27 Mart Dünya Tiyatro Günü, bu yıl 51‘inci kez tiyatroseverlerle buluşurken çağdaş Türk tiyatrosu da 152 yıllık tarihiyle göz dolduruyor. Tanzimat dönemindeki yenileşme adımlarıyla tohumları atılan, Cumhuriyet‘in ilanıyla gelişmesi ivme kazanan çağdaş Türk tiyatrosu, 152 yıllık uzun bir yolculuktan bugünlere ulaştı.
Türkiye‘de çağdaş tiyatronun tarihine bakıldığında, Güllü Agop‘tan Muhsin Ertuğrul‘a, İsmail Dümbüllü‘den Haldun Dormen‘e pek çok ustanın da emeğiyle oluşan köklü bir tiyatro tarihi gözler önüne seriliyor. Geçmişinde zaten çağdaş tiyatroya temel olacak zengin bir geleneği olan Türk tiyatrosunun öncüleri olarak meddah, kukla, karagöz ve orta oyunu gösterileri halkın uzun yıllar eğlencesi oluyor. Bunlardan meddahlık, Türklerde Orta Asya‘dan bu yana var olan hikâye anlatma geleneğinin İslam kültüründeki benzer gelenekle birleşmesiyle gelişerek son biçimini 16. yüzyılda kahvehanelerin açılmasıyla aldı. Türk halk tiyatrosu geleneğinin en önemli ürünleri olan karagöz ve en bilinen ustası İsmail Dümbüllü olan orta oyunu ise özellikle büyük kentlerde yaygınlaşırken, karagöz, yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu‘nun egemenliği altında kalan Avrupa topraklarında da etkili bir tür olarak varlığını sürdürdü.
GEDİKPAŞA TİYATROSU
Çağdaş Türk tiyatrosu için ilk önemli adım, 1860 yılında yapılan Gedikpaşa Tiyatrosu ile atıldı. 1861‘de bu tiyatroyu kiralayan Güllü Agop, 1868‘de Osmanlı Tiyatrosu adlı bir topluluk kurarak Türk yazarların eserlerini sahnelemeye başladı. Güllü Agop, Sadrazam Ali Paşa‘nın 1870‘te İstanbul‘un çeşitli bölgelerinde Türkçe oyunlar sergileyen tiyatrolar kurması koşuluyla kendisine sağladığı destekle Türkçe oyunlar oynama imtiyazını 10 yıl elinde tuttu. Bu dönemde Güllü Agop‘un topluluğunda Ermeni oyuncuların yanında, en ünlüsü Ahmet Fehim olan Müslüman Türk oyuncular da yetişti. Osmanlı dönemi tiyatrosunda Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem gibi ünlü şair ve yazarların yapıtları, Ahmet Vefik Paşa‘nın usta işi Moliere uyarlamaları, özellikle ünlü Fransız melodram, güldürü ve vodvillerinin çevirileri, kantolar, müzikli oyunlar ve operetler sahnelenirdi. Güllü Agop‘un Osmanlı tiyatrosuna yön verdiği 15 yılın en önemli sonuçlarından biri de izleyicinin tiyatroya alışması oldu. Bu arada padişahlar da tiyatroya büyük ilgi gösteriyordu. Sultan Abdülmecit, 1858‘de Dolmabahçe Sarayı‘nın yakınında bir saray tiyatrosu, tiyatroya baskı ve sansür koymasıyla ünlü Sultan II. Abdülhamit de 1889‘da Yıldız Sarayı‘nın bahçesinde yabancı tiyatro ve opera temsillerinin sahnelendiği bir tiyatro salonu yaptırdı.
TÜRK YAZARLAR
OYUN YAZMAYA BAŞLADI
Türk halkı Batı modelinde tiyatroyla, azınlıkların sunduğu tiyatro gösterileri yoluyla bir ölçüde tanışıyordu. Osmanlı sarayı ise yabancı toplulukların gösterilerine büyük önem vermiş, Batı tiyatrosunu Türk halkından daha önce benimsemişti. Buna karşın, Batı tiyatrosunun Türk kültürüne tam anlamıyla aktarılması ise Tanzimat‘ın ilanından sonra gerçekleşti. 1839 Tanzimat Fermanı‘nın öngördüğü ilkeler doğrultusunda Osmanlı toplumunun Batı‘ya yönelmesiyle Batı modeli tiyatro da benimsenmeye başlandı. Geleneksel tiyatrodan çağdaş tiyatroya geçişte en önemli ayrım, tiyatroda doğaçlamanın bir yana bırakılarak yazılı metne geçilmesi ve yabancı yazarlardan yapılan çeviriler, uyarlamalar yanında Türk yazarların da oyun yazmaya başlaması oldu. Türk yazarlardan Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin büyük şairi Necip Fazıl Kısakürek‘in Bir Adam Yaratmak isimli tiyatro eseri Türk tiyatro yazınında büyük bir adım oldu.
ORTA OYUNUNUN ADI SAHNEDE TULUAT OLDU
Bu dönemde halk tiyatrosu geleneğinden gelen sanatçılar, tuluat adı verilen yeni tür bir tiyatro tarzı geliştirdi. Batı tiyatrosunun konukları ve tipleriyle geleneksel tiyatronun tiplerini ve oyunculuk biçimini birleştiren ve doğaçlamaya dayanan tuluat, bir anlamda orta oyunun sahne üstüne çıkarılmış biçimiydi. Orta oyunu ustalarından Kavuklu Hamdi‘nin önderliğinde 1875‘te ortaya çıkan bu tür, Cumhuriyet‘in ilk yıllarına değin yaygın bir biçimde yaşadı. Tuluat, ayrılmaz ögesi olan kantoyla birlikte İstanbul‘un Şehzadebaşı semtinde ramazan ayında şenlenen Direklerarası‘nın başlıca gösterilerinden biri olmayı sürdürdü.
DARÜLBEDAYİ‘NİN KURULUŞU
Cumhuriyet döneminde tiyatroda Batı modelini iyice benimseyen Türkiye, gerek tiyatronun kurumsallaşması, gerekse oyun yazarlığının gelişmesi bakımından önemli atılımlara sahne oldu. Türk oyuncuların eğitimi için bir konservatuar ve yerel yönetimce parasal açıdan desteklenen bir uygulama sahnesi oluşturulması yolunda ilk adım ise 1914‘te Darülbedayi‘nin kurulmasıyla atıldı. İlk Türk ve Müslüman kadın sanatçı olan Afife Jale de sahneye ilk kez 1920‘de Darülbedayi‘de çıktı. Tiyatroyu Türkiye‘de çağdaş bir sanat alanına dönüştürme yolunda ilk büyük katkı, ünlü tiyatro ve sinema adamı Muhsin Ertuğrul‘dan geldi. 1927‘de Darülbedayi‘nin başına geçen Ertuğrul, yerli yazarları yüreklendirmesiyle, izleyiciye sunduğu çağdaş çeviri oyunlarla, sahneleme, oyunculuk ve dekor kullanımında güncel anlayışı yerleştirmesiyle, yetişmelerine katkıda bulunduğu kadın ve erkek oyuncularla bugünkü Türk tiyatrosunun temellerini attı. Eğitim görmüş tiyatrocuların yetişmesinde büyük hizmet vermiş olan Ankara Devlet Konservatuarı ise Musiki ve Temsil Akademisi‘nin bir bölümü olarak açıldı. Burada, ilk mezunların çıktığı 1941‘de Tatbikat Sahnesi oluşturuldu. Bu hazırlık aşamalarından sonra da 1949‘da Devlet Tiyatroları resmen kuruldu. Tiyatro kuramlarının gelişmesi bakımından 1950 yılından itibaren önemli atılımlar gerçekleştirilmeye başlandı. Tiyatronun yaygınlaştırılması yolunda devlet eliyle sürdürülen çabalar sonucunda Devlet Tiyatroları, Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Trabzon ve Diyarbakır gibi kentlerde perdelerini açarak ve turneler düzenleyerek Türkiye‘nin her yanında izleyiciye ulaşır hale gelirken, Şehir Tiyatroları ise İstanbul‘un çeşitli semtlerindeki sahneleriyle hizmet vermeye başladı.
ÖZEL TİYATROLAR
Türk tiyatrosunun gelişmesinde her zaman önemli rol oynayan özel tiyatrolar ise 1960‘lı yıllarda parlamaya başladı. Bu dönemde ilk akla gelenler Kent Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu olmak üzere özel tiyatroların sayısında büyük bir artış görüldü. 1980‘lerin ortalarından bu yana yeniden bir canlanma dönemine giren özel tiyatrolar, 1990‘lı yıllardan itibaren ise özellikle İstanbul‘da birbiri ardına kurulan küçük tiyatro topluluklarıyla bugün dünya tiyatro edebiyatından cesur metinleri yeni sahneleme teknikleriyle sunarak kendi izleyici kitlesini oluşturuyor.