Büyük Acı

Abone Ol

Milletimizin başı sağ olsun. Büyük acıyı yaşayan ailelere

sabır ve metanet diliyorum. Bunu kaldırabilmek çok güç. Özellikle böylesine

vahim ve toplu bir facianın yüreklerde açtığı derin yara uzun zaman belleklerde

iz bırakacak.

Soma, bu büyük acıyı yıllarca en derinden hissedecek.

Hemen herkes birbirinin gözlerinin içine bakmaya bile yüreklenmeyecek. Can

yakıcı bu büyük facianın açtığı derin yara öyle kolay kapanamayacak.

Bu gibi zamanlarda milletin dayanışması en büyük güç

olacak.

Gerilen toplumun gerilimini azaltmak, sabırla olayları

karşılamak, destek vermek, maddi manevi güç sağlamak en büyük sorumluluklardan.

Milletimiz bu konuda duyarlı. Üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiriyor. Bu

olaylar elbette kaza. Tedbir alınması ön koşul. Tedbirsizlik her zaman için

ağır sonuçlar getirir. Önce tedbir sonra takdir.

Gerilimden beslenen çevreler var. Özellikle bu gibi

durumları fırsat kollarlar. Onların derdi insanların acılarını hafifletmek

değil alevlendirmek. Bunların davranışları yatıştırıcı olmanın ötesinde bu gibi

durumlarda kendilerine nasıl bir kazanç elde eder, nasıl bir çıkar sağlar ona

bakarlar. Bunlar felâket anlarını kollayan kapkaççılar, hırsızlar ve

soyguncular gibidirler. Bu tipler, deniz kabarsa yeryüzünü işgal etse bunun

sorumluluğunu karşı düşüncede olana yüklerler. Töhmet altında tutarlar. Onlar

için bir oluş yeterli, nedenler hiç de önemli değil.

Milletimizin sabrını sınamamak gerekir.

Acılar bir süre sonra ister istemez hafifler. Bu insanın

doğasında olan bir durum. Eğer öyle olmasa insanlık bu ağır acılara dayanamaz

çıldırır. Sonuçta sabra yönelmeyen kendilerini kontrol edemeyenler

çıldırıyorlar ya da daha acı olana yöneliyorlar. Allah korusun.

Soma nın yürek yakıcı feryatları ruhumuza işledi.

Kendimizi tutamadık. Acılarını en derin bir halle yaşadık. Elbette bu durum

onlar için çok daha zordur. Zordur ama bu yaşananlardan sonra daha büyük

acıların önüne geçmek gerekir.

Biliyoruz ki sevgili Efendimizin bir Hadis-i Şerif inde

buyurduğu gibi: İnsanın rızkı kesilince ölüm çeşitli şekillerde gelir. Bu bir

hastalık, bir kaza, yaşlılık, savaş hali olabilir. Bunların her biri bir

nedendir. Ölüm anı gelince ölüm meleği görevini yapar.

Mesnevide geçen bir meselde Hazreti Süleyman zamanında

genç bir adam Azrail ile karşılaşır. Azrail ona şaşkınlık ve havf ile bakar.

Genç adam ürker, koşa koşa Hazreti Süleyman ın yanına varır. Az önce Azrail

ile karşılaştım bana hiç de iyi bir gözle bakmadı. Ne olur, rüzgâra emret de

beni buradan uzaklaştır. Hazreti Süleyman rüzgâra emreder genç adamı Serendip adasına

gönderir. Çok geçmeden Azrail huzura varır. Hazreti Süleyman sitem ile: Az

önce falan genç geldi. Ona havf ile bakmışsın çok korkmuş. Genç ve çocukları

var deyince, Azrail:

Onun ruhunu Serendip adasında kabzetmem emri gelmişti.

Adam da buradaydı, onun için ona şaşkınlıkla baktım cevabını verir.

Ölüm meleğine emrolununca o grevini yapar. O insanın

durumuna konumuna bakmaz. Anlatılır ki, Azrail kendisine bu ağır sorumluluk

verilince tedirgin olur. İnsanların kendisini kötü olarak anacaklarını, bunun

da hoş bir durum olmadığını düşünür. Allah, onun bu endişesini giderir. Ölüm

anında kimse Azrail i sorumlu tutmaz. Nedenlere ve durumlara bakar. Bütün

öfkesini, hıncını başkalarından çıkarır.

Bu gibi durumlarda acılı olanların yanında sevgiyle,

merhametle yer almak en büyük insani sorumluluk. Sorumluluk bilinciyle

birbirimize sarılmanın zamanı. Gerilim nedenleri ortadan kaldırılmalı,

anlayışlı olunmalı. Bunun bir başka yol ve yöntemi yoktur.

Sabır.. sabır.. sabır.. Ey sabır meleği bu zamanda bu

acılı insanları başkalarının ellerine terk etme. Bu da senin görevin.