Büyük Yıkım

Abone Ol

İnsanlığın içinde bulunduğu durum sağlıklı olarak tanımlanamaz. Büyük bir bunalım yaşanıyor. Her geçen gün her şeyin ayan beyan, gözler önünde olduğu bir zamanda insanlığın gözünün içine bakıla bakıla yaşanıyor veya yaşatılıyor. İnsanlığın bunalımının kaynağı seküler ve batıcı ruhlu kesimlerce dinlere dayandırılıyor. Dinler söz konusu olunca en baskın görünen ve bilinen yanıyla İslâm olarak algılanıyor veya böyle bir algı oluşturuluyor. Bu algının nedenlerinin başında elbette Müslümanların kendisi var. Fakat durumun böyle algılanmasına neden olan, insanlığın sürüklendiği durum ise başka nedenlerden, yani dışarıdan oluşturulanlar.

Müslümanlar dört bir yanda kuşatma altında. Bu ta Tanzimat’tan beri süregeliyor. Başlangıçta algısı bu kadar yüksek düzeyde olmasa da temelleri o zamana dayanıyor. Zaman içinde hız kazanılarak bugüne gelinmiş bulunuyor. Batı ruhuna kendilerini kaptıranlar buna hız kazandırdılar. Bugün içinde iki kültür arasındaki çatışmada en çok çırpınan ve zorda kalanlar da onlar. Bunlar kendilerini nereye konumlandıracaklarını da tam anlamıyla kestiremiyorlar. Köklerinde ve özlerinde Müslümanlık olan bu kimseler yaşama biçimi bakımından onlarla bir arada ama ruh ve öz bakımından kendi köklerine yaslanıyorlar.

Müslümanlar kendi özlerini tam olarak ortaya koyamadıklarından ya da onlar karşısında kendilerini küçülmüş olarak gördüklerinden asıl yapacaklarından uzak kalıyorlar. Biz buna küçümserlik diyoruz kavramsal olarak. Doğrusu da bu duygu onları tam anlamıyla bir çıkmaza sürüklüyor. Ama bu, bugün için başka bir boyutta.

Okuma yazmanın bu kadar geliştiği bir zamanda insanlığın vahşeti daha bir artıyor.  Üstelik en gelişmiş ülkelerde insanlığın yıkımı daha büyük boyutlarda.

Batı kavramlarını ve kurumlarını sadece kendilerine uygun bir şekilde hayata uyarlıyorlar. Başka kültürlere mensup olanların o tarz bir yaşama alanı içinde olmalarına izin vermiyor. Müsaadesi onların belirlediği alanlarla sınırlı.

Müslümanların kendi ruhlarına dönüştürülmesi çabası yüzyılları buluyor. Fakat Müslümanların özünde ve ruhunda ne kadar sapma içinde olurlarsa olsunlar bir yerde duruyor ya da asıllarına dönüyorlar. Siyasal anlamda Türkiye özelinde bakıldığında on yıllardır süren çabalar ters sonuçlar doğurdu. Tanzimat sonrası Müslümanların batılı bir ruha evrilmesi düşüncesi istenilen sonuçları doğurmadı. Bu bütün İslâm dünyası için geçerli. Müslümanları ilgilendiren bir dalga bütün coğrafyayı bir anda sarıyor. Bunu kadınların örtünme biçiminde görüyoruz. İslâmî yaşama biçiminin her hangi bir durumu bir dalgaya dönüşebiliyor.

Bugün için Müslümanların sürüklendiği bir başka alan var. Müslümanlar ise ne yazık ki kendilerine uygulanan ağır baskı altında onların dili ve üslubuyla karşılık vermeye yelteniyor. Kendi üslubunu ve bakışını bir anda unutuyor.

Batı kendi insanını dışındakileri değersiz buluyor. Sıradan bir nesne olarak görüyor. Bu durumda Müslümanlar ise buna karşı bir tepki ile besleniyorlar. Filistin örneği bunu en somut olanı. On yıllardır bu insanlara uygulananlar insanlığın en vahşi durumuna somut bir örnek. Çocukların, kadın ve yaşlıların, sivillerin bu kadar ağır bir kuşatma altında tutulması göz göre göre zulmedilmesi öldürülmesine göz yumamıyor ve kabullenemiyor. Bunu bütün İslâm coğrafyası için düşünebiliriz. Bu sefer onların üslubuyla bir tutum güdüyor, bu da sağlıklı sonuçlar doğurmuyor.

Müslümanların kendi ruhlarına uygun hayata bakışları kendilerinin kurtuluşunu ve dirilişini sağlar. Ancak bu yol ve yöntemle bir çıkış yolu bulabilir. Bu da insanlığın dirilişini sağlar.