“ Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Mustafa Şentop tarafından, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiş...”
Masalımsı hava. “Gösterildi” değil, “Gösterilmiş.’’ Birazdan adını yazacağımız yazarın kınama üslubuyla söylersek; Hiç haberimiz yoktu ay vallahi! Durumları.
AKP’nin 20 yıl iktidarda kalacağını, fabrikaları satacağını, Millet bahçelerin-de yuvarlanılacağını ve Yeni Cami ile Yeraltı Cami arasının meyhanelerle dola-cağını hep hayal etmişlerdi de, bir tek Sayın Erdoğan’ın Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmesini düşünememişlerdi; gereğini yapma yarışındaki yazarlarımız, dünyalı kardeşlerimiz.
Aday gösteren kim? Mustafa Şentop. Sayın Erdoğan’ın tensipleriyle TBMM Başkanı olmuş muhterem ve saygıdeğer bir milletvekili.
Başkası aday gösteremez miydi? Mesela Cengiz Candar, nerelerdedir?
Aman o olmaz! Turgut Özal’ı aday göstermişti. Sırasını savdı. Hem o gösterir-se, yağcılığın doruk noktası olur.
Bu ülkeden biri Nobel Barış Ödülüne aday gösterilirse, neden yağcılığın do-ruk noktası akla gelir? Hakkaniyet olmaz mı? Olur, diyor Sabah yazarı. (Engin Ardıç – Vermezler – 30 Aralık 2022 – Sabah)
Ödül almak ile “Batı’nın hoşuna gitmek” bağlantısını kuran sayın yazarın bir teklifi de var: Sayın Şentop’un, Sayın Erdoğan’ı aday göstermesini hazmedemediğini, yerinde bulmadığını ve o işi yapmaya kendinin daha uygunluğunun itirafı da denebilir.
“Ben size daha gerçekçi bir aday ismi de vereyim: Kemal Kılıçdaroğlu.
Ya da masanın sandalyenin adayı kim olacaksa o.”
Bu üretimlere teklif değil, teklif şiddeti desek daha doğru olacak galiba.
Çünkü, sayın yazarın yazdıklarına göre şiddet her yerde.
“Şiddet yalnız varoşlarda değil, okullarda da yaygınlaşıyor.” (Varoş, olağan şüphelilerin ikamet ettikleri kenar ilçeler olmalı.)
‘’İnsanlar(ın) dayak yememek için trafiğe çıkmaktan’’ korkmalarına ‘’Ya sopa ya bıçak seni bekliyor’’ teşhisini koyan yazar, Milli Eğitim haberlerinde ise, ‘’Daha bunlar iyi günlerimiz’’ hatırlatmasında sanki.
“Okullarda ciddi boyutlarda bir ‘ergen dehşeti’ yaşanmaya başladı.
İlkokula kadar indi.’’
‘’Sigara da içiyorlar, bıçak da çekiyorlar.
Acaba bunda, okul kapılarında satılan metamfetamin tabletlerinin de etkisi var mı? Olsa gerektir.
Çünkü uyuşturucu ayağa düştü.”
Son üç satırı ile AKP’nin 20 yıllık iktidarını da özetlemiş sayın yazar.
‘’Gençliğimiz büyük ölçüde kaybedildi.
Geliyor gelmekte olan lumpenproletarya.
Allah vere de bir iç savaşa dayanmasa.’’
(Engin Ardıç – 23 aralık 2022 – Ergen dalaşı – Sabah)
Ha sahi neydi konumuz?
Nobel Barış Ödülüne Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın, TBMM Başkanı Sayın Mustafa Şentop tarafından aday gösterilmesinin, Sabah yazarı Engin Ardıç tara-fından “Hakkaniyet” örneği sayılarak ve köşe yazısı olarak sunulmasıydı.
Baştan bir daha okuyalım.
Ödül hesabı biraz eksik mi?
“Erdoğan’ın yalnızca Rusya– Ukrayna Savaşı’ndaki tutumu bile ödül için ye-terlidir. ‘Tahıl koridorunun’ açılması bile... Ayrıca Suriye ve Mısır ile yürüttüğü barış çabası da cabası.”
Bahis mevzu ettiğimiz sabah yazarı Engin Ardıç’ın “Vermezler” iddiasını işlediği yazısının karşı terzi de bu paragraftır.
Tutum diyor. Biz “Yerli Malı ve Tutum Haftası” kutlayarak büyümüş bir nesiliz. Tutum nedir, iyi biliriz.
Dünyanın tahıl ambarı tanımı yazılırdı ülkemiz için ders kitaplarında. Ne oldu da koridorlar açar olduk? Bunu da tarih kitapları yazacaktır.
Ayrıca Suriye ve Mısır ve barış çabaları...
Bir tv kanalında Sayın Erdoğan’ı dinlemiştim. Trump’u kastederek, “Bana Esat ile görüş/barış dedi, hayır dedim” demişti. Gerçi o zamanlar eski zamanlardı.
İsrail nerde?
İsrail ilişkilerimizin önemi olmayacak mı bir barış ödülü söz konusu olduğunda?
Atlı birliklerle karşılamadık mı Herzog’u? Büyükelçiler atamadık mı karşılıklı?
Sayın yazar bu ilişkimizi önemsemiyor mu, yoksa konuşulmasın mı istiyor?
Bari işinden etmeseler, yazısını okuduklarında iktidarlılar.
Bir iktidarcı site
okuturken terbiye verir
AKP iktidarının pelikan gemisi gazetesinin sitesine bakıyorum. Daha doğrusu bugün ikinci bakışım.
İlk haber, Sayın Nebati resimli: “Bütün marketlere çağrı: Elinizi taşın altına koyun, enflasyon hızla düşecek.”
Türk Lirası hakkındaki “En düşük durumda” tespitiyle, düşük uzmanlığı veya düşürme uzmanlığı tescillenen Sayın Nebati’nin, taş bulamadıklarından ellerini altına koymuş marketlere enflasyonun düşeceği konusunda kopya vermesi, vatandaşa nasıl bir rahatlık sağlayacak da bu haber yapılmış.
Cevabı 12 numarada
Rafların arasına konmuş ve içi doldurulmuş market arabasının üstüne koca-man harflerle yazılmış: “Marketlerde indirim yarışı / Peş peşe başlatılan seferberlik hızla yayılıyor.”
Üç aya yakın, üç harfliler denilerek reklamı yapılan marketler indirim yarışına girmişler. Neden acaba? Zamları koymak yarış öncesi antrenmanları mıydı?
İnsanımıza savaşa hazırlanmayı ya da savaşı hatırlatan, bir çok hikaye ve romanda acıları anlatılan, en zorlusu 1914–1923 yılları arasında 9 yıl süren, son ilanı 2016’da olan ve Sayın Erdoğan’ın “Tüm terör örgütlerine karşı milli bir seferberlik ilan ediyorum” dediği, kanuni şartlarla tanımlanmış ve vatandaşların tamamını ilgilendiren seferberliği, konfeksiyon gazetecilerin, iktidarın marketçilerle mücadelesini aferinleştirirken sermayelerine böyle kattıklarını da gördük.
15 numarada Ronaldo var
20 yıldır uluslararası turnuvalara katılma hakkını kazanamayan Milli Takımımızın, Katar’da da olmamasının hüznünü bizzat kendi özel uçağına atlayıp giderek hafifletmeye çalışmış Sayın Erdoğan, “Ronaldo’yu harcadılar” demişti Atatürk Üniversitesi’ndeki sohbetinde.
“Ronaldo’ya büyük şok... Yeni takımında forma giyemeyecek” başlıklı ve bir yandan, bir önden resimli haberin yapılması, hem Sayın Erdoğan’ın, Ronaldo üstünden sportif önemsenmesini, hem de Sayın Erdoğan bahsettiği için Ronaldo’nun önemsenmesini izah eder. Yani malzemenin kalitesi gereği…
İngiltereden haberler
İki tane de İngiltere’den haber var, iktidara çok yakın gazetenin o sitesinde.
“İngiltere’de sağlık sistemi çöktü. Ambulans gelmiyor, doktor yok, ilaç yok.”
Ambulans gelmiyoru anlamamız kolay. Zira AKP’den önce biz de ambulanssızdık,biliriz. İlaç yoku da anlarız. Çünkü aylardır bizde de yok. Fakat doktor niye yok? Dr. Turan Çömez’i gönderdiğimizi bilmiyorlar mı?
İngiltere hükümetenin vatandaşlarına yaptığı uyarıyı da not etmişler bir kenara: “Ölümcül bir durum yoksa, acile gelmeyin.”
Türkçesi nedir bu ikazın?
Ölümcül durum nasıl olur, bilecek kadar tıpta uzmanlaş mıdır bu İngilizler? Yoksa silahlı bir saldırıda kafalara bir kurşun rast gelindiğinde mi izin veriliyor, hastane yoluna düşülmesine.
Sitenin 13 numarasında okuduğum bir başka İngiltere haberi daha vardı.
“William beni dövdü” demiş Harry, gündeme bomba gibi düşürdüğü haberinde. Üstelik Mephan da çok üzülmüş. O da kim ise?
Haberi kaleme alan gazeteci kişiye bravo. Şehirlerinin caddelerine bomba düşmüyorsa, Harry’in dedikleri işte böyle bombalaştırılır.
William, Harry’i niçin dövmüş, nerde dövmüş, nasıl dövmüş? Kamera kayıtları var mı? Bu sorular önemlidir. Çünkü bizde de olmuştur böyle vak’alar. Sayın Soylu, en yeni milli damadımız Sayın Berat Albayrak’a omuz vurmuştu, kameralar önünde ve ortalık kalabalık iken. Gerçi bizimkiler de saraylı ama prens değiller. Ama olsun. Biraz benzetmek bile havalı oluyor.
İkide bir demesek de, ikide iki İngiltere haberini niçin koyuyorlar o gazetenin internet sitesine? Hangi bağlarla bağlandık?
Sayın Nebati beyin hep oraya gitmesinin sebebi belli. “Söke söke alırlar” te-minatlı paralarımızı getiriyordu.
William, Harry”i niye verdin diye mi, yoksa niye az verdin diye mi dövmüş olabilir? Yazsaydılar öğrenirdik. Hem de işlerini tam yapmış olurlardı.