Hayat, içinde yolculuk yaptığımız bir gemiye benzer. Yelkenli gemiye bir rüzgâr gönderen vardır.
Peki, sizin geminiz hali nicedir. Siz geminin neresinde
yolculuk yapmaktasınız.
Geminin burun kısmına doğru koşmaya çalıştığınızda ya da
bir şekilde en arka kısma itildiğiniz de geminin hızını değişmez. Koşmanız ya
da yatmanız geminin hızına etki etmez. Yani geminin hızı ne ise sizin hızınız ona bağlı olarak hareket eder.
Ya da üç insan düşünün; birincisi en üst kısımda, kaptan
köşkü katındadır, ikincisi makine dairesi katına yerleştirilmiştir. Üçüncüsü
normal yolcu katında kendisi için belirlenmiş yerde kalır. Baktığımızda üç
yolcu için de, kendi iradeleri dışında bir yer belirlenmiştir. Her pozisyonun kendine göre artıları ve
eksileri vardır. Örneğin kaptan köşkünde ağırlanan kişinin kaptan kadar
sorumluluğu olabilir. Bulunduğu konum
onun bu sorumluluğa itmektedir. Büyük dalgalar, korsanlar ve rotanın
tutturulması gibi dünya kadar sorumlulukla boğuşurlar. Ancak ötekiler
tarafından gıpta edilirler. En alttakilerin psikolojisi trajiktir, gözleri
yukarıdadır. Sadece kendilerinden sorumlu oldukları halde yukarıya çıkma
derdiyle yanarlar.
Güvertede katında kalan yolcular kendileri için takdir
edilmiş yere otururlar. Ön kısımda VIP te ya da normal biletliler arasında
otururlar. Çoğunlukla yolcular bir şekilde halinden memnundur. Oturdukları
yerle ilgili bir tevekkül vardır. Kendileri için uygun görülen bu yerde huzurla
seyreder ve ötekinin konumuna imrenmezler. Ancak kimileri neden VIP ta oturmuyorum diye üzülür. Yolculukları
bu duyguyla berbat geçer. Yerlerinden memnun olmadıkları için geminin varış
menzilini doğru gittiklerini unuturlar. Onlarda kaygı öyle artar ki dışardan baktığınızda, sanki sonsuza kadar
gemide kalacak sanırsınız. Halbuki oturduğu koltuğun kendisinden önce sayısız
oturanı olduğu gibi daha nice oturanı olacaktır.
Geminin önüne doğru koştuğumuzda hayatımız ilerlemiş
olmaz. Sadece kendimizi yormuş oluruz. Bizim için takdir edilen kişilik yapısı,
mizaç, ten rengi, yüz şekli, ırk, cinsiyet, dünyaya geldiğimiz coğrafya, anne
baba, çocuklarımız ve yakınlarımızın kimler olduğu Allah tarafından
seçilmektedir. Bizim hiçbir tercihimiz olamaz. İstesek de bunları
değiştiremeyiz. Bir damla hakir görülen sıvıdan yaratıldık. Fakat talip
olduğumuz dünya dolusu şey var.
Psikolojimizin nirengi noktası nedir baktığımızda; bir
kar tanesi kadar kırılgan, erimesi an kadar yakın Öte yandan gözünü diktiği
zirve dağlar kadar sağlam bir yer tutuş. Bu bir tezat değil; bir sonraki
nefesimizi almayabiliriz, yani bir kar tanesi kadar ömrümüz kalmış olabilir.
Fakat yeteneklerimiz ve bize bahşedilen akıl, duygu ve girişim ruhu ile koca
bir dağ kadar heybetli bir potansiyel taşırız.
Kişi bazen, insanlar tarafından takdir edilmeyince içine
kapanır. Dünyayı içimize sığdıracak
kadar sevgi taşırız fakat yanı başımızda hoyrat bir tutumla duygularımız alt
üst olur.
Öyle insanlar var ki yaşadığı acılarla çile tezgâhına
örülmüş bir halıya benzer. Her nakışında bir gözyaşı, her ilmeğinde bir ah
vardır. İnsanlar bu sanat eserine bakar geçerler. Kimse halının acılarla nasıl
ilmek ilmek örüldüğünü görmez. Her dem içi yanmaktadır hâlbuki. Bir takdir, bir
saygınlık beklentisi, bir fark edilme, bir dostça selam, bir sıcak tebessüm,
bir içten nasılsın hitabı Nafile Yarasına dokunan bir şifalı elle buluşmaz
hayatı. Ne ki içindeki sessiz çığlığı gönlünün sahibine sunabilse
YAKICI RUH HALİ
TERCEMESİ
bir dünya insan acılarla inliyor. Dağdaki çobandan
metropoldeki holding patronuna kadar; her kişinin farklı konumlarda çektiği
sıkıntı ve acı aynı; belirsizlik Geleceğim ne olacak kaygısı
Vuslat acısıyla bin bir ah ile o dostun kapısındayız.
Başımızı kaldırdığımızda, gözümüzü diktiğimizde, elimizi açtığımızda yanı
başımızda olan bir dost var. Kapıyı çalmaya devam edenlerin göğüslerinde bir
hareketlilik var. Tatlı bir kıpırdama, sıcak bir hareketlilik.
İçteki fırtınalar bir gün muhabbetullaha yönlenir diye
umut etmeli. O nu razı edecek bir kulluk için çabalayan kişi bir gün vuslata
varır. Duaların müstecab olduğu dem kapıdadır.
Kutlu kapıda, dilekçesi elinde bekleyenin, kalbi
okunmuyor olabilir mi Kapıda O nun belirlediği kıvama varmak için beklenen
zaman vardır; adına ruhsal sorun dediğiniz
Ağacın dal budak salmış fazlalıklarını budamaksızın meyve
alınamaz. Tarlasını çakıl taşlarından ve ayrık otlarından temizlemeyen çiftçi
ürün alabilir mi Hatalarını terk etmeyenin içindeki daralma sona ermez. Rahmet
dilinin uyarısıdır bu. Kişi kendi hatasını bilir.
Namaz, tevbe ve hamdle arınma yolu hiç kapanmadı. Kusuru
gösteren ayna kalptedir. Kovayı kuyuya sarkıtanın görecekleri vardır.
Kusuru terk etmek iyi şeyler yapmaktan önceliklidir. Siz
olumsuzluğu giderin güzel olan onun yerine bahşedilecektir.
RUHSAL SORUNLARDAN
DERSLER çıkarmak
Teslimiyet: Hayatımız tek kudretin elindedir. Kan dolaşımımız ya da biyolojik
yapımız elmizde olmadan nasıl işliyor Üzerimizde tecelli sahibini takdir
ettiği zamana kadar sorunlarınıza sabredin.
Bir takdirin gölgesindeyiz: İnsanlar arasında konum sağlayan Allah tır. Ona dayanan kişinin
konumu ne olursa olsun itibar veren O dur
Hayat sadece yoldur: Hayat varılacak menzil değildir.
Burası birinci hayattır. İnsanın yolculuğu ikinci hayata doğru ilerler.
Hırs göstermeden koşmak: İçimizde var olan enerji bizi
ileri itmektedir. Bu bakımdan hep isteriz. Bu normaldir fakat basamakları
ikişer üçer çıkarak hedefe varılmaz. Dünya için koşulabilir ama mutluluğun
anahtarı gölgeli yerde olabilir.
Şükür: İnsanlığın büyük fotoğrafında hamd edilecek yerde
olduğunuz halde isyan etmeyin. Gün görmedik
yaşanan dertler var.
Her yönden akan nimetlere karşı şükürsüzlüğün adına bazen
ruhsal sorun dersiniz!