durduğu gibi, ipi ecnebilerin ve İslâm düşmanlarının elinde olan bu cereyana da karşı çıkmıştı. Göreceksiniz net bir şekilde ortaya çıkacak; 28 Şubat post-modern darbesinin arkasında da, Millî Görüş camiasının parçalanması operasyonlarında da o karanlık yüz görülecek.

2) Yaklaşık 25 yıl önce bir grup genç bir dergi çıkarıyordu. O zaman yazdığım gazetede birkaç defa ziyaretime gelmişlerdi. Şimdi kütüphanemden uzaktayım. O yüzden derginin ismini ve gençlerin isimlerini veremiyorum. Yalnız şunu biliyorum. O gençler pek çok yazılarında Fetö’den bahsederken “Fettoşu’lKezzâb” diyorlardı. Bu gençler bu yayınlardan sonra o ihanet çetesinin elamanlarının kumpasına mâruz kaldılar. Dehşetli işkenceler gördüler, hapis yattılar. Öldüler mi, kaldılar mı bilmiyorum. Şimdiki “tatlısu kahramanlarının” adı sanı duyulmazken o gençler o malum kişiye karşı çıkıyorlardı.

3) Muhterem Molla Muhammed Doğan Hoca: Bu muhterem Zat, o hâinbaşının adını anmadan, yalnızca onun inancı ifsat eden, İslâm’ın esaslarını temelden bozmaya çalışan görüşlerini Kur’an’a, Hadislere ve Fıkha dayanarak çürütüyordu. Muhammed Doğan Hocanın gâyesi, Müslümanların inancını muhafaza ve müdafaa etmekti. Zekât, cihat, tesettür gibi temel konularda İslâm’ın görüşünü ortaya koyan eserler telif ediyor; Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamber Efendimizi (asm) inkar eden, asırlar boyunca Müslümanlara düşmanlık besleyen Hıristiyan ve Yahudilerin ebedî Cehennemlik olduğunu beyan buyuran âyet-i kerimeleri tefsir ediyordu. Rumûzu’l Kur’an (5 kitap), Mir’atü’lCihad (3 kitap), Kitâbuz’-Zekât (3 kitap), Nüzûl-i İsa, Tesettür Risalesi ve Şerhi gibi eserleri yayınlandıkça Fetö çileden çıkıyordu. Sonunda bu çağdaş Bel’am dayanamadı, kendini ele veren konuşmayı yapıverdi. Ardından 15 Temmuz’da milletin silahını çalarak millete silah sıkan o hâinlerin kurduğu kumpasla, Muhammed Doğan Hoca ve onu tanıyan 120 kişi önce gözaltına alındı, sonradan hapse konuldu. Kader-i İlâhi, bu muhterem âlime bu ihâneti edenleri Cenab-ı Hak ne hale getirdi, herkes görüyor. Devlet, Fetö ihanet örgütünün kuyruğunu ilk olarak işte Muhammed Doğan Hocaya kurulan bu kumpas olayında tuttu ve ondan sonra gerisi geldi.

Ülkemiz 15 Temmuz’da çok büyük bir bâdire atlattı. İktidar, tehlikeyi çok önceden fark eden, ancak başlarına pek çok iş gelen bu iki değerli simanın ve anlattığım bu gençlerin itibarını iâde etmelidir. Merhum Erbakan Hocamıza neler denilmedi? Her zaman bu ülkenin menfaatini düşünen Millî Görüş Camiâsına neler yapılmadı? Muhammed Doğan Hoca’yı ve onu tanıyanları itibarsızlaştırmak için ne iftiralar atılmadı? Şimdi bu değerli şahsiyetlere haklarını ve itibarlarını teslim etme zamanı.