Günümüzün en büyük savaşlarından biri, büyük veri olarak adlandırılan kavramı elde edebilmek, yönetebilmek ve anlamlandırabilmektir. Yapay zekâ teknolojileri bugün bu noktaya gelebildiyse, bunun temel sebebi büyük veriyi doğru şekilde analiz edebilmesi, yorumlayabilmesi ve işleyebilmesidir.
Bugün bizlere neredeyse tamamen ücretsiz sunulan sosyal medya platformları gerçekten sadece reklam gelirleriyle mi ayakta durmaktadır? Bu sorunun cevabı, kesin bir biçimde hayırdır. Toplumların nasıl yönlendirileceği, bireylerin ne düşündüğü, nelere yöneldiği, hangi söylemlerden nasıl etkilendiği; büyük ölçüde bu platformlar üzerinden toplanan veriler aracılığıyla anlamlandırılmaktadır.
Dünya genelinde sosyal medya platformlarının ulaştığı kullanıcı sayıları, üretilen verinin büyüklüğünü somut biçimde ortaya koymaktadır. Instagram yaklaşık 3 milyar, WhatsApp 2,5–3 milyar, Facebook 3 milyarın üzerinde, YouTube ise 2,5 milyardan fazla aylık aktif kullanıcıya sahiptir. Telegram kullanıcı sayısı 1 milyar seviyesine yaklaşmışken, X yaklaşık 550 milyon aktif kullanıcıya ulaşmaktadır.
Bu platformlarda her gün milyarlarca beğeni, yorum, mesaj, izleme süresi, arama, konum verisi ve etkileşim kaydı oluşmaktadır. Kullanıcıların ilgi alanları, davranış kalıpları, dil tercihleri ve hatta psikolojik eğilimleri sürekli olarak güncellenen veri havuzlarında toplanmaktadır. Küresel ölçekte bakıldığında, dünya nüfusunun yaklaşık %70’i aktif olarak sosyal medya kullanmakta ve ortalama bir kullanıcı aynı anda 6–7 farklı platformda veri üretmektedir.
Örneğin WhatsApp platformunu ele alalım. Neredeyse hiç reklam kullanmayan bu platformun nasıl ayakta kaldığı ve hangi amaçla konumlandığı sorusu önemlidir. Yaygın olarak verilen cevap, WhatsApp’ın 2014 yılında Facebook tarafından satın alınarak bugün Meta ekosisteminin bir parçası hâline geldiğidir. Ancak teknoloji dünyasında böylesi büyük yatırımların yalnızca iyi niyetle ya da salt kullanıcı memnuniyeti amacıyla yapılmadığı da bilinmektedir.
Bu noktada bazı soruları sormak kaçınılmazdır: Ülkemizde farklı siyasal grupların düşünce yapıları ve güncel olaylara yönelik yönelimleri, bu veriler üzerinden tahmin edilebilir mi? Gençlerin tüketim alışkanlıkları analiz edilerek büyük e-ticaret platformlarının neyi, ne zaman ve nasıl sunması gerektiği belirlenebilir mi? Benzer biçimde, ekonomik ya da siyasal alanda hangi argümanların ve söylemlerin daha etkili olacağı büyük veri analizleriyle öngörülebilir mi?
Biz şimdilik sadece soruyoruz. Cevabı ise siz değerli okuyucularımıza bırakıyoruz.
Büyük veri dediğimiz kavram artık yalnızca anketlerle elde edilen bir bilgi seti değildir. Toplumların psikolojik olarak nasıl yönlendirileceği, hangi refleksleri vereceği ve hangi söylemlere açık olduğu bu dijital ortamlar üzerinden okunabilmektedir. Şunu da itiraf etmek zorundayız: Biz bu sürecin oldukça gerisindeyiz. Büyük verinin, geleceğin en büyük madeni ve aynı zamanda en büyük savaş alanlarından biri olduğu gerçeğinin henüz yeterince farkında değiliz.
Bu noktada dijital ortamlardaki mücadelenin pasif bir izleyicisi değil, doğrudan bir parçası olmak zorundayız. Kendi verimizle bize yön vermeye çalışan küresel ekosistemlere karşı, alternatifler üreten ve söz sahibi olabilen yapılar inşa edilmelidir. Bu alandaki çalışmaların sürdürülebilir ve etkili olabilmesi için bireysel çabaların ötesine geçilerek, kümülatif bilgi üretimine dayalı, Ar-Ge merkezli yapılar desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.
Yazımızı başlığımızla bitirelim: “Büyük Veri: Görünmeyen Güç, Sessiz Savaş…”