Burası benim ülkem mi?

Abone Ol

GAZETELERE bakınca, televizyondaki haberleri izleyince, okuduklarıma ve gördüklerime inanasım gelmiyor. “Olamaz böyle şey! Benim ülkemde böyle şeyler olamaz! Bunu yapanlar insan olamaz!” diyorum. Tecavüzler, cinayetler, hırsızlıklar, soygunlar, dolandırıcılıklar, anarşi, terör, uyuşturucu ticareti, uyuşturucudan hayatını kaybedenler… Bâtılı tasvir, sâfi zihinleri idlâl edeceği için pislikleri daha fazla saymıyoruz. Zaten olup bitenler herkesin gözü önünde. Aklını yitirmemiş herkes şüphesiz benim gibi düşünüyor ve “burası bizim ülkemiz mi ” diye hayıflanmaktan kendini alamıyor.

Bizim ülkemiz maddî, mânevî “Cennet gibi” idi. Cenab-ı Hak dünyanın bütün güzelliğini bizim ülkemize vermişti. Üç tarafı denizlerle çevrili, dört mevsimin muntazaman yaşandığı, her türlü ürünün bolca yetiştiği güzel mi güzel bir belde… Dün gibi gelen zamanda bu güzelim ülkenin insanları da bambaşka idi. Hırsızlık vak’asına hemen hemen hiç rastlanmazdı. İnsanlar hile, hurda, yalan, dolan bilmezdi. Herkes birbiriyle kardeş gibiydi. Aslında “gibi”si fazlaydı. “Mü’minler kardeştir” İlâhî düsturu gereği herkes yekdiğerini kardeş bilirdi. Gayr-i Müslimler de İslâm hukukuna göre “Ehl-i zimmet” idiler. Yani onların da can, mal ve namus emniyeti vardı. Hem arada “komşuluk” münasebeti bulunmaktaydı ve uzun yıllar boyunca neredeyse hemen hemen hiç “karakolluk hâdise” yaşanmamıştı.

Bizim ülkemiz, yani Anadolu bir “huzur beldesi” idi. Minarelerden yükselen Ezan-ı Muhammedî, günde beş vakit bu ülkenin bir “Tevhid ülkesi” olduğunu kâinata ilan ederdi. Ölüm sonrası hayatı düşünen, öldükten sonra Allahu Teâlânın huzurunda nasıl hesap vereceğini hatırından çıkarmayan insanlar, Allah’ın haram kıldıklarından şiddetle kaçınır, emirlerini de güçleri nispetinde yerine getirirlerdi. Bu bakımdan ülke mânen kirlenmezdi. O tertemiz havayı herkes hisseder, içi huzurla dolardı. Peki ya şimdi öyle mi .. Bu bin yıllık İslâm diyarında Allah’ın hükümleri alenen çiğneniyor. Münkerât alenen işleniyor. Halbuki dün onlardan bir teki işlendiği için o münkerâtı işleyenlerin beldeleri alt üst olmuştu. Lût kavminin işlediği şenî’ fiiller, zina, ölçü ve tartıda hile yapalar, yol kesicilik, yağmacılık, kıtal… Şimdi bütün o pislikler filmlerde gösteriliyor. Haberlere bakılırsa yalnızca filmlerde kalmıyor. Bütün o haberler gerçekse, ağlanacak bir halimiz var demektir. Vah benim ülkem, seni bu hale kimler getirdi

Hangi düşman ve hâin eller, kardeşleri “düşman kardeşler” haline getirdi Yahu bizim birbirimizden ne alıp veremediğimiz var Evet, dünkü gün birçok şeyler oldu. Ama hele bir araştırın, onları kimler yaptı ve kimler hesabına yaptı Bugün Müslümanları paramparça edip, cesetleri üzerinde dans yapanlar, dün de aynı oyunu oynadı. Niçin bu oyunun farkında olmuyoruz Niçin, “Burası bizim ülkemiz. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Burasını yeniden huzur beldesi olarak tesis edeceğiz!” demiyoruz.

Yol yakınken aklımızı başımıza alalım. Şöyle etrafımıza bir bakalım. Irak’a, Suriye’ye, Libya’ya, Çeçenistan’a, Afrika ülkelerine… Olup bitenlerin “hikmet” cihetini birazcık düşünelim. Suriyeli kardeşlerimizle konuştuğumuzda onlar bize şunu söylüyor: “Bizde namaz, oruç ihmal edilmeye başlanmıştı. Halep’te, Şam’da, bütün münkerât işleniyordu. Biz Allah’ın hükümlerinin alenen çiğnenmesine seyirci kaldık. Başımızı öbür yana çevirdik. Sonunda bir zâlim eliyle cezalandırıldık. Sakın siz bizim gibi yapmayın!”

Terör işin bir yönü. Ya şu ahlâkî teröre ne demeli Doğrusu ülkeyi yönetenlere söylenecek çok söz var. Evet, yol, köprü, hastane, fabrika, vs. yapmak güzel. Bunların karşılığı da alındı. Mevki, makam, şöhret, vs… Peki bu bin yıllık İslâm beldesinin o güzelim yönü niçin görmezden gelindi Yarın dizimizi dövmeden, gelin bugün aklımızı başımıza alalım.

Sahi bu ülke, o şehid ve gâzi ecdâdın mîras bıraktığı ve bizlere emanet ettiği ülke mi ..