Son gelişmelerle birlikte, yüksek sesle ifade edilmese de, hangi partili olursa olsun, toplumun genelinde bir endişe olduğu konusunda bir şüphe yok. Duygusal tepki dönemi geçtikten sonra insanlar gelişmeleri daha farklı açılardan değerlendirme sürecine girdiler. Çünkü artık yaşadığımız olayların, ekonomik problemlerin etkileri doğrudan hanelere yansımaya başladı.
Peki, bu problemlerin üstesinden gelebilmek mümkün mü? Tabi ki mümkün. Karamsarlığa hiç gerek yok. Bizler ülke olarak bu cendereden çıkış potansiyelini her daim bünyemizde barındırıyoruz. Tarihi müktesebatımız, yaşadığımız tecrübeler, atlattığımız badireler bu gerçeği net olarak ortaya koyuyor. Ancak bunun için başta iktidar olmak üzere herkesin üzerine düşen önemli sorumluluklar var. Şayet içinde bulunduğumuz koşulların hangi tehditleri taşıdığına dair doğru teşhisler yapabilirsek, ülke olarak bu süreçleri kolaylıkla yönetebilir ve atlatabiliriz. Öncelikle şu sorunun cevabını hep beraber vermeye çalışalım. İktidar olmak halka hizmet etmek için bir araç mıdır, yoksa iktidarda kalmak bir parti için ana amaç mıdır? Şayet araç olduğunu düşünüyorsanız, soruna doğru yaklaşmaya başlamışsınız demektir. Yok, orada kalmak bir amaç ise problemlere sağlıklı bir açıdan bakma yetisini kaybediyorsunuz demektir. O yüzden öncelikle iktidar olmanın bu millete, bu ülkeye bir hizmet etmek aracı olduğunu düşünerek hareket edilmesi gerektiğini kabul etmeliyiz. Sonra güven ortamını tesis etmek zorundayız. Adil olacağımız konusunda kimsenin zihninde bir şüphe oluşmasına izin vermemeliyiz. İnsanların bir arada yaşamak adına umutlarının arttığı bir dönemi hayata geçirmek gibi bir görevimizin olduğunu kabul etmeliyiz. Kamplaşmanın son bulduğu, seçim meydanlarının savaş meydanı olmaktan çıkarıldığı bir ortamı hayata geçirmek zorundayız. Bir ülke bu kadar gerginliği uzun süre taşıyamaz. Daha önceki bir yazımızda ifade ettiğimiz gibi yüksek tansiyon önce gözlere vurur.
Dış politikada içinde bulunduğumuz koşullar ortada. Sürekli bıçak sırtı bir durumu yaşıyoruz. İnsanların birbirine güvenmediği bir toplum olduk çıktık. İki gün üst üste olağanüstü bir haberle uyanmasak ortada bir terslik var düşünmeye başladık. Hep teyakkuz halindeyiz. Ancak bu hal kendi içimizde birbirimize karşı olunca, bu durum enerjimizi negatife çeviriyor ve sürekli kısır döngü içinde birbiriyle uğraşan insanlar oluveriyoruz. Kimileri için çok klişe gelebilir. Hatta bazıları sen hala orada mısın diye de sorabilir ama şu inancımı daima ifade etmenin bir vazife olduğuna inanıyorum. 81 milyon insanımızın bir ve beraber yaşamaktan başka bir seçeneği yok. Sabırla, inatla bu inancın herkes tarafından ısrarla dile getirilmesi ve bu gerçeğe herkesin sahip çıkması şart.
Bunu dikkate almayanlar veya bu gerçeğe hak ettiği önemi vermeyenler, Allah korusun, gün gelir iktidar olacak bir ülke bile bulamayabilirler.
Nice sıkıntılar atlattık, nice sorunlarla karşı karşıya kaldık ama hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadık. Her hâl ve şart altında umudumuzu korumalıyız. Bizler her türlü tehdide karşı koyacak ve her türden problemi aşacak bilgi, birikim ve tecrübeye sahibiz. Sadece inanmak ve bu açıdan sorumluluklarımızı yerine getirmek bunun için yeterli bir başlangıç olur.