Geçtiğimiz günlerde yazılı ve görsel medyada ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in son dönem yaşanan dalgalanmalar hakkında yaptığı değerlendirmelere yer verildi. ABD Büyükelçisi ise sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla Jeffrey’in sözlerini içeren bir paylaşımda bulundu. Söz konusu paylaşımda Jeffrey’in, “…Amerika Birleşik Devletleri, terörle mücadele etme ve Suriye’de savaş suçlusu Esad rejimiyle devam eden ihtilafa çözüm bulma hususunda halkla ve hukuki gerekçelere sahip olduğu konusunda Türkiye ile tamamen hemfikirdir. Türkiye’nin Suriye’de özellikle İdlib’de askeri güç bulundurma noktasındaki bu meşru menfaatlerini anlıyor ve destekliyoruz. Türkiye, sınırlarına bir anda dayanabilecek üç milyon mültecinin tek başına üstesinden gelemez. Türkiye’nin böyle bir şeyin yaşamaması için gerekeni yapma hakkı vardır ve biz de Türklere bu konuda nasıl yardımcı olabileceğimizi değerlendirmek için buradayız” sözlerine yer verildi.
Jeffrey’in bu ifadelerinin siyasi arka planında hangi dolapların döndüğünü, coğrafyamız üzerinde kurulan hain hesapların nasıl aktive edilmeye çalışıldığını, kapitalist Batı’nın öteki ile ilişkilerinin ne üzerine kurulu olduğunu hepimiz biliyoruz. Burada söz konusu açıklamanın siyasi-politik arka planına değinmeyeceğim aksine hemen her fırsatta bir açıklama ile dünyayı hizaya getirmeye çalışan hegemonik bir zihniyetin üzerimizde oluşturduğu baskıya değineceğim. Coğrafyamızda bir kuşun kanadı kırılsa maşallah bizden önce bu adamların haberi oluyor ve “destekliyoruz, yanındayız, müttefikiz, birlikte başaracağız” türünden açıklamalarla yerli işbirlikçilerini gaza getirip işgallerin önünü açıyorlar. Adamlar bütün dikkatlerini İslam coğrafyasına yoğunlaştırmış durumdalar, BOP sürecini hızlandırmak için etrafımızı dört elden kuşatmışlar. Adeta mercek altındayız, hedeflerine ulaşabilmek için bizi göz hapsinde tutuyor ve ne yaptığımız, ne düşündüğümüz, nasıl hareket ettiğimiz üzerine yoğunlaşıyorlar. Bölgemizde yaprak kıpırdasa herkesten önce ABD’nin haberi oluyor. Sana ne be kardeşim, ağaç bizim, altında barınan toprak bizim, kuruyup dökülen yaprak bizim sana ne oluyor? Ortadoğu’nun müttefik liderleri her ne kadar bizim topraklarımız, bizim kararımız demeye devam etseler de, ABD’nin onayı olmadan adım atamıyorlar. Bu durum ABD hegemonyasını dolayısıyla mazlum halklar üzerindeki baskı ve dayatmaları daha da tetikliyor. Adamlar kendilerini dünyayı parmaklarında döndüren bir aktör gibi görüyor ve insanlığı ayakta tutan bütün değerleri katledip şeytanın baş hizmetkârı olmak istiyorlar. Yeryüzünde adaletin tesisini sağlamakla yükümlü olan Müslümanlar ise vakti zamanında yuları bu zorba zihniyetlere kaptırmışlar, özlerine dönüp kendi değerlerini inşa etme cesareti gösteremiyorlar. O yüzden bu işgalci terörist zihniyetin şiddet ve hile kokan eylem ve açıklamalarına ne uzanabiliyoruz ne de engel olabiliyoruz.