Buruşturulan kâğıt

Abone Ol

Belki çevrenizde değil ama sosyal medyada görmüşsünüzdür,

Önemli sayılma hazzını sadece yaşamayıp etrafa gösterip, en uzaktakiler üzerinde de mühim etkisi bırakmayı en başat görev bilenleri,

Aslında çoğunuz tanımaktasınız.

Komik duruma düştüklerinin farkında değillerdir.

Muhtemelen eskilerde de vardı, camdan cama seslendiği komşusuna, “Dün gece oğlum geldi Ankara’dan”,

“Ne getirdi?”

“İnci boncuk” tekerlemesini.

Elbet iç görüleri, bilgeliği, insancıl öğeleri öncülleyenler için üstü çoktan çizilmiş konuşulmaya gerek görülmemektedir.

Lakin o ve onun gibiler, etrafa rahatsızlık verdiklerini idrak edemeyecek kadar düştükleri zavallı durum, kimilerini insanlık adına utandırmaktadır.

Evinin en pahalı biblolarıyla süslenmiş köşesinde hazırladığı lüks tabak takımlarındaki yemekleri de fotoğraflayıp, yanına sos olarak düştüğü not,

“Ameliyatımda yalnız bırakmayan,

Hac dönüşü hemen yanıma koşan,

Evladımın nişanını tebriğe gelen sevgili dostumun getirdiği çiçekler, pastalar, fincan takımları.”

Bilge bir söz gibi ortaya atılmış, budalaca resimler.

Gazze yanarken de bu türler, aynı moddadır.

Gözyaşlarında tutumludur,

Ya da gözünde yaşlarını yıkayan ikinci bir çeşme vardır,

Kolaylıkla gülücükler saçabilmekte, sevinç dizeleri haykırmaktadır.

Merhamet, kalbinde intihar etmiştir.

Mazluma acımayı, kendisini tehlikeye atacak zayıflık ya da sakınca görmektedir.

Zor çocukluk günlerinin ardında kalanlar mı, diye düşünmekteydi, onun paylaştıklarını görenler.

Hiç sevilmediği, önem verilmediği, dinlenmediği, değerli bulunmadığından mı, yağlı kremalı pastalarla, çiçeklerle adamdan sayılma, ya da kutsanma ritüellerini öncülleyen tanrıça Kibele sanmaktaydı kendisini.

Yoksa yoklukları azaltmaya çalışırken ki vazifeşinaslığı, varlıkların kalem kalem çetelesini tutmaya mı dönüşmüştü.

Siyah deriye, beyaz maske gibi rengârenk boyadığı duygusal bir maske takmış gibiydi.

Kabul görme, onaylanmaya kurban verilen irfan, edep, görgü.

Lanetli bir geçmişi söküp, pırıltılı bir gelecek inşa girişimi.

Bu yüzden zihni ile bedeni el ele tutuşup en parıltılı giysileri ve boyunu uzun gösterme telaşı ile ayağından çıkarmadığı yüksek ökçeli pabuçlarıyla verdiği pozlarda gülümsüyor ve insanları listeliyordu,

“Falan mağazaların sahibi,

Filan üniversitenin rektörü,

Şu hastanenin başhekimi,

Şehrin milletvekilleri,

İlçe belediye başkanları,

Ziyaretime geldiler”, kötü bir TV dizisi repliği her seferinde.

Oysa gelenler ondan daha az riyakâr değildir.

Gittikleri kapı, milletvekillerinin bile görüşmek için kapısında kuyruk olduğu ışıltılı bir kariyer çizen bürokratın eşinin evidir.

Ya da yıldızı hızla yükselen küçük prensin annesinin villasıdır,

Ne ki listedekiler, ziyaretleri ertesinde kendi fotoğraflarını sosyal medyada gördüklerinde dünyaları yıkılmıştı.

Zira aynı ziyaretleri anketlerin yüksek oran verdikleri muhalefet partisinin prenslerine de yapmakta idiler.

Yakalanmışlardı.

Onların yanında ne kadar atıp tutmuşlardı iktidarın şehzadelerine.

A ve B planı yapmışlar lakin proje ellerinde patlamıştı.

Kutsanmalarla kendisini tanrıça Kibele sanan kadıncağız, elbet onların korkularından habersizdi.

Olmayan başarı hikâyesini eşinden ya da oğlundan alıp başına zafer tacı olarak takmıştı.

Güzel konuşma sanatına da haiz olması gerekmezdi, insanlar zaten veciz sohbetlerden sıkılmaktaydı.

Kendisine birkaç beden büyük gelen giysiyi yüksek ökçelerle kurtarmıştı lakin dantelli elbisenin genişliği, kısa bedenini ve kollarını kavurmaktaydı.

Fotoğrafın tam ortasında kendisi, yanında içtenlikle sarıldığı başı açık kadınlar,

Başı kapalı bürokrat ve vekil eşleri fotoğrafın en sonunda ya da en arkada.

Kendisi, her ne kadar kapalı olsa da prestij için daima böyle poz vermesine; “narsisizm, artı aşağılık kompleksi, artı frenlenemeyen yükseklik duygusu, kronik vak’a” diye not düştü psikologlar.

Bir edebiyatçı da, “Sosyal medya, buruşturulabilen bir kâğıt olsaydı da, şu kötü şiiri yırtıp atabilseydim” dedi.