Büyük vebal

Abone Ol

Geçen hafta ekonomide yaşanan gelişme kolay kolay rastlanacak türden değildi. Birkaç ay içinde hızla değer kaybeden TL ve kurlardaki her gün yeni rekorlar yaşanmasına adeta zemin hazırlayan eylem ve söylemlerin ardından, bir anda “bir şeyler oldu” ve TL hızlıca değerlendi. Ve beklendiği gibi bu durum anında “ekonomide müthiş başarı” algısına sarılarak kamuoyuna yansıtıldı.

Pazartesi akşamı piyasaların kapandığı saatte yapılan ve ilk anda sokaktaki vatandaşın da muhtemelen pek bir şey anlamadığı bir programın etkisinin bu kadar kısa sürede görülmesi ve kurlarda 5-6 liraya varan bir gerilemeye neden olması ister istemez soru işaretlerini de beraberinde getirdi. En başta da “neden işlerin bu noktaya varmasına müsaade edildi?” sorusunu tabi.. Bunun yanında acaba bu açıklanan programdan önceden kimlerin haberdar olduğu ve buna göre pozisyon alıp almadıkları, o gece kimlerin “yüksekten satıp sonradan en düşükten aldığı”, kurlardaki hızlı yükseliş sürecinde faizle ilgili yapılan açıklamaların bilhassa döviz kurlarını “gıdıklayıcı” olup olmadığı vs vs…

Daha birkaç hafta öncesine kadar “kur seviyesiyle ilgilenmiyoruz”, “rekabetçi kurla birlikte ihracat patlaması yaşayacağız”, “yeni modelle üretim üssü olacağız” derken birden bire kur seviyesini önemsemeye başlamak ve vatandaşa döviz sattırmaya yönelik bir programa geçiş gerçekten de acayip bir hal değil midir? Ekonomideki en büyük sorunlardan birisi belirsizlikken, böylesi bir tutarsızlık belirsizliği artırmaz mı? Böylesi bir tavır güven sorunu doğurmaz mı?

Daha düne kadar kurdaki aşırı oynaklığın ve sağlıksız fiyat oluşumlarının nedeni olarak “küresel saldırı veya operasyon” gibi bir fail işaret edilirken, şimdi neden vatandaşın dövizini bozdurup TL faizine geçmesi için bir program açıklandı? Eylemle söylem yine birbirini tutmadığı gibi bu manevrayla birlikte fakirden zengine doğru bir servet transferi yapılmış olmadı mı?

Piyasaların kapalı olduğu bir saatte, açıklanan programın ne olduğunu bile anlaması zor olan hane halkının dövizlerini bozdurması ve bu sayede döviz kurunun çakıldığını varsaymak fazlasıyla Polyannacılık olduğu gibi matematikle de bağdaşmaz. Merkez Bankası’nın “arka kapıdan döviz satışı”na başka bazı bankaların da eşlik etmesi gibi bir operasyon dövizi kısa vadede düşürdü ama enflasyondan korunabilmek için küçük birikimlerini dövizde tutan halkı da “ters köşeye” yatırdı. Hazine ve Maliye Bakanı’nın “15 liradan, 16 liradan, 17 liradan dolar alanlar büyük finansörler değil. Büyük finansörler, bu işin bir şekilde döneceğini bilir. Ama çarpılan kim oldu? Küçük yatırımcılar. Şimdi kara kara düşünüyorlar” açıklaması başlı başına sorunlu bir bakışı yansıtıyor. Adeta “halka çekilen bir operasyon” iddialarını doğruluyor. Bu az bir vebal midir?

Daha birkaç hafta önce yüksek kur seviyesinden hareketle “cari fazla” vermekten bahsedenlerin, kurda 5-6 liralık düşüş üzerine bir anda ekonomi modellerini “yüksek büyüme, düşük cari açık” olarak revize etmesi, aslında ortada herhangi bir model olmadığını, tek kıstasın “seçime kadar idare etsin” olduğunu göstermiyor mu? Her gün değişen ekonomik model mi olur? Böyle bir modele iktidar destekçisi işadamları dernekleri, meslek örgütleri ve STK’lar dışında kim inanır?

Bir gecede yaşanan halkın cebinden belli bir kesime yaşanan servet transferi kadar vahim bir şey de vatandaşın önüne konan programın ta kendisidir. “Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat” adlı programa göre, vatandaşa “dövizini bozdur, paranı faize yatır, eksik kalan faiz kazancını ben karşılayacağım” diyor hükümet. Bunu söyleyen hükümet, her fırsatta dini söylemleri kullanan, kendisini muhafazakar olarak tanımlayan, söylemlerine bakılırsa “faize karşı” olduğunu söylemekten çekinmiyor. Ancak faize karşı tutum sadece faizin oranına yönelik bir muhalefet.. AKP için faiz, mevduatta yüksekse iyi, kredide yüksekse kötü! Kredi faizinin düşmesi taraftarı kendileri, insanlar kredi çekip harcasın, ekonomi canlansın çünkü… Bundan dolayı faize değil faizin yüksek olmasına karşılar zaten… Dövizi düşürdüğü söylenen program, tam manasıyla faize teşvik ediyor yani. Bu arada gözden kaçmasın; devlet tahvili ve hazine bonosunda da “stopaj” 2022 sonuna dek sıfırlandı. Bunlardan elde edilecek gelirlere vergi muafiyeti getirildi. Yani faizden kazananlara bir “kıyak” daha yapıldı.

Faizin haram olduğunun nas ile sabit olduğunu söyleyip insanları faize yönlendirmek gerçekten de aklın ve mantığın alacağı bir durum değil. Nas, şart ve duruma göre esneyebiliyor mu yani? Faiz, söz konusu mevduatlar ise haram değil de kredi çekmek söz konusu olduğunda yüksek ise mi haram sadece? Bu nasıl bir kafa? Vatandaşına faizin haram olduğunu söyleyip de 2 gün sonra gidin parayı yüksek faize yatırın derken hiç mi rahatsız olmuyor vicdanları? Biz ne diyoruz denmiyor mu?

Bu yaşananların “seçim kazanmak için her yol mübah” anlayışının ürünü olduğunu, daha önceden yaşadıklarımız da doğruluyor. Bu uğurda vatandaşı hem müşkül duruma düşürmek, hem de faize yöneltmek ise büyük bir vebal olarak ortada duruyor.