Bush "Çuvalcı Generali" ödüllendirdi!..

Abone Ol

Süleymaniyede Türk askerlerinin başına çuval geçirten Amerikalı korgeneral David Petraeus Irakın yeni başkomutanı, yani Iraktaki Amerikan askerlerinin başı, emri uygulayan Albay Meyville ise general olarak Avrupadaki ABDgüçlerinin ikinci komutanlığına terfi ettirildi.

Görünen o ki, Süleymaniyede askerlerimizin başına çuval geçirilmesi olayı orada görevli birkaç Amerikalı subayın kişisel tavrından ibaret değil. Yapılan iş bu subayların bağlı bulundukları üst makamların onayıyla gerçekleşmiş. Eğer böyle olmasaydı olayda emri veren korgeneral ile emri uygulayan albayın terfi ettirilmesi söz konusu olur muydu

Son gelişmeleri de değerlendirerek diyebiliriz ki, Türk askerinin başına çuvalı geçirten Bush yönetimidir. Hatta Bushtur. Olayı başka türlü göstermeye çalışmak, aman ABD ile aramızı açmayalım gibi bir takım gerekçelerin arkasına sığınmak yanlıştır. Yanlışlığın da ötesinde yalakalık anlamına gelir.

Olayın bir başka boyutu ise Bush yönetiminin Iraka yönelik stratejisinde öngördüğü değişiklik bundan sonrası için Türkiye açısından ciddi tehlike işaretleri veriyor. Türkiye ve Türk askeri düşmanı bir generalin Iraktaki tüm Amerikan askerlerinin başına getirilmiş olması sanıyorum bu düşüncemizi haklı kılmaktadır.

Bu arada bazılarının ABD ile  AByi ülkemiz açısından birbirinin alternatifi olarak takdim etmesinin de artık bir anlamı olmadığı, daha doğrusu gerçeği yansıtmadığı gelişmelerle açıkca görülüyor. ABye 1995 yılılnda müracaat etmiş olan Bulgaristan ve Romanya nın 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren ABnin tam üyesi olmalarına karşılık 50 yıl önce müracaat etmesine karşılık Türkiyenin ABye ne zaman alınacağının belli olmayışı, hatta hiç üye yapılmayacağının anlaşılması karşısında ABnin Türkiye açısından ABDnin alternatifi olması da mümkün değildir. Böyle bir değerlendirme gerçekle bağdaşmamaktadır.

Öyle ise yapılması gereken nedir

Tüm aşağılama ve dışlamalara rağmen ille de ABD ve ABnin kuyruğuna yapışma, onların yardım ve himayesine sığınma gayreti yerine mensup olduğumuz medeniyet toplumu içinde aktif görev alıp, bu dünyanın toparlanmasına gayret göstermektir. Şuna inanıyorum ki, ABD ve ABnin gözüne girmek için sarfettiğimiz gayretin çok daha azını İslâm Dünyasının toparlanması ve birleşmesi için göstersek sanıyorum hem biz hem diğer Müslüman ülkeler Haçlı sürülerinin saldırıları altında ezilmezlerdi. Ne varki biz mensubu bulunduğumuz  medeniyeti beğenmeyip bir başka medeniyete yöneldiğimiz günden beri o medeniyetin mensupları da böylesine ne olduğu belli olmayan bir toplumu dışlamayı kendinde hak olarak gördü. Hele hele onlar dışladıkca bizim ille de "Sizinle olacağız, sizinle olmaktan onur duyacağız" yollu yakarışlarımız muhataplarımızı daha da şımarttı.

Bazılarının ileri sürdüğü gibi İslâm ülkelerinin biraraya gelmeleri imkansız değildir. Çünkü, Müslüman ülkeler arasındaki düşmanlık bugün ABnin kurucuları konumunda olan Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere ve Avusturya arasında İkinci Dünya Savaşı sebebiyle ortaya çıkan düşmanlıktan fazla değildir. İkinci Dünya Savaşı 1945te sona ermiş, Avrupa yerle bir edilmiş, milyonlarca insan hayatını kaybetmiş olmasına rağmen onlar bundan 14 yıl sonra yani 1959da bugünkü ABnin temellerini attılar. Yani 14 yılda İkinci Dünya Savaşının oluşturduğu düşmanlıkları bastırmayı becerdiler. İslâm Dünyasında böyle bir olay da yaşanmamıştır. İslâm Dünyasının tek sıkıntısı bugün kendi aralarında birlik oluşturan ülkelerin İslâm Dünyasına yönelik yalan üzerine kurulu kampanyalarının tesirinden kurtulamamalarıdır. Bu çemberi kırmak mecburiyeti vardır ve İslâm Dünyası için bundan başka da çıkış yolu yoktur. Aksi halde ABD ve ABnin oyuncağı ve sömürü alanı olmaya hep birlikte devam edeceğiz demektir.

Bunun için diyorum ki, ABD ve ABnin ne yaptığından çok bizim ne yapmamız gerektiği üzerinde kafa yormaya ve bu yönde çaba sarfetmeye mecburuz.