Büyük İslâm düşüncesinin izleğinde

Abone Ol

Müslümanlık insanlığa Allah’ın bir bağışı ve lütfu. Bundan yararlananlar Allah’ın rahmet ve bağış alanındadırlar. Yararlanmayanlar ancak dünya nimetlerinden yararlanabilirler. Öteleri yoktur. Ötesizlik insanlığın uçurumu ve felâketi.

Müslümanlar salt dünyaya eğilim göstermezler. Bu dünya ve öte dünya denge üzerine kurulu. Dünya, Müslümanlar için bir bağış alanı, nimetlerinden yararlanmaları için. Bunu amaç olarak değil araç olarak değerlendirirler. Dünya mülkü her bireye belli süreliğine kulanım için var. Dünyalık rızkını temin ve bütün ömrünü iyilikler ve güzelliklerle geçirir. Her adımı onu öteye daha huzurlu götürür. Zamanı gelince dünyalıklar el değiştirir. Kendisine bağışlanmış olanları iyi değerlendiren, salt kendi beni için kullanmayan bir inanmış Müslüman onun bereketinden elbette yararlanır. Kazandıklarını da bölüşür.

Müslüman insan Allah’ın buyruklarına elinden geldiğince uyar, uymak için çırpınır. Hayatı bir bilince dönüştürür.

Kendine olan güvenden asla vazgeçmez. İnanmış olmanın yüceliğini sürekli ruhunda taşır. Bunu bir kibir vesilesi kılmaz. Kibir insan için en tehlikeli durumlardan. Bundan kurtulmanın yolu nefsini, benini gerektiğinde feda eder. Bu, küçüklük doğurmaz. İnsanı daha da yüceltir. Tarihin evreleri var. İnsanlığın karanlığı tercihi kendilerinin arzusu. İradesi.

İnsanlık zulüm altında. Bu her geçen gün giderek ağırlaşıyor. Katmanlar üst üste biniyor. İnsanlık bu ağır katmanlardan ürküyor, adım atamıyor, çaresizlik içinde debeleniyor. Müslüman olma bilincinin gereğiyle bütün putların önce gözlerden ve belleklerden kaldırılması, yıkılması, kırılması önceliği var. Bugünün en önemli sorunu, insanlığın bu azman görünen putlara olan teslimiyeti, yani köleliği. Yenilgi teslimiyetle başlar, bu ölünceye kadar da sürer.

Hıristiyanlık İlâhî olandan uzak. Buluştuğu karanlık güçlerle insanlığa bir zulüm aracı oldu. Bugünün firavunları emperyaller ve çok uluslu sömürü merkezleridir. Bunların kapısında özgürlük ve yücelik aranmaz. Onlarla birlikte olmak kölelikten başka bir şey doğurmaz. Bu Müslüman kişiliği ve onuruna sığmaz.

Müslümanlar erdemlerini kendi ruhlarında bulurlar. Orada olgunlaşır ve yücelik makamına ererler. Kulluk sadece ve yalnızca Allah’a yapılır. Şeytanın tuzakları çok yönlü. Dünyalıklar içinde doymazlık onu obur kılar ve bu hiçbir zaman tatmin etmez. Sürekli dahasını ister. Şeytanın kurduğu düzende sayısız tuzaklar bulunuyor. Her adım bir tuzağa dönüşüyor.

Firavunlar kölelerini ancak kendilerine olan bağlılıkları süresince tutarlar. Onların da belli sınırları var. Yaşlanınca, güçten düşünce, iş görmez hâle gelince ya da ihanet içinde olunca sonları gelir kölelerin.

İnsan Allah katından en değerli varlık. Onun her dönemi saygınlıkla yaşama olanağı var. Hiçbir zaman gözden düşmez. Bu, insanın kendisine de bağlı. Büyük İslâm medeniyetinin izleğindeyiz. Bu, bugün için bizim sorumluluğumuzda. Görevlerimizi hakkıyla yerine getirirsek bizden sonrakiler sorumluluk üstlenirler. Bizde bir aksama olursa, sonrakilerin işi daha da zorlaşır.

Geçmiş zamanın iniş ve çıkışlarının olması doğal. Bugünün insanı geçmişin yanlışlarına düşmeden doğruları gerçekleştirmekle yükümlü. Yanlışların tuzağına düşmeme gibi bir şansı var. Yanlışta ısrar geçmiştekileri uçurumlara sürükledi. Geçmiş bir deneyim sürecidir. Bir ödev bilinciyle iyi ve doğrularla yaşamak bizim için önemli.

Güçlere teslim olmak bir kazanım sağlamaz. Dünyalıklar için bir miktar yararlanılır ama geleceği olmaz.

Müslüman’ız, Müslüman olma bilinci, erdemi ve sevinciyle ömrümüzü sürdürmek bizi daha güçlü kılar. Yeter ki varlık bilincimize inanalım ve kavrayalım.