Bumerang siyaseti sonunda milleti vurur

Abone Ol

Anı yaşayanlar, gelecek anı nasıl yaşayacaklar Bumerang

elden çıkarken sevinenler, bumerang dönüşüyle ilgili kafa yoruyorlar mı Gerek

kendimiz gerekse ülkemiz hakkında aldığımız kararların sonuçlarını, süreç

olarak da sonuç olarak da birlikte değerlendirmeden gerçek sonuçlara

ulaşamayız. Karşılaştırmalı bir değerlendirme yapmalı ve karşılaştırılan

unsurların dengesi gözden kaçırılmamalıdır. Ekonomi, hukuk ve dış politika gibi

temel alanlarda nerden nereye yuvarlandığımızı görmeliyiz.

Ekonomi dünyasına baktığımızda yapılan araştırmalar,

Türkiye nin Cumhuriyet in ilk döneminde (1923 1938) yıllık yüzde 7,4 büyüme

ortalaması yakaladığını, 1938 1950 arası dönemde ise büyüme oranının yıllık

ortalama yüzde 1,2 olduğunu gösteriyor. 10 yıllık Adnan Menderes döneminde

yüzde 6,3 büyüyen Türkiye ekonomisi, 1965 1971 arası 6 yıllık Süleyman Demirel

döneminde yüzde 7,3, 1983 1991 ANAP döneminde yüzde 5,1 büyüdü. Erdoğan ın ilk

dönemi 2002 2006 arası yılda ortalama yüzde 7,2 büyüme yakalansa da 2007 2013

arası büyüme yüzde 3,4 olmuş, ortalama olarak geçmiş tek parti dönemlerinin

gerisinde kalmıştır. Ama karşılaştırmalar koalisyon dönemleri (1998 2001) ile

yapıldığında ekonominin tuzu kuru gösterilmeye çalışılıyor.

2001 krizi üzerinden yapılan değerlendirmeler, ekonomide

istikrarla kalkınmanın ayrı şeyler olduğunu gözler önüne seriyor. AB, IMF,

Dünya Bankası reçeteleri istikametinde izlenen politikalarla istikrar, disiplin

ve ekonomide bir gelişme kaydedilse de, yüksek dış borç, yüksek cari açık ve

küresel şartlarındaki değişim gizlenemiyor. Sadece bu yıl borç ödemesi için 220

milyar dolar gerekiyor. Devlet, 2024 yılı için borçlanmaya çıkıyor. Daha

derinde, inşaat-emlak gibi verimsiz alanlara dalan Türkiye nin yüksek

teknolojiye dayanan bir ekonomiye nasıl geçeceği ve orta gelir tuzağından nasıl

kurtulacağına dair bir vizyon ise yok.

Hukuk açısından da son 12 yılın adalet ve yolsuzluklarla

mücadele ile geçmediğini görmekteyiz. İlk dönem yapılan reformlarla sivilleşme,

derin devletle yüzleşme, yargıda reform, AB sürecinin adımları olurken, şimdi

kendi yaptığı reformları ortadan kaldıran, uluslararası yayınlarda, artık

otoriterleşen, medyası özgür olmayan, hukukun işlemediği bir ülke görüntüsüne

kaymaktadır. Darbe davaları kumpas olurken, hukuk devleti olmayı hayal ederken,

kanunların ve mahkeme kararlarının uygulanmadığı bir ülkeye döndüğümüz görmek

üzüntü verici. Farklı düşünen toplum kesimlerinin buluşma alanları yok

ediliyor, iş dünyasına, medyaya baskılar ve kutuplaşma korkunç boyutta

artıyorsa, bumerang siyasetinin kimi vurduğunu söylemek zor olmasa gerek

Dış politikada ise, kısa bir süre önce Batı da ve Doğu da

parmakla gösterilen Türkiye nin uluslararası itibarı dökülüyor. Uzmanların

ifadesiyle; Suriye politikası iflas etti, sınırımızın ötesinde artık terör

devletçikleri var. Suriye ve Irak, hızla Afganistan a benzerken biz de

Pakistan a benziyoruz. 100 binin üstüne geçmeyeceği söylenen göç sayısı 1

milyonu aştı ve artık iç gerilimlere neden olmakta. IŞİD gibi gruplar,

Türkiye nin etki bölgesinde cirit atıyor, Türkmenleri, Kürtleri katlediyor,

konsolosumuz ve beraberindekileri rehin alıp konsolosluk binamızı karargâh

yapıyor . Bölgesel hatta küresel güç olarak Türkiye izlemekten başka bir şey

yapamıyorsa, bu gücün ne anlamı olabilir ki 2023 ya da Yeni Türkiye ne

ifade edebilir ki!

Bumerang siyaseti hem iktidarı hem de muhalefeti ciddi

sorunların hangi vizyonla nasıl çözüleceğinin tartışılmasını perdelemiştir.

Kamplaşmayı tetiklemiş ve milleti kutuplaşmaya yönlendirmeyi başarmıştır.

Meselelerde ikna edici vizyonu olanlar, Türkiye nin geleceğine şekil verecekse

bunun bumerang siyasetinin sona ermesiyle olacağını çok iyi biliyor. Bu

noktada, filmin sonunu beklemenin milletin vurulacağı anlamı taşıdığı için, şimdiden

işin sonuna bakmaya çabalıyor, tedbir almaya gayret ediyor. Çünkü akıl işin

sonunu görebilmektir. Geri kalanlar ise, filmin sonunda aklını başına alacak.

Tabii, baş bulabilirse