İçinde bulunduğumuz dönemlerde insanların savrulduğu,
darmadağın olduğu, bir daha toparlanamadığı gerçeğini yaşıyoruz. Bunu
anlayabilmek için oluşan dalgaların, yükselişlerin, heyecanların birden ters
yüz ya da alaşağı oluşunu da. Sanal dünyanın alabildiğine yaygın, etkili oluşu
bir başka gerçek. Sanal, yani insan gerçeği dışında bir başka soyut gerçeğin
insan hayatını kuşattığını nasıl göz ardı edebiliriz ki. Gerçekler içinde
farklı gerçekler gelişiyor.
Bu, daha çok Müslümanları alabora ediyor. Müslümanlar
dışındaki kültler kendi gerçeklerine uygun bir yaşayış içindedirler. Hatta
onların kurguladığı bir dünyadır bu. Bize uzak, yabancı ve bizim dışımızda.
Öylesine bir tablo ki Batılıların kurumları, düşünüşleri, yaşayış biçimleri
bizim sorunumuz oluyor. Özgürlük alanlarımızı belirleyen dalgaların iniş ve
çıkışlarını belirleyen, ses debilerini oluşturanlar onlar. Müslümanlar bu büyük
oyunun sıradan figüranları bile değil.
Müslümanların sorunları kendileriyle. Yani kendilerini
kavrayamayışları. Hatta kuralları ve alanları da onlar tarafından konulan ve
belirlenen kurgusal bir hayat. Yakın zamanda estirilen büyük bir dalganın,
büyük bir anafora dönüşeceğini hiç kimse göremedi. Bu sanal dalgaya kapılındı.
Oyunu belirleyenlerin kurguladığı düzlemde özgürlük, demokrasi, kendi olma
duygusunu sadece bir görüngüden ibaret. Hiç kimse bu oyunu oynayanların yüz
ifadelerine bakmadı, tepkilerini ölçmedi, sonuçların nereye varacağının
üzerinde düşünmedi ve bir analize de girişmedi. Görünenlerle yetindi. Bu oyun
niçin oynandı, niçin sessizce izlendi, niçin bazı çevreler bu gelişmelerden hiç
rahatsız olmadı Çünkü bu büyük oyunu kurgulayanlar olacakları ve sonuçları iyi
kestiriyorlar ve bekliyorlardı da ondan.
Yeniden başa dönersek genç Müslüman birikimin büyük bir
heyecanla meydanlara salınması, bir yandan bir beklenti sağlanması, belli bir
kıvama gelindikten sonra asıl yüzlerin belirdiği zamanla görünür oldu. Görünür
oldu mu o da bir muamma. Burada asıl üzerinde durulması gereken şey genç
Müslüman enerjinin sıfırlanması, boşa çıkarılması, gereksiz ve düzlemde
seyrinin sağlanmasıydı. Bunlar kendiliğinden olan veya olabilen durumlar değil.
Bir oyun oynanırken ve heyecan oluşturulurken kişi ve
topluluklar yükseltilir, baş döndürücü bir heyecan sağlanır, belli bir yere
gelindikten sonra boşluğa bırakılır. İşte o zaman olan olur. Bu büyük birikim
ve enerji bir anda darmadağın edilir. Bütün umutlar ve geleceğe ilişkin
beklentiler tüketilir. Bu büyük yenilginin ardından toplanılamaz.
Ne yazık ki siyasal düzlemde bunlar çok açık bir biçimde
yaşandı. Müslüman genç enerjinin önüne, içi boş, kof, sıradan, slogan ve yüksek
volümlü konuşmaları olan portreler çıkarıldı, çıkarılmaya devam ediyor.
Müslüman entelektüel birikim de bu siyasal dalga içinde eridi, yok oldu.
Sıradan, kukla savaşçılarına dönüldü.
Türkiye nin en büyük sorunu kampların oluşumu, gene
batılı kavramlarla üzerine giydirilmiş sıradan giysililerin çekişmesi, kavgası
ve gerilimi içinde bir yüz yıl geride kaldı. Benzer durum İslâm coğrafyasının
bütünü için geçerli. Öyle ki karşı düşman diye oluşturulan kamptakiler ile
berikiler arasında büyük bir fark yok. Fakat oluşturulan gerilimde bu bir büyük
ideolojik renge büründürüldü. Taraflar oluştu, hasım hale geldi ardından da kör
dövüşü başladı. Bu, böyle sürüp gidiyor. Değişen bir şey yok.
Biz gene bu büyük dalgaya dönersek, bu hızlı ve ani
yükselişin ardından boşluğa bırakılmışların yaşadığı yenilgiden sonra artık bir
umudun kalmadığı gerçeği yaşanır. Müslümanların uygarlıklarını yeniden
yaşamaları, dirilişleri, yeniden yola koyuluşlarının heyecanı biter. Büyük Güç,
ortama ve duruma egemen olduktan sonra yeni bir süreç başlar. Kurbanlar kendi
canavarlarını sevmeye ve zamanla da tapınmaya başlarlar. Anlarlar ki veya
düşünürler ki biz artık onlarsız hiçbir şey yapamayız. En iyisi bu durumda bize
düşen pay nedir, bize biçilen rol hangisidir ona razı olalım. Şunu hiçbir zaman
akıllarına getirmezeler. Bedir de, Uhud da, Hendek te, Malazgirt te, Kudüs ün
fethinde, İstanbul un fethinde Müslümanlar düşmanlarına göre çok zayıf, çok
azdılar. Sayısal ve görünür olarak. Ama onlar hiçbir zaman önceden ve peşinen
yenilmediler. Büyük güçler karşısında var olmanın tek yolu, kararlı, inançlı,
azimli olmadır. Dalgaları kapılmadan kendi gerçeğiyle yaşamayı bilmedir.