Büyük oyunun yeni bir sahnesiyle karşı karşıya bulunuyoruz. İnsanlarımızın ölümüyle öldürülmesiyle; yeni, vahim ve dramatik bir sahnesi ile karşı karışayız. Bu büyük oyunun ve bu tehlikenin boyutları giderek büyüyor. Son büyük oyun “Amerikan-Arap Baharı” dalgasının nasıl bir kaosa evrildiği çok belirgin. Ne yazık ki bu büyük oyunu göremeyenler, sezemeyenler sonuçlarının nereye varacağını bilemezlerdi.
Yıllardır çırpınaduruyoruz. Bir şeylere işaret ediyoruz. Çok uzak değil daha birkaç gün önce 8 Temmuz 2015 tarihli bu köşedeki yazımızda bir uyarıda ve istekte bulunduk. Türkiye’nin ne yapıp edip şu Suriye bataklığından çıkması, geri adım atması üzerineydi. Geri adım atmanın ülkemizin onurunu kırmayacağı küçük düşürmeyeceği gerçeğini anlatmaya çalıştık. Üzerinden çok geçmeden Suruç Faciası patladı. Şu an otuzu aşkın genç insanın vahim ölümü ile karşı karşıya bulunuyoruz. Bu sayı artabilir. Ne yazık ki on yıllardır benzer bir oyun sahneleniyor, hemen hiç biri diğerinden farklı değil. Bu, bununla da kalmayacak.
İnsanımız bu büyük oyunun figüranları ve kurbanları. Kimin adına hangi klik altında savaşı veriliyorsa verilsin hemen hepsi belli ve büyük gücün oyuncaklarıdırlar. Birbirine tam zıt gibi olanlar büyük gücün parmaklarının ucundaki masum kuklalardırlar. IŞİD adına, PYD adına, ÖSO adına, bölgedeki hemen bütün oluşlar adına mücadele verenlerinin iradeleri kendi ellerinde değil. Buna elbette ki Derin güçleri de dahil edebiliriz. Hemen herkes büyük oyunun kurbanları.
Masum halk ve gençler kendilerine göre bir dava duygusuyla bu hareketlere katılıyorlar. Hemen hepsinin niyeti özgürlük ve kurtuluş. Ne var ki on yıllardır içinde bulunulan durum hiç de insanımıza özgürlük getirmedi. Getirmeyecek de. Bölge üzerinde, coğrafyamız ve kültürümüz üzerinde hesapları olanlar asla durmayacak. Bölgede Kürtler için belli bir bölge ayrılsa, onlara bir devlet kurdurulsa bile onlara asla rahat olmayacak. Çünkü emperyalizm bölgeyi parçalara bölüp küçülttükçe onların zayıf kalmasını, güçlenmesini asla istemez. Gücü tehlikeli olmayacak bir boyutta tutar. Kendisi için tehlikeli olabileceği anda devre dışı bırakır. Yeni bir oyun sahneye konulur. Geçen yüzyılın başında belirlenen sınırlar bugün için yeterli görünmüyor. Daha küçük parçalara bölünüyor.
Türkiye tuhaf bir psikoloji içinde. Taraflar birbirini ötelemekten, dışlamaktan haz alıyor. Şu son seçimlerin ardında artık bir araya gelinmeyecek kadar uçurumlar oluşuyor ve giderek de derinleşiyor. Hiçbir kesimin diğerine yanaşması olası görünmüyor. Kürt kavmiyetçilerin partisinin 80, Türk kavmiyetçilerinin de 80 milletvekili var. Durum öylesine ürkütücü ki, bu her iki kesim korkunç boyutta öfke kusuyor. Diğerleri onlardan geri kalmıyor. Olabilecek buluşma imkanları da ortadan kaldırılıyor. Aylardır IŞİD terörünün veya karşıtlarının Suriye üzerinden bölgeye yayılan dalgası oldukça vahim bir süreç oluşturdu. Bu karşıtlarını da içine aldı. Bölge tam bir kaynayan kazan. Ölen bu gençlerin tamamı bizim insanımız. İster IŞİD tarafından öldürülsün, ister karşıtları tarafından. Bölge insanı bizim insanımız. Türküyle, Kürdiyle, Arabıyla, Acemiyle. Suruç’ta ölenler bu toprağın insanı, Suriye’dekiler de öyle. Diyarbakır da ölen her genç bizim insanımız. Biz birbirimizi öldürmeye kendimizi adamış bulunuyoruz.
Suruç’ta ölen gençler neyin kurbanı. Onları öldürten güç kim. Bu hangi istihbari güçtür ki, orada yapılacak toplantıdan haberli ve oraya bir canlı bomba gönderiyor.
Büyük güç oyununu ustaca oynuyor. İstihbari gücü kuvvetli, bilgiler onların elinde. Ne Kürtlerin, ne IŞİD cilerin böyle bir güç ve imkânı var.
Birileri bizi parmaklarında oynatıyor ve bizi bize öldürtüyor.
Biz de ne yazık kör duygularla birbirimize saldırıp duruyoruz. Aklımız, öngörümüz, soğukkanlılığımızı yitirdik. Yazık oluyor, dönülmez bir uçuruma doğru sürükleniyoruz.