Kültür-Sanat

Bunu bana yapmayacaktınız gençler!

Bunu bana yapmayacaktınız gençler!

Abone Ol

İHL Sözlük yayına gireli epey oldu. Gençlerin tartışmasız ilk sırasında yer alan sözlük sanal alemde gezinen eli kalem tutan herkese açık bir platform.

Üyelik sistemiyle çalışıyor ve gençler yazıyor da yazıyor. Said Ercan‘la her karşılaşmamızda ‘yutmadım‘ der gibi bakar, neden bir türlü sözlüğü yazmadığımı sorar. Daha sonra derim ben de. Bir gün elim kolayladığında oturur söyleşiriz. Ama bizim gençler kül yutmuyor. Madem sen bizden bahsetmiyorsun öyle bir gece yapalım ki hem kar kış kalk gel, izle hem de yazma! Alacağın olsun Said Ercan, intikamını feci bir şekilde aldın. Hem de tek başına değil. Bir de Taha Ün var. Taha‘yla Marmara FM‘de bir 28 Şubat günü özel bir program yapmıştık. Marmara FM Genel Yayın Yönetmeni Esra Elönü‘nün icat ediği ‘concept‘ kapsamında. Sonra bir sürü oturmalarımız, uzun süren sohbetlerimiz. Mübarek, bir dönem bakıyorsunuz sürekli aynı yerde oturan bir derviş, öteki dönem bakıyorsunuz ortalarda yok. Taha Ün nerede, bilen yok. Meğer belgesel yapıyormuş. Beni de ucundan bulaştıracaktı ama, Malatya uçağı kurtardı beni.

Taha Ün ve Said Ercan ikilisi, ya da geniş kapsamıyla İHL sözlükçüler, -ki gençlerin bir kısmını gecede tanıma imkanı buldum- "Eşref Ziya Terzi Yirminci Sanat Yılı" etkinliği hazırladılar. Gitmek istemedim önce. İki sebebi vardı. Beni yıllar öncesine götürecek, içimdeki ‘coşkun‘ damarı akıtacak, yetmedi bir de gözyaşları damıtacaktım. Ne gerek vardı. Bir de Edebiyat Mevsimi‘ni altı gün boyunca takip etmiş diri zihnime yorgun bedenim ‘hayır‘ diyordu. Ha, birde Ahmet Kaya‘m var, ama onun gecesine denk getirme işinde Taha‘nın parmağı var mı hesap bile edemiyorum. Nihayetinde üç hatırlı dostumu kıramadım ve Cağaloğlu‘ndan eve yönelen adımlarım Üsküdar vapuruna yanaştı. Bağlarbaşı Kültür Merkezi‘ne varmadan karla yılın ilk karşılaşmasını yaşadım. Sonra yağmura çevirdi ya neyse. Salona girdiğimde içerisi ve dışarısı doluydu. Perdede bir şey oynuyordu, dikkatler oraya çevriliydi. Sevgili Taha benim geç geleceğimi hesap edip uzuuun bir belgesel yapmıştı. Kılıfı da şöyleydi sahnede söylediğine göre: "Biz üç dakikalık bir fragman için oturduk, iki saatlik belgesel çıktı" Uyanık, eleştireceğimizi de hesap ederek ön aldı bir de: "Biliyoruz bizi eleştireceksiniz. Eleştirin. Biz daha iyi çalışmalar yapılsın diye ilk çalışmayı yaptık" Eleştirmiyorum Taha. Belgesel çok güzeldi. Konuşan isimleri gösteren karanlık kamera sahneleri bile güzeldi. Ses atlamaları, görüntü atlamaları doğallık oluşturmuştu. Elinize, gönlünüze sağlık. Geceyi Selahaddin Kocaaslan sunuyordu. Şaşırmadım. Biliyorum ki en büyük heyecanlarını kuşanarak gelmişti geceye.

Gece Eşref Ziya Terzi adına olunca onu da dinlemek gerek. Benden habersiz başladılar, beni de zorla işin içine kattılar gibi şeyler söyledi. Doğrudur, ben bu gençlerin inadını bilirim. Radyo programı yapar gibi gece yapar bu gençler. ‘İnternettin Hoca‘nın dizi dibinde eğitim gördükleri için hiçbir sopa işlemez bunlara. Hele de bi haritacı70 var ki twitter‘ına şenlik. Ankara‘dan gelmiş, gelene kadar uçağın fotoğraflarını yüklemiş, yetmemiş valizi elinde geceye gelmiş. Gözü benim fotoğraf makinemde. Benden fotoğraf almak kolay mı. En az bir yıl bekleyeceksin. Nerdeee. Adam bilgisayarla yapışık geziyor, anında aktardı fotoları, çaktırmadan beni oyalamak için de gençlerle tanıştırıyor!

Belgeselde Ömer Karaoğlu‘nu, İbrahim Sadri‘yi, Abdulbaki Kömür‘ü, Esra Elönü‘nü, Alper‘i, Mehmet Ali Tuncer‘i, Ahmet Yenilmez‘i, Dursun Ali Erzincanlı‘yı, Mustafa Demirci‘yi, Bülent Yıldırım‘ı gördüm. Tanıdıkları Eşref Ziya‘yı anlatıyorlardı.  Bir de benden dinleyin Eşref Ziya‘yı. Efendim, anlamadım? Aramıza filim işler giremez, geçin o soruyu önce. Hah şöyle.

Efendim biz gençlik yıllarımızın en deli zamanlarını yaşıyorduk. Bant tiyatrolarıyla yeni tanışmıştık. Tamam itiraf ediyorum Selam, Gül Çocuk okuyorduk, biraz daha büyümüş de olabiliriz. Kanımıza girdi bu İlk Cemre‘ler, Kalksam ve Dirilsem‘ler, Bir Güneş Doğuyor‘lar. Yine itiraf ediyorum afiş de astık, yüksek sesle de söyledik ‘Bir Güneş Doğuyor‘u. İçimiz derin okumalar yapıyor, dışımız slogan haykırıyordu. Kitaplarda azalıyor, meydanlarda çoğalıyorduk. Fetih Günü için her yıl başka bir şehre gidiyorduk ve dilimizde ezgiler vardı. Eşref Ziya‘yla tanışmadan önce zaten tanışıyorduk. Belki de onu ondan iyi tanıyorduk. Ah şu çocuksuluk! Üniversite için İstanbul‘a geldiğimde camia için durulma döneminden az önceydi. Marmara FM koridorlarında çok kavi dostlar edindik. Marmara Müzik‘te Mustafa Cihat ve Eşref Ziya ikilisinin sohbetleriyle geceye karıştık. Her yeni albümün heyecanını içimizde duyduk. Eşref Ziya ‘Olmadı Dost‘ dediğinde bile ‘varsın olmasın, çaba gösterdik ya‘ dedik. Bazı değerli büyüklerimiz bilmeden ‘yeşil pop‘ ifadesiyle bahçeyi tarumar ederken kendimi tarumar edilenlerin yanında buldum. Çünkü onların samimiyetine inanmıştım. Hakan Aykut‘u, Mustafa Demirci‘yi, Ömer Karaoğlu‘nu, Eşref Ziya‘yı nasıl yalnız bırakabilirdim. Ve zaman aktı aktı aktııı aktı. Bir de baktık ki 20. sanat yılına gelmiş Eşref Ziya. Gerçi Alper, ‘abi bırak da bize yer açılsın‘ modunda espriler yaptı ama, Eşref Ziya topu Mustafa Demirci‘ye attı: ‘Biz gideriz ama Demirci asla gitmez‘ diyesiydi. İkisi de gitmesin netekim. Alper de devam etsin en güzel ezgilerine, şarkılarına.

İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım "Ben bu adamdan davacıyım. Çünkü adam bize "Kalksam ve Dirilsem" diye bir şey söyledi. O günden beri yerimizde oturamıyoruz.. Bir güneş doğacak diye yeryüzünü geziyoruz. Allah o günleri bize göstersin. Mısır‘da konvoyla giderken burada bulunan bütün sanatçılarımızın ve tabi o ilk yıllarda söylenen eserler çok daha farklıydı. O günleri bize hatırlatıyordu. Arabalarda hep bu marşlar vardı." Erol Erdoğan bir özlemini dile getirdi: "Geçen yirmi yıllık süreçte Eşref Ziya daha çok acıları ıstırapları haykırışları dile getirdi. İnşallah ikinci yirmi yılında ondan daha çok özgürlük ve mutluluk hikayeleri, mutluluk şarkıları ve ezgileri dinleriz. İnşallah Türkiye böyle bir Türkiye olur."

Eşref Ziya gençlere imkan sundu Marmara Müzik‘te, halen de devam ediyor. Gecenin düzeni ‘doğaçlama‘ gidiyordu. Mustafa Cihat çıktı önce, özlemişiz sesini. Mustafa Demirci ile okul hatıralarına daldı Eşref Ziya sonra. Sevgileri sözlerinden önce geliyordu, belli. Ömer Çelik sahneye çıktıktan sonra bir ara gitmeye niyetlendim, tam çıkacaktım ki salondan birlikte söylenen bir ezgi kulağıma çalındı. Eşref Ziya sanatçı dostlarını sahneye çağırmış ‘Bir Güneş Doğuyor‘u söylüyorlardı. Taha‘yı, Feridun Özdemir‘i, Ahmet‘i gördüm sahnede. Ah sizler... Ben daha durabilir miyim! Dilimizle, kalbimizle, gönlümüzle bir kez daha söyledik o meşhur ezgimizi. Hem de yine yüksek sesle. Evet, kalbimiz kırıktı, evet yenilmiştik, evet, varla yok arasıydık. İdeallerimiz birer birer elimizden alınmıştı. Üzerinde yürüyerek iz yaptığımız yollar patikalara çıkmıştı. Adımlarımız ileri giderken aslında geri gidiyorduk. Modernite karşısında çalım atacak gücümüz kalmamıştı. Başımız neredeyse yere eğilmek üzereydi. Ama durun bir dakika! "Bir Güneş Doğuyor Türkiye‘de, Cezayir‘de, Filistin‘de." Evet, çok hızlı gitmiş tökezlemiştik. Ama hayat, ama devran sürüyor. Allah‘ın da bir hesabı olduğunu o kutlu kitaptan okurcasına bir kez daha hatırladık.

Eşref Ziya çıkacak albümünden ‘Kan Gibi‘ adlı eserini okudu. Allah utandırmasın. Artık olgunluk çağını yaşayan sanatçının durulduğunu görebiliyorum. Üzerine ağır yükler binmiş, ama derviş gibi yola devam eden bir sanatçı. Atlattığı her acı devirden ‘tecrübe‘ kazanmış, hakiki dostlukları sürdürmüş, inancından kopmadan yürümeye karar vermiş, özeleştirisini yapmaktan çekinmemiş bir insana ne denebilir?

Allah yolunu açık etsin, sanatını hep ilerilere taşımayı nasip etsin.