Çadırımızı çalmışlar

Abone Ol

ANADOLU GENÇLİK DERNEĞİ Genel Başkanı Salih Turhan son Kızılcahamam toplantısında Türkiye’nin manzarasıyla örtüşen güzel bir fıkra anlattı:

“- Biri doktor, diğeri dedektif olan iki arkadaş, hafta sonu bir dağa kampa giderler. Biraz tırmanıştan sonra akşam hafif bir yemek yiyip uykuya dalarlar. Bir süre sonra dedektif uyanır. Doktoru da uyandırır. Doktordan yukarıya bakmasını ve gördüğünü söylemesini ister.

Doktor cevap verir: “Milyonlarca yıldız görüyorum.”

Dedektif tekrar sorar: “Peki, bu durum senin için ne anlama geliyor ”

Doktor, dedektifin kendisini imtihan ettiğini düşünüp her ihtimali hesap ederek cevap verir:

“Milyonlarca galaksinin, milyarlarca gezegenin varlığı yaratılıştaki mükemmeliyeti gösteriyor. Ayrıca, yıldızların konumuna bakarak saat 03.15 olmalı. Meteorolojik açıdan bizi pırıl pırıl bir havanın beklediğini söyleyebilirim.”

Dedektif içindeki durumu görmeden söylenen bu sözlere daha fazla dayanamaz: “Çadırımızı çalmışlar!”

Evet, Türkiye’de “cambaza bak” üslûbuyla uyutularak bizim de peşinden koşmamız istenen bir sûnî gündemle karşı karşıyayız. Bu durum, pek çok tehlikeyi görmemizi engelliyor.

Dünyada insanın hiç değeri yok. Sanki bir madde. Türkiye’de toprak altımızdan kayıyor. Topraklarımız hızla yabancılara satılıyor. Her ne maksatla ise, köyler boşaltılıyor; “kentsel dönüşüm” diyerek şehirdeki halkın arsaları elinden alınıyor, yerine daireler veriliyor. Halk hızla topraksızlaştırılmaya çalışılıyor.

Bu kadar mı Hayır! Ahlâk tahribatına hız verilerek milletimizin mânevî direnci kırılıyor. Başbakan’ın bir grup için söylediği “Ne istediğiniz de vermedik!” sözü her şeyi anlatmaya yetiyor. Türkiye’nin imkânları menfaat gruplarına peşkeş çekiliyor, âdil paylaşımın adı bile yok. “Adalet mülkün temelidir” ölçüsüne bağlı bir toplumda bu adaletsiz anlayışla nereye kadar gidilebilir Daha nice yakası açılmamış haksızlık ve yolsuzluklar…

GERÇEK GÜNDEME DÖNÜLMELİ

TV ekranlarında görülen pembe tablolar ile, ülke gerçekleri arasında tam bir zıtlık söz konusu. Ekran başka, gerçek başka. Sayın Turhan bu akıl almaz tezadı şu sözlerle anlattı:

“- Ekranlara bakanlar üstlerindeki çadırın çalındığının farkında değiller.

Gençlerimiz ardı arkası kesilmeyen dizilerle, abuk sabuk yarışma programlarıyla ve iffet yoksunu magazin haberleriyle ifsat ediliyor.

Gerçek gündem, bu ülkede çözülen aileler, dağılan yuvalar, yitirilen umutlardır.

Gerçek gündem, son dönemde intihar eden 38 öğretmen adayıdır.

Gerçek gündem, oturma odalarında ekranlara kilitlenmiş bir milletin vurdum duymazlığıdır.”

Hepiniz gördünüz! Eğitim ve dershaneler gibi hassas bir konu üzerinden Hükümet ve bir grup birbirine karşı güç gösterisi yapıyor. Daha fazla menfaatlenmek adına birbirine demediğini bırakmıyorlar. Başbakan, bu grup ne istemişse verdiğini ifade ederek onları vefasızlık ve nankörlükle suçluyor. Karşı taraf Başbakan’a kaset, CD ve gizli çekim filmlerle tehdit ediyor. Başbakan hamlesini sürdürüyor: “Eğer konuşursam yer yerinden oynar.”

Peki, 76 milyonluk Türkiye, gözüne menfaat hırsı bürümüş olanların oynadığı tiyatroyu seyretmek zorunda mı

Bu olaylar devam ederken CHP’de de bir ilginçlik yaşandı. CHP Parti Sözcüsü Haluk Koç, 14. 1. 2013’te, “AKP, Millî Görüş’ten ayrılıp teslimiyet pazarlıkları kurdu. Bülent Arınç da bu kadro içindedir. Onlar kirli işbirliğinin içindeler” demişti.

Şimdi, aynı CHP’nin ABD’den icazet alma arayışına girerek eleştirdiği AKP’nin yöntemini seçtiğini görüyoruz.  O da ABD ile işbirliği halinde. 2007 seçimlerinde Erdoğan’ın geçtiği süreçten şimdi de Kılıçdaroğlu geçiyor. O da Erdoğan gibi Brooking Enstitüsü’nde konuştu. Aynı amaç, aynı lobi, aynı kürsü, aynı mesajlar… Her ikisi de ABD Yahudi Örgütleri Temsilcisi ve ABD Kongresi Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Alan Makovski ile baş başa görüştüler. Ne konuşulduğunu bilen yok. Ancak Kılıçdaroğlu, “Obama ile aynı konumdayız. Partimizdeki yeni değişimi anlattık. ABD ile birlikte çalışabiliriz” diyerek Amerika’ya övgü üstüne övgü yağdırdı.

MİLLİ GÖRÜŞ İHTİYACI

Erbakan Hoca, 42 yıl Türkiye’de Millî Görüş’ü anlattı. Millî Görüş, milletimizin aslı, özü, inancı, tarihi, kendisidir, diyerek millî, yerli ve bağımsız bir siyaset izledi. Türkiye’yi kendi gücüyle kalkındıracak projeler oluşturdu. Sağ ve sol partilerin temel zihniyetlerinin aynı olduğunu ispat etti. Şahıslar üzerinde değil, zihniyetler üzerinde durdu. Bugünkü AKP ve CHP’nin temel zihniyet, program ve hedeflerinin aynı olduğunu ifşa etti. Bir konuşmasında şöyle diyordu:

“- CHP’nin Amerika’ya üsler verilirken herhangi bir büyük miting yaptığını gördünüz mü Niye O da işbirlikçi. Şu AKP ile CHP arasında ne fark var Allah aşkına. Çağırın şunların ikisini de. Oturun bakalım şuraya. Siz ikiniz de İMF’ci misiniz “Evet, İMF’ciyiz.” İkiniz de AB’ci misiniz “Evet, AB’ciyiz.” İkiniz de ABD’ci misiniz “Evet, ABD’ciyiz.” Çekilin şuradan bee! Çekilin, gidin! Bunu AKP’liler de dinleyecek, yine anlamayacaklar. Ne yaptıklarının farkında değiller. İMF’ye teslim olmuşlar. Bunlar at yarışı spikeri. Efendim enflasyon düştü, faizler arttı. Bunu İMF yapıyor. Kendi menfaati için, seni çürütmek için, senin haberin bile yok.”

Hoca’nın bu kadar net ve kendinden emin bir şekilde konuşmasına dikkat ettim. Fıkıh’ta “Küfür, bütün şubeleriyle tek millettir; Müslümanlar da…” Bu söz, aynı zamanda küfür de, Müslümanlar da aynı merkezden yönetilir, anlamındadır. Öyleyse, bir Müslüman toplum gayrimüslimlerle hedef birliği anlamında işbirlikçilik yapamaz.

Batı’dan ithal görüşlerin Türkiye için bir çözüm olmadığı görülmüştür. Türkiye kendi gücünü ve özgül ağırlığının yüksekliğini bilmek zorundadır. Tarihi misyonumuz başkasına kuyruk olmayı değil, dünyada lider olmayı gerektirmektedir. Elbette kendi orijinal görüşümüzle… Millî Görüşle… Çadırımızı çaldırmamak için buna mecburuz. Gerçek gündem budur.