Büyük oyun

Abone Ol

Bir yandan artan jeopolitik gelişmeler ve diğer yandan

dalgalı bir şekilde yükselen riskten kaçınma eğilimi, hem finansal piyasaları

sarsıyor hem de küresel ekonomiyi çok daha kırılgan hale getiriyor. Bu tablo

Türkiye ve benzeri gelişmekte olanları daha fazla etkiliyor: Enflasyon

örneğinde olduğu gibi, içeride beklentileri yönlendirmek amacı ile anlatılan

hikayelerin inandırıcılığını yitirmesi de  eğilimlerin kontrolden çıkmasına sebep olabiliyor. Sürdürülebilir olmayan

eğilimler sayesinde ağırlaşan sorunlar ve tehlikeli hale gelen bağımlılıklar,

yükselen siyasi gerginliklere direnemiyor ve çatırdıyor.

Ramazan Bayramı sonrasında Türk Lirasının belirgin bir

şekilde değer kaybetmesi, faizlerin yükselmesi, varlık değerlerinin gerileyerek

bilanço görünümlerini bozması gibi gelişmeler söz konusu olumsuzlukların öncü

sonuçları olarak karşımıza çıkıyor. Bu kısır döngünün, bir yandan artan

jeopolitik gerginlikler ve diğer yandan gerileyen risk alma iştahı hem sonunun

görünmediğini ve uzunca bir süre bizi çok zorlayabileceğini hiç akıldan

çıkarmamak gerekiyor. Bugünün sorunlarını çözemeyen mevcut düzen tarihin

çöplüğündeki yerine doğru daha seri bir şekilde yol alırken, alternatifi ise

yavaş ve sancılı bir yapıda şekillenecek gibi görünüyor. Başka bir deyişle

filler ve onların taşeronları tepişir iken otlar eziliyor, ateş düştüğü yeri

yakıyor. Siyasi açıdan Ortadoğu ve Ukrayna, ekonomik olarak ise gelişmekte olan

ekonomilerin önemli bir kısmının yangın yerine dönmesini önlemek pek mümkün

olamayacak gibi görünüyor. 

Bugünkü jeopolitik gerginlikleri, uzlaşması pek mümkün

görünmeyen güç odaklarının çıkarlarını koruyarak geleceği şekillendirme

girişimleri olarak görmek daha isabetli olabilir. Geçmişin gelişmiş ekonomileri

olarak bilinen güçlüleri,  yeni düzende

de bu konumlarını korumak adına elinden geleni yapmaya çalışıyor; fakat Rusya

ve Çin in başını çektiği bir grup yükselen ekonomi buna karşı çıkıyor ve

alternatif oluşturmaya çalışıyor. Ortadoğu ve Karadeniz deki gerginlikleri bu

zeminde okumak daha anlamlı olabilir. Her bir taraf diğerine geri adım

attırmaya ve arkasındaki desteği azaltmaya yönelik hamleler yarışını

sürdürüyor. Bu kuralsız çatışma doğal olarak belirsizlik ve kırılganlığı

olağanüstü düzeylere çıkartıyor  ve böyle

olmaya devam edecek gibi görünüyor. En iyi savunmanın hücum olduğu algısı

gerginliğin azalmasına izin vermiyor; her bir taraf, diğerinin zayıflıklarını

kendi lehine avantaj sağlamak üzere hedef haline getiriyor. İki Dünya Savaşı

arasındaki dönemde sahne alan ve kazananı olmayan Büyük Oyun, yeni şekli ile

vücut bulmaya çalışıyor: Yaptırım savaşları ve sıcak çatışmalar ile gerginlik

yükselmeye devam ediyor.

Rusya nın son hamlesi oldukça ilginç: Rus şirket ve

vatandaşlarına yaptırım uygulayan ülkelerden gıda, tarım ürünü ve hammadde

alımı bir yıl süre ile yasaklanacak veya sınırlandırılacakmış. Söz konusu

uygulama bir yandan emtia piyasalarını dalgalandırarak kırılganlığı

artırabilir, diğer yandan Avrupa Birliğini karıştırırken Latin Amerika

desteğinin artmasına sebep olabilir. Bu aşamada Doğu Avrupa zayıf halka

konumunu dikkate almak gerekiyor! Ayrıca sorulması ve kapsamlı bir şekilde

irdelenmesi gereken bir konu var: Türkiye ne yapıyor ve yapacak Bağımlılıkları

nedeniyle çıkarlarını koruyabilecek mi Artan yaptırımlar silsilesinden nasıl

etkilenecek Ne yazık ki bu ve benzeri soruları görmezden gelmenin ve bak

piyasalar sakinleşiyor diyerek kendimizi aldatmaya devam etmenin herhangi bir

faydası olmayacak. Çekişen her iki tarafa da aşırıya kaçan oranda bağımlı

durumumuzun ve aktif tarafsızlık yolunda yürüyerek bu krizi fırsata

dönüştüremeyecek olmanın faturası kolay ödenebilir bir bedel olmayacak.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin olası sonuçlarından hiçbiri bu çaresizliği

azaltamayacak.