İblis, şeytan olarak varlığını sürdürmeye başladığı andan beridir milyonlarca, milyarlarca insanı yoldan çıkarabilmek, kandırıp kıskacı altına alabilmek için türlü yollar denemiştir ve kıyamete kadar da denemeye devam edecektir.
Kimine doğrudan, kimine dolaylı olarak… Kimine direk, kimine arka yollardan dolaşarak…. Kimini kolayca kimini uzun uzun uğraşarak! Kadına bir başka şekilde yaklaşır, erkeğe bir başka. Âlime bir başka yoldan bulaşır, siyasetçiye bir başka. Çocuğa farklı bir metotla yaklaşır, yaşlıya farklı. Kapalısına değişik bir sesle hitap eder, açığına değişik. Dindarına ayrı bir yoldan gider, dini kimlik kartında kalana ayrı. Ama mutlaka, bir şekilde herkese ulaşır ve zayıf yerlerinden yakalayarak herkesin damarlarında dolaşır!
Şeytanın akıl almaz çalışma prensibini anlamamıza yardımcı olacak bir hikâye anlatılır. Şeytan mıdır, onun askerlerinden biri midir bilinmez elbet ama şeytanlardan bir şeytan, bir gün bir köye gelir ve sırtını ağaca yaslayarak ineğini sağan bir kadını izlemeye başlar. Kadın her zamanki gibi buzağıyı bir kazığa bağlamış ve ineği sağmaktadır. Şeytan bu ya, duramaz yerinde ve bir müddet sessizce izledikten sonra yanlarına giderek buzağının ipini biraz gevşetir. Uzun süredir aç bekleyen buzağı debelene debelene ipini tamamen çözer ve karnını doyurmak için annesinin yanına koşar. Fakat koşmasıyla birlikte süt dolu kovayı yere devirmesi bir olur.
Sağdığı süt ziyan olunca kadın sinirlenir ve eline geçirdiği bir odunla kafasına vurarak buzağıyı öldürür. Yavrusu öldürülünce inek de hiddete gelir ve vurduğu bir tekmeyle o da kadını öldürür. O sırada uzaktan geçmekte olan ve ineğin gelinini öldürdüğünü gören baba, hemen elindeki tüfeğe sarılır ve o da ineği öldürür.
Silah seslerini duyan koca olay yerine gelip babasını elinde tüfekle karısını da kanlar içinde yerde yatarken görünce babasının karısını öldürdüğünü sanıp elindeki silahla babasını öldürür. Bir müddet sonra gerçeği öğrenen adam bu acıya dayanamaz ve intihar eder.
Hâlâ olanları izleyen şeytan ise “Şimdi her şeyi benden bilecekler, oysa ben buzağının ipini gevşetmekten başka ne yaptım ki” diye keyiflenir!...
Son zamanlarda gitgide artan bir hastalık var ki her elektronik ortama girdiğimizde, sosyal medyada her dolaşmamızda karşımıza çıktıkça bu hikâyeyi hatırlamamıza sebep oluyor. Kimi hanım kardeşlerimiz zaten doğrudan kendilerinin ve çevresindeki kişilerin fotoğraflarını serbestçe paylaşırken ve bunun üzerine çok konuşulup yapılmaması gerektiği yönünde tembihatlarda bulunulurken, kimi kardeşlerimiz ise muhtemelen İslami açıdan daha hassas olmaları dolayısıyla tamamen yüzlerini ve vücutlarını belli olacak şekilde olmamak kaydıyla ya arkadan ya yandan çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyor veya profil olarak kullanıyor.
Veya özellikle camiamızın genç kızları, çeşitli faaliyet ortamlarında bazen uzaktan ve belli olamayacak şekilde ama bazen de çok fazla ön planda ve göze de hoş görünecek şekilde baş parmaklarını kaldırarak Milli Görüş selamı ile çektikleri ellerinin fotoğraflarını paylaşıyor veya profil yapıyor.
Bu çok basit bir konu gibi görünebilir kimilerimize. Ya da “Bu kadar da olmaz ama” hezeyanları edenler olabilir belki. Ama kabul etsek de etmesek de bu, şeytanın oyunlarına ucundan kıyısından alet olmak ve yanlış bir şey yapmadığımızı da düşünsek, gayet masumane düşüncelere de sahip olsak buzağının ipini gevşetmekten başka bir şey değildir!
Elbette yaptığımız hayırlı çalışmaları etrafa duyurmak için sosyal medyayı kullanacağız ve elbette bunun için fotoğraflar da paylaşacağız. Fakat bunların mümkün olduğunca kişileri değil, yapılan faaliyet aşamasını fotoğraflayarak ve kişileri kullanmak durumunda kaldığımızda ise hanımların yüz ve vücut hatlarını velev ki elleri dahi olsa belli etmeyecek kadar uzaktan, blurlanmış ve karartılmış bir şekilde olmasına da azami derece dikkat edecek, kaş yapayım derken göz çıkarma hatasına düşmeyeceğiz.
Ve her şeyden önce şunu soracağız kendimize “Ben bunu neden paylaşıyorum? Davama hizmet etmek için mi, kendimi az da olsa gösterebilmek için mi? Daha fazla insana ulaşmak için mi, yoksa kadın ya da erkek, birileri tarafından beğenilmek için mi? Allah’ın rızasını kazanmak için mi yoksa nefsimi hoşnut etmek için mi?”
Eğer bunlara cevap verebiliyorsak, eğer burnunu dahi göstermeye utanan bir ecdadın torunları olmakla övünüyorsak ve eğer cansız bedeninin dahi görülmesinden korkarak gece defnedilmeyi vasiyet eden bir büyük iffet örneğiyle aynı cennette buluşmayı umut ediyorsak, konu ne kadar ayrıntı gibi görünse de “Çok daha fazlasını yapan var” mantığına girmeden ve yaptıklarımıza kılıf arama yolunu seçmeden hareket edip her anlamda iplerimizi sağlamlaştıralım inşallah!..