Bursa dilime ve ruhuma düşünce birden Üsküdar ona eşlik ediyor. Bursa ile Üsküdar sözcükleri birbirine karışıyor. Biri yaşamakta olduğum şehir, biri de sevdiğim şehir. Bu manevi hazzın, insanda uyandırdığı duygu, yaşattığı his ve insanı içten içe kaynatan şey neyse her ikisinde de o var.
İki farklı ruh yaşanabiliyor. Açmazlarımız, bizi kuşatanlar ve bizi de beraberinde sürükleyen şeyler. İki ayrı ruhu modern zamanın insanı nasıl birlikte yaşayabiliyor ve taşıyabiliyor Belki de insanın iç dünyasındaki çelişkiler, çatışmalar arasında bocalayıp duruyor. MC Donalds ın içinden dünyaya bakmak... Asıl çelişki burada. Burada insana sunulan nedir, insan ne yöne akıp gidiyor ve bu nasıl bir insan tipi çıkıyor Pratik yaşamak mıdır, hemencecik bir iki lokma, bir kaç içecek ve belki de orada laflanan ve tüketilen zaman mı Bankalar, ihtişamlı vitrinler ve biribirini kışkırtan şey ler. Bulvarı bir baştan bir başa geçerken, baş döndüren bu yeni ve iğreti ruhun, insanı nasıl bir sel gibi sürüklediği, nasıl da kendi dünyasında parçaladığı görülüyor.
Birbiriyle çelişen birbirinin dünyasından çok uzak olan insanlar akıp duruyor Ulucaminin çevresinde. Musallada bekleyen bir insan, orada sırt üstü uzanmış tabutunun içinde, bu dünyanın son dokunuşlarında. Biraz sonra toprağa gidecek ve öteyle halleşecek. Bu halleşmenin insanda yaşatacaklarını düşünmek, ya da düşünmemek. Aslında düşünmemek de bir sorun. Var mıdır böylesi insanlar Askerle ilgisi olan ölünün çevresinde, orada sanki bir görev gereği duruyorlamış gibi oluşu... Askerler, ellerindeki silahlarla tetikte ve nöbet tutuyorlar. Kim kimden koruyorlar Halkından, insanından korkan, ya da temkinde olan iki ayrı dünya. Açmazlar her anı kuşatmış durumda.
Ulucami, Bursa yı modern dünyanın olumsuzluklarına karşı koruyan ve en çok direnen ve bu gücü gösteren bir mekân.
Ulucami muhteşem bir sığınak. Caminin kapısından içeri girerken insanın ruhunu yalayan o hissediş ve yaşayış duygusu insanı birden bir başka dünyaya alıp götürüyor. Dış dünyadan koparıyor. İlk adımdan itibaren, zamansızlığa rağmen, önünden geçmekte olduğum hatlar, "Aman Allahım burası bir hat denizi." İnsanın refleksleri bazan en iyi ifade ediş duygusu oluyor. Burası bir başka dünya. Sanatla insanın, insanla manevi hazzın, ruh ile duygunun, sevgi ile coşkunun bir arada yaşandığı bir dünya. Medeniyetimiz bütün değerlerini içiçeleştirmiş. Sanatla yönetimin, insanla değerin bütünleştiği bir ruh ortamı. İnsan sevdiklerini orada buluyor, onlarla yaşanınca güzel. Duygu orada yüceliyor. His orada kabarıyor. Devlet in insana olan değeri orada yansıyor. Sanatın yüceliğini, insanın hissediş ve yücelişini burada yaşıyor. Adım adım ilerlerken önünde durduğum her hat tın beni alıp götürdüğü duygu: İnsan, sanat, Devlet, değer, yönetim, hissediş, sevgi, his, içlilik, aşk...
Su şırıltılarının eşliğinde namaza dururken insanda uyanan duygu bir başka oluyor. Su sesi insanı sanki koruyucu bir unsurdur burada. Başka şeyleri düşünmeye fırsat vermiyor. Namaz ile su sesi arasında yitiliyor.
Camiyi, bir yabancı gözüyle seyreden, hızla akıp giden ruhların iğretiliğinden bazan bunalıyor insan. Sessiz yaşamak ve içten yaşamak buraya yakışıyor.
Yabancı duygunun ve hissedişsizliğin tanımını yapmak zordur. Üstat Necip Fazıl ın Bir Hasene Bacı tiplemesi vardır.
"İstiklal savaşında da 20 yaşlarında bir kızken, bir Cuma namazında caminin kapısında dikilip içeriye avaz avaz seslenmiş:
-Müslümanlar! Kaldırın başlarınızı secdeden! Bozun, zaten bozuk namazlarınız! Allah a secde edebilmek için evvelâ memleketinizden gavuru kovun!"
Yabancı ruhun istilâsından kurtulmak için bu ruha sığınış insanda bir uyanış oluşturuyor.
İslâm medeniyetinin insan değeri ve sezgisi, hissi ve yükselişi kendi kültürel verilerinde beliriyor. Devletin anlam kazandığı, uygarlığın önem kazandığı burada belli oluyor.
Işıktan daha güçlü bir ışık vardır bu mekânda. Hepsi birbirini tamamlıyor. Bir insana omuz vermek, bir insanın yanında sessizce ve sadece O na yönelerek ibadet etmek içimizdekilerini alıp götürüyor. İnsanın içini dolduran sayısız putlar orada parçalanıp gidiyor.
Dışarıya adımımı attığımda, o soğuk yüzün ötesinde içimi dolduran hissedişle bir kez daha yeterince doyamadan, manevi büyüklere uğrayamadan çıkıp gidiyorum Bursa dan.