Dünyadaki en eski, en büyük ve en önemli mimari yapılar, hiç şüphesiz büyük mabetler olarak göze çarpan gerçeklerdendir. Medeniyetlerin büyük mabetler ortaya koyan dinler etrafında geliştiği ve bu dinlere inanan yöneticilerin saraylar ve kışlalar kadar mabetlere de önem verdiği ortadadır. Sivil ve askerî mimari yanında, dinî inanış ve yaşayış için de çok büyük ve abidevi eserler ortaya konduğunu görüyoruz. Antik çağlardan beri bu böyledir
Demek ki insanlar devletleri ve milletleri kadar inançları adına da büyük fedakârlıklar yapıyor ve bunun sayesinde kültürlerini, yaşama biçimlerini yeni nesillere aktarabiliyorlar. Bu bir din ve ahlâk meselesi olduğu kadar eğitim ve kültür meselesini de çözümleme yöntemidir.
Peygamber Efendimizin (sav) Hicret ile birlikte yeni bir medeniyetin de temelini attığı bilinir. Fakat bu aslında Hz. Adem e emredilen Kâbe yapımından başlayarak Hz. İbrahim in bu mabedi yenilemesi ile birlikte bütün büyük peygamberlere verilen emir ve görevlendirmeler mabetler etrafında şekillenir. Bütün dünyada Allah ın evi diye bilinen pek çok mabet yapılır.
Hz. Yusuf un Mısır da, Hz. Musa nın da vaat edilen topraklarda inananlarla birlikte devlet kurmaları mümkün olmadığı gibi birer mabet yapıp yapmadıklarını da bilmiyoruz. Fakat onların soyundan gelen Hz. Dâvut un bir devlet kurduğunu, oğlu Hz. Süleyman ın da bu devleti genişleterek büyük bir mabet yaptırdığını ve Yahudi kültürünü geliştirdiğini biliyoruz. Hicretle bu Hz. Muhammed e (sav) nasip oldu ve böylece bir medeniyete temel atıldı.
Nasıl Hz. Dâvut la Hz. Süleyman ın devleti Kudüs Mâbedi veya Mescid-i Aksa etrafında şekillendi ise, Hz. Muhammed in (sav) kurduğu devlet ve geliştirdiği hayat şekli de Peygamber Mescidi etrafında teşekkül etti. Bunun için de Yesrib e Hicret ettikten sonra ilk iş olarak bir Mescid-i Nebevi inşa edilmesini istedi ve şehrin adını da Medine olarak değiştirdi.
Demek ki, insanların hayatında mâbet veya mescit çok önemli bir yer tutar. O yüzden de İslâm medeniyetinin ulaşabildiği bütün yerleşim birimlerinde cami bulunur ve cami hem sosyal hayatın hem eğitim ve kültür hayatının mihveri gibidir. Bu camiler veya mescitler Kâbe ye yönelik olduğu gibi, İslâm medeniyetine ait beldeler de Mekke ye yöneliktir. O yüzden Kur an da Mekke için "Ümmü l Kur a" yani "Beldelerin Anası" ifadesi yer alır.
Cami kültürü
Ebu Zer (r.a.) şöyle demiştir: "Resulullah (a.s.) a, yeryüzüne konulmuş olan ilk mescidin hangisi olduğunu sordum. "Mescid-i Haram" diye buyurdu. "Sonra hangisi " dedim. "Mescid-i Aksa" diye buyurdu."
Mescid-i Aksa vahye dayalı diğer dinlerde olduğu gibi İslâm da da büyük bir öneme sahiptir. Resulullah (a.s.) bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur:
"Yolculuk ancak şu üç mescidden birine olur: Benim şu mescidime, Mescid-i Haram a ve Mescid-i Aksa ya." (Müslim, Kitâbu l-Hacc, 15/415, 511, 512) Burada kastedilen yolculuk ibadet kastıyla olan özel yolculuktur. Bu hadis-i şerif dolayısıyla Mescid-i Aksa harem mescitlerin üçüncüsü sayılmıştır.
İslâm ın ilk günlerinden itibaren Müslümanlar cami yapımına önem vermişler ve yaptıkları hayrın ebedi olması için yarışmışlardır.
Cami yapmak, imanın ve dindarlığın göstergesidir. Yüce Allah, cami yaptırmanın önemini Kur an da şöyle bildiriyor: "Allah ın mescitlerini, ancak Allah a ve ahiret gününe iman eden, namazlarını dosdoğru kılan, zekâtlarını veren ve Allah tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte, doğru yola erenlerden olmaları umulanlar bunlardır."
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) cami yaptırmanın fazileti hakkında müminlere şu müjdeyi veriyor: "Kim Allah rızası için mescit yaparsa, Allah, benzerini onun için cennette inşa eder."
Cami elbette İslâm dini ile Müslüman kültürünün kaynağı ve ibadetlerimizin mekânıdır. Cami yalnız namazın cemaatle kılınması için yapılan bir mekân değil, bütün ibadetlerin özünün ve ruhunun, yani dine ait bilgi ve hikmetlerin de öğrenilip özümsendiği bir atmosfer yeridir. Oruçlu insanın teravih için camiye gelişi bir başkadır.
Zekât, cemaatten tanıdığınız bir insanın zaruri ihtiyacını karşılamak için veriliyorsa çok daha güzeldir. Sadaka ve kurban eti dağıtırken, bir caminin cemaati olmanın gerekleri yapılmaktadır.
Bir camide insanlar sadece ibadetlerini yapmak için toplanıyor, ama din kardeşlerini tanımak, onların acılarını ve sevinçlerini paylaşmak, günlük hayatlarını sıkıntıya sokan meselelerini konuşmak istemiyorlarsa, caminin ruhu kaybedilmiş demektir; o mekâna harcanan paralara ve emeklere yazık.
İslâm medeniyeti Kâbe ile Medine deki Peygamber Mescidi nden dünyaya yayılmıştır. Bütün camiler Kâbe yanında, Mescid-i Nebevi nin de şubeleridir. Biz bunun şuurunda olmasak da caminin bu yönü dünyada herkes tarafından bilinir, camiye böyle bakılır. Bunu bilen kâfir, elinden geldikçe camileri yıkar, kapatır; fırsat buldukça başka amaçlar için kullanır, nadiren de kiliseye çevirirler.
İslam şehir planı seccade gibi
İslâmabad da görev yaptığım günlerde, yani bundan 15 yıl önce, oradaki American Center Konferans Salonu nda bir seminer izlemiştim. Amerikalı bir şehircilik uzmanı kadın konuşmacı, küçük beyaz perdeye yansıttığı şemalar eşliğinde İslâm şehirlerinin benzer yönlerini anlatıyordu. Bilinen eski-yeni İslâm şehirlerinin zamanla birbirine benzediğini ve bunların da bahçeleriyle birlikte halı seccadelerini andırdığını üst üste koyduğu çizimlerle ispatlıyordu.
Bu ilgi çekici tespitlerin daha sonra hiçbir yerde üzerinde durulmaması, benden bunu dinleyenlerin de kaynak bulunmadığı için önemsememesi gerçekten tuhaf Kendi tarihimiz, dinimiz ve sanatımız hakkında Batılılardan referans getiremediğimiz sürece fikir yürütemiyorsak yazık
Eski-yeni bütün önemli İslâm şehirlerinin uzaydan çekilmiş resimleriyle planlarının, ana aks ve ana arterleriyle değerlendirildiğinde benzer şekiller ortaya çıkması elbette tesadüften ibaret değildir. Bahçe ve halı desenlerinin de bu plana uygun yapılması, bunları yapanların ortak değerlere inanıp benzer bir hayatı yaşamasının bir sonucudur. Yaşanan hayatın ihtiyaçları, yaşama biçiminin şekillendirdiği şuur ve şuuraltı aynı yöndedir.