Büyük yıkıma âlet olmak

Abone Ol

Bizi kuşatan bir karabasan veya sarmallar var. Bunlardan

kurtulmanın yolunu aramak yerine sarmalın içinde çözüm aramak ve giderek

içinden çıkılmaz hal almak bir yaşama biçimidir on yıllardır. Batılılaşma

süreci bir ideal ve yol olalı beri olması gereken yön ve yol terk edildiğinden

açmazlar giderek içinden çıkılamaz oldu.

Müslümanlar genel anlamda çok yönlü bir kuşatma

altındadırlar. Bunu salt belli bir şeye bağlamak doğru değil. Bizler için asıl

önemli olanı düşünce ve kültür bilinci yoksunluğu ve kaçışı. Tanzimat tan beri

Müslüman aydınlar için Batı büyülü bir dünya. Bu dünyaya girilince orada

insanlar, aydınlar kendilerini özgün ve farklı görecekler zehabına kapıldılar.

Ya da üstün bir varlık olma konumuna sahip olacaklarını düşündüler. Bu tutku

sürüyor hâlâ. Zaman içinde bir benzeşim veya yok olma sürecine girildi. Değişen

hiçbir şey yok aslında. Batılılar doğuluları kendilerine benzetmedikçe ya da kendileri

içinde eritmedikçe aralarına almazlar bundan ötürü de amaçlarına ulaşamazlar.

Oryantalizm bir kültür işgalidir.

Batılılar ile ilişkiler hep yaranmaya, zamanla da

benzeşmeye dönük. Bunlar zaman içinde bir öykünme getirdi. Öykünmenin ardından

da onlar gibi olmaya götürdü. Bu da Müslümanların arayışlarını hızlandırdı. Hem

kendi gibi olma, hem de onlar gibi olma gibi çelişkiler ciddî çatışmalar

getirdi. Batı kültür ve yaşayışı özenilen bir durum. Bugün sonuçlarına

baktığımızda büyük kitlelerin onlar adına onların yaşama biçimlerinin savaşını

verdikleri ortada.

Batılılar özellikle Müslümanlara karşı hiç de hoşgörülü

değildirler. Ne yapılırsa yapılsın ön yargı var. Batı içinde yer almak için

onlar gibi olmak bile yetmiyor. Örneğin bir spor faaliyetinde bile bu gibi

durumlar belirgin. On yıllardır spor karşılaşmalarında veya etkinliklerinde

itiliyoruz. Hatta aşağılanıyoruz. AB ye kabul edilmeyişimizin nedeni de bu.

Bize önerilenleri harfiyen yerine getirdiğimiz halde bir türlü kabul

görülmüyor.

Bizden sonra Sovyet Rusya ve komünizm etkisi azalınca

Balkan ülkeleri bir bir AB ye dahil edilirlerken biz kapıda bekletiliyoruz.

Yerine getirilen ödevler bile yeterli olmuyor. Batı medyasında resmedilen

Müslümanlar hep bir aynı porte oluyor. Onların belleklerinde ve bilinçaltlarında

yer alan tipler belirginleşiyor.

Katolik kilise dünyasında bu hiçbir zaman değişmiyor.

Hümanizm ve sevgi sadece kendileriyle sınırlı.

Asıl sorun bizim kendimizle ilgili. Kendimizi anlamama ve

tanıyamama sorunu var.

Müslümanlar kendi olmadıkları sürece huzur

bulamayacaklar. Bölgemizde süre gelen savaşların temelinde batılıların bakışı

var. Müslümanların birbirini tüketmesi onların işine yarıyor. Geçen yazımda

İsrail Başbakanının açıklamasına yer vermiştik. Vatandaşlarına sakin

olmalarını, tatillerini yapmalarını öneriyordu. Nasılsa Müslümanlar

birbirlerini yiyordu. Bu bir gerçeği yansıtıyor.

Ülkemizde ayrışma çok derinlerde. Öyle ki, Allah korusun

bir batı ülkesiyle savaşa tutuşsak tavrını onlardan yana koyacaklar var. Bunun

temelinde yaşama biçimi ve tercihleri. Müslüman bir coğrafyada bir Müslüman

gibi yaşamaktansa bir batılı gibi yaşamayı tercih ediyorlar.

Büyük bir kültürel erozyon ile karşı karşıyayız. Asıl

sorun da bu. İnsanımızın birbirine hasım kesilmesi, savaşa tutulmasının nedeni

de bu. İnsanımızı bütünleştirecek bir araya getirecek ruh yoksunluğu var.

İnsanlarımızın aynı adada olduklarını bile göz ardı

ediyorlar. Batarsak hep beraber batacağız. Hoşgörüsüz bir ortam var. Böyle

olunca kamplaşmalar giderek derinleşiyor. Şu yakın zamanda yetmişli yılların

psikolojisi ağırlık kazanıyor. Mahalleler, kamplaşmalar, kurtarılmış bölgeler

giderek ağırlık kazanıyor. Bundan kim kazançlı çıkacak hiç kimse. Bu gerilimler

Suriye de yaşananların bir habercisi değil midir dersiniz. Mezhep, kavim, kültür

farklılıkları giderek derinleşmiyor mu