Bush montlu Özal günlerinden

Abone Ol

Bu ülkenin ünlü ve tanık gazetecilerinden Yavuz Donat, ünlü Özalcılardan Ekrem Pakdemirliyi anlatmış.

Biz de onun satırlarını kullanarak T. Özalı, Özallı Türkiye günlerini bir daha ve bir daha anlatmaya/izah etmeye çalışalım.

Neden mi

Yaşadıklarını anlamakta güçlük çeken insanlar ülkesi olmak, damgasını yemesin diye bu ülke.

Ve...

Ve yaşayanların yaşadıklarını, okuduklarında anlasın diye çocuklarımız. Aile içi eğitim yani.

Aile içi eğitim, ailenin insanlarını tanımakla başlar. Başların başına gelenleri bilmekle...

Ekrem Hocanın eşinin "başı kapalıdır."

Ama öyle "türban" ya da "sıkmabaş" değil.

Hocanın eşi "bone" takar.

İhtilalden önce Ekrem Hocanın eşi "İmam Hatipte İngilizce öğretmeniydi."

İhtilalden sonra "müdür" çağırmış:

- Hoca Hanım... Başını açacaksın... Boneyi çıkaracaksın.

- Nasıl olur Müdür Bey .. Çıkarmam.

- Öyleyse okula giremezsin.

Sayın Pakdemirli siyaset sahnesinde henüz görünmüş değil o yıllarda. Eşini öğretmen olduğu okula sokmayan ihtilali bakın nasıl yorumlamış.

12 Eylülde Evren ihtilal yaptı, milletin yarısı "oh, çok şükür" dedi... Geri kalan yarısı "dur bakalım ne olacak " diye bekledi...

İhtilalden sonra ne olduğundan yola çıkan analizciler, sayın Pakdemirli "oh, çok şükür" diyenlerdenmiş, kanısına varırlarsa/varmışlarsa acaba bir haksızlık mı yapmış olurlar Yavuz Donatın hemen sonra anlattıkları da iddialarını kuvvetlendirir nitelikte değil mi

Hoca Hanım ağlayarak eve dönmüş... Ekrem Hoca "ağlama hanım" demiş:

- İstersen peruk tak, istersen öğretmenliği bırak.

Hoca Hanım "ağlaya ağlaya" istifasını vermiş.

Şimdi o günlere gidelim ve düşünelim.

12 Eylül ihtilali olmuş. Bu ihtilal, okullara girebilen insanlar ve okullara giremeyen insanlar ayırımını oluşturmak için mi yapılmıştı

Dahası...

Ekrem Pakdemirli sıfatı Prof. Dr.

Üniversitelerde yüzlerce, binlerce talebe yetiştiren/geliştiren bir hoca. Haksızlıklarla mücadele etmeyi de öğretmez mi, ağzından çıkanı duyan kulaklara

İnsan bir merak eder, "okula giremezsin" diyenlerin bu hakkı nerden aldıklarını veya hangi üstünlük vasıfları taşıdıklarını..

Peruk tak ya da öğretmenliği bırak.

Bana çözüm üreteni söyle, sana ürettiği çözümü söyleyeyim.

Peruk takmak da yasak olmadı mı Yasakta sınır tanımayanlar kaç öğretmen hanımın saçını yoldu sınıflarda

Hem sonra deselerdi ki, istifa etmek de yasak.

Sayın Pakdemirli hapisane ziyaretciliği de mi yapacaktı

Biz de biliyoruz bu ülkede bir ihtilal oldu. Anayasa rafa kaldırılırken, saygılarını sundu Anayasacılar ve emirleriniz baş üstüne dediler. Bunlar doğru. Lakin adliyeler kapatılmamıştı ve hak arama dilekçeleri kabul ediliyordu. Sayın Pakdemirli buraları bilmiyor olamaz.

Bir o yandan, bir bu yandan asmayalım da besleyelim mi etkinliğinden kormuş olamayacağına gore.. Yoksa eşinin yaşadıklarını mücadeleye değmez mi buldu Başörtüsü takanların haklılığını yani. O günlerde T. Özal ile gelecek planlanıyor idiyseler.

T.Özalı herkes tanıyor. İlk kazandığı seçim listesindeki CHPlilerin fazlalığını görünce, hayretimi CHPnin senatörlerinden, komşum Mehmet Feyyata seslendirmiştim. CHPlilerin haricindeki insanlara bakışı, her zaman ve hep CHPlilerden biraz eksiklermiş gibi olan komşum, T.Özalı övmekle başlamasın mı sözlerine.

"T.Özal akıllı adam. Kendisini kimin ünlendireceğini bilir. CHPliler ne derse onu yapacaktır. Şu isim mesela.. (İlk sıradaki eski bir CHP parlamenterinin adını söyledi) iyi kanun yazar. T. Özal yukarılardan dönmesini istemediği kanunları, buna yazdıracaktır. Oyalama kanunlarını da, yani ben çıkardım ama kabul etmiyorlar, diyeceklerini de muhasebeci karakterlilere yazdıracaktır. Tarikatçı filan diyorlar ama ben T.Özala güveniyorum."

Rahmetli Muammer Dolmacı ağabeyin muhalefetinden bildiğim T. Özalı, bir CHPliden o günlerde böyle duymuştum.

Başörtüsü kanunu serüveninin, T.Özalı iyi tanıyan CHPlileri haklı çıkardığını herkes gördü bu ülkede.

Diyeceksiniz ki T.Özalın öyle bir meselesi, problemi, derdi, sıkıntısı hiç olmadı. Haklısınız. Zaten Yavuz Donat da onu anlatıyor.

Cumhurbaşkanı Özal, Ekrem Hoca"yı çağırır:

- Ekrem, seni ne kadar takdir ettiğimi bilirsin... Benden sonra partinin ve hükümetin başına geçmeye layık kişisin... Fakat... Eşinin başı kapalı.

- Turgut abi... Bu yaştan sonra karımı boşayayım mı

Gelinen noktaya bir daha bakın.

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, arkadaşının eşinin başörtülü olmasından çok korkuyor.

Arkadaşı, partidaşı, milletvekili, bakanı vesaire..

Ya karısı Sadece müstafi bir öğretmen.

Bu ne korku ah, bu ne ızdırap!

Sayın Pakdemirlinin cevabı ise ayrı bir tedavi konusu: Bu yaştan sonra karımı boşayayım mı

Çaresizlik destanı..

Yaptık bir hata... O günlerde bilemezdik böyle koltuklara oturacağımızı. Yahut ana-babamızı kıramadık hesabı..

Sanki bu ülkede karısını boşayarak çağdaş(!) kadınlar alanlar gazetelere röportaj konusu olduktan sonra kaybetmediler, yıllarca biriktirdikleri paralarını da, yeni karılarını da.. (Bakınız: 28 Şubat bülbülü bir ilahiyatçı)

İktidardaki bir partinin ve hükümetin başına geçmeye layık birinin vereceği cevap bu mudur Kadıncağızdan daha ne istiyor bu devlet İstifa etti, evinde oturuyor.

Yavuz Donat burada durun diyor bir ara notla. Devletle, ANAPın ve T.Özalın devlet yerine koyduğu Semranımı karıştırdık mı acaba

Burada bir "ara not" sunalım.

Pakdemirli, "kendisini asıl engelleyenin Semra Özal olduğuna... Bu konuda Özal ile Semra Hanım arasında büyük tartışmalar yaşandığına" inanıyor.

Semranımla tartışmalar, tartışmalar.

Neticesi belli tartışmalar.

Adam dert yanıyormuş ya da dün akşamı anlatıyormuş arkadaşlarına. Karım dediki: Sinemaya gidelim. Ben itiraz ettim, yorgun olduğumu ve uyumak istediğimi söyleyerek..

Hemen söze girmiş arkadaşları.

- Bari film güzel mi idi

T. Özal Semranım karşısında da ikinci adamdır. Tıpkı K.Evren karşısında olduğu gibi.

Bir Semranımı aşamayan T.Özal ve Pakdemirli, bu ülkenin siyasetine neyi kazandırdı Yaşayanlar yaşadıkları yıllardan çıkaramadılar bunu. Yaşananları okuyanlar, bari iyi okusunlar buraları.

Yavuz Donat bitiriyor görevini.

Hikayenin sonu... Pakdemirli:

- Özal beni ikna etti... Konuştuk, tartıştık ve ikna oldum... O günün şartları öyle gerektiriyordu.

Konuşulanlar ve tartışılanlar.. Yani Semranımın böyle olacak dedikleri. Pakdemirli ikna odasından çıkarken, tek özelliği karısının başı açık olması olan Mesut Yılmazı sindirdiği de var, kabulleri arasında.

O günün şartları öyle gerektiriyordu.

Kaçma, yenilme ve hezimetin itirafıdır bu.

Ne demek o günün şartları O günün şartlarını zorlayamıyorsan, değiştiremiyorsan orada niçin vardın Değiştireceklerin yollarını niçin kapattın O günün şartları

O günler de 24 saat değil mi idi O günlerde de yağmurlar gökten yağmıyor mu idi

O günün şartları, hep sığınma yeri. Kimine Bushun montunu giydirir, kimine gömlek çıkartır.

Şartlı o günler, hiç bitmez mi bu ülkede

Akhisarın ak yüzü

Egenin vilayet takımlarına inat, Akhisarın Belediyesporu birinciliğe geldi; hoşgeldi.

Diğerlerinden ayrılan ne varsa; insan, şehir, ülker vesaire.. Bir özelliği vardır, en azından sıradanlığı aştığı farklı bir nokta vardır.

Akhisar da farkını ortaya koyanlardandır.

Gerçi biz Akhisarı çok dinlemiştik, Akhisar çocuğu sınıf arkadaşım Dr. Müberra Vardardan, MTTBden arkadaşım Cafer Sadık Özleventden... Beklenen şarkısını ancak söylemesini elbette bir gecikme saymayacağız.

Akhisar bugün Akhisar olmadı, geçmişinde de Akhisardı diyelim ve arşivimizden 1959 yılına gidelim. Hem de tam bu aylarda bir İstanbul dergisinde yayınlanan bir küçük haberdeki güzel Akhisarlılara dikkatinizi çekelim.

O günlerde Akhisarda ne olmuş, siz hem onu öğreneceksiniz, hem de o günkü yirmi bin liranın neye tekabul ettiğini merak edeceksiniz. Ayrıca gönlü geniş o iki Akhisarlının adları günümüz haberciliğinde olduğu gibi T nokta G ve A nokta E şeklinde yazılsa idi, bugün bir kıymeti harbiyesi olur mu idi bu haberin; bunu da düşüneceksiniz.

Meslek icabı!

Akhisarda şaşılacak bir vaka olmuş. Dünyada şaşılacak vaka kaldı mı demeyiniz. Daha kıyıda köşede var!

Olay şu: Talat Gürbüz isminde bir mahrukat müteahhidi, çarşıda yirmi bin lirasını düşürmüş. Eh, Allah kimsenin başına vermesin, kolay değil elbet!

Adam, şaşkın şaşkın paracıklarını arar ve aratırken Adnan Erdem isimli bir genç:

- Paranızı buldum, diye çıka gelmez mi ...

Talat Gürbüz, sevinç içinde delikanlıyı bir kahveye sokar, iki şekerli kahve ısmarlar, yirmi bin liracığını alıp cebine yerleştirir ve...

Bilin bakayım ne yapar ...

Vallahi bilemezsiniz!

- Bozuk param yok, diye kahve paralarını da Adnan Erdeme ödetip çıkar gider!..

Haaa, gençlerimiz belki "Mahrukat müteahhidi"nin ne olduğunu bilmezler. Mahrukat, odun, kömür gibi yakacak şeye derler... Sayın mahrukat müteahhidi Bay Gürbüz, bu temiz yürekli genci de yakıvermiş işte... Ayıplamamalı, meslek icabı!

Uludere/ulu konuşma

Uludere olayları ile ilgili olarak Genel Kurmay Başkanlığının açıklama yapmasından sonra Kılıçdaroğlu bey konuşmuş.

Olay hakkındaki değerlendirmesi, hata araması, iktidar demeçcilerinde bulduğu yanlışlık bir yana, bir tek cümlesini önemseyerek bakmak bile Kılıçdaroğluna, CHPnin yaşadığı değişimi gayet iyi gösteriyor.

"Bu ülkenin Milli Savunma Bakanı yok mu "

Kılıçdaroğlunun cümlesi bu.

Neden mi çok önemli

Silahlı Kuvvetler de Sivil Toplum Örgütüdür, diyen ve iktidarın değiştirilmesinde rol almasından memnunluk duyan Baykal günlerinden geldi buraya CHP.

Demek ki demokrasiyi hazmetmeyi başaracak.

Önemli değil mi

Geçmişten - Ne değişen

Şapka inkılabından bir kaç ay sonraydı. Beraber öğle yemeği yemiştik: Birinci katta, soldaki odada. Üstüne saımsaklı yoğurt çırpılmış nefis bir Tatar böreğiyle ikimiz de silme doluyduk. O, arkasında siyah astragan yakalı kalontor bir palto, başında melon şapka, elinde baston ve ağzında uzun bir sigarayla karşımda gülümseyerek durdu:

- Nasıl, tam Avrupalıyım, değil mi ..

İçi Tatar böreğiyle dolu Milli Şairimiz, dış yapısıyla sahiden Avrupalıydı. Ama, Galatadaki Tring mağazasının camekanında palto ve şapka giydirilmiş bastonlu manken kadar Avrupalı!

"Ben bir Türküm,

Dinim, cinsim uludur"

Diyenin geldiği noktadır bu.

Neden Çıkardı

- Kaça satarsınız

- Aldığımız fiyata!

Direniş sembolü bu diplomatik cevabı artık tarih kitaplarında okuyamayacağız.

AKP neden çıkardı toprak satış yasasını

AKP olduğu için...

- Işıklar söndü!

- Cep telefonları çalışıyor

(mu Abdürrahim )

Bir arama yap

Ressamımız birkaç gün önceden gitti, gözetledi maçın oynanacağı Saraçoğlu stadına en yakın karakolu. Gördüklerini kayda geçirdi.

Sizin de ressamınızın tablosunda gördüğünüz gibi emniyet güçlerinin Fenerbahçe sevgisi, aşkı ve yapılan haksızlıklar inkar edilmez gerçeklikte gün yüzüne çıkmıştır.

Elbette bir şaka bu.

Seyircinin taşkınlığı, seyircinin yanlış hareketleri FBnin haklılığına gölge düşürmemeliydi.

Kupayı GS almış, fakat kazanan yine FB olmuştur. FB-GS son maçıdır bahis mevzuumuz; maçın skoru değil.

Yayıncı kuruluş spikerinin ve yorumcusunun "Kupayı sahada almayacak mısınız Soyunma odasında kupa mı alınır " kışkırtmalarının etkisiyle olsa gerek, kupa bekleyen GS yöneticilerinin kükremeleri kulaklara çalınıyor: Sabaha kadar buradayız!

Üç gün üç gece daha buradayız. Kumanya getirin de diyebilirlerdi.

Muhal farz GS son maçını aynı şartlarda Eskişehirsporla  ve Eskişehirde yapıyor olsaydı, aynı elektrikte mi olacaklardı

Biz dokuz puan öndeydik, nerden çıktı bu play-of, elimizden alacaklar, Terimin cezası yok sayılsın sızlanmalarından gelmek mi zorlarına gitti

Yanlışlıklar komedyasıdır yaşananlar.

FB seyircisinin seyrettikleri maçtan sonra tahriklere gelmeden ve sessizce stadı terketmemeleri bir yanlışlıktı.

Ağızlardan çıkan her iki kelimeden birinin hak ettik, hakkımızdır olması bir yanlışlıktı. Şüphen mi vardı

Göğsü al yazılı, pardon Terim yazılı bir Abdurrahim Albayrak görüntüleri yanlışlıktı. Çocukluğunda otogarlardaki çığırtkanlardan görmüş olmalı. Abdurrahim Albayrakın cep telefonu ve anlattıkları ve başbakanın demeci bir yanlışlıktı.

GS medyası varsın yazsın, saha içine nikah davetiyesi dağıtmak için girmiş diye... Onlar hep yanlışlıktılar.

Didiyi özlüyorum.

Bir GS maçı öncesi GS medyası sormuştu: Neden takımı kampa almıyor sunuz

Neden alayım demişti Didi. Ben takımımı diğer takımlarla yaptığımız maçlardan önce de kampa almıyorum.

Ve bir not daha:

Bir FBli olarak ben diğer takımlara her zaman dua ederim, diyen Etmeyezli Aptiye sormuştum.

Ne diye dua edersin Onlar da şampiyon olsunlar dileğinde bulunmak taraftarlık kategorisinin neresinde var

Cevabını hala severim Etyemezli Aptinin. Duası şöyle idi.

- Allah onlara da aziz başkanlar nasip etsin.

Bilmece

Bir Amerikan gazetesinin, wall street journalın "Uludere istihbaratını ABD verdi" iddiasına karşı başbakan Erdoğanın,

"Obamayı seçimler öncesinde zora düşürme adımı olarak görüyorum" demesinin

şimdi de Obamayı kurtaracak, gülümsemesine yol açtığını AKP teşkilatlarında, biliyor musunuz

Hayvan belgeseli

Belgesel çekim bu, büyük ormanda,

Birlikte yaşayan, sürüyle manda

Peşinde aslanlar dolanır her gün

Rızıkları manda, aynı zamanda...

Aslanların işi, yalnız biriyle,

Mandalar gezerler hep de sürüyle,

Bu koca hayvanlar birlik oldukça,

Aslanlar yetinir tek izleriyle...

Akılsız bir manda birlikten şaştı,

Fırsatçı aslanlar derhal birleşti,

Sanmıştı ki birlik önemli değil,

Artık o da manda değil bir leşti...

Ekrem Şama